• BIST 82.300
  • Altın 147,981
  • Dolar 3,8287
  • Euro 4,0719

    Yüzük, Büzük ve Mülteci Sorunu

    15.07.2016 15:42
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

    İnsanlık tarihi ile başladığı kabul edilen göç olgusunun günümüzdeki en önemli yansımalarının başında, uluslararası ve yasa dışı göç gelmektedir. Yasa dışı göçler, özellikle 11 Eylül Saldırılarının ardından değişen güvenlik algılamaları nedeniyle, “kurgulandığı şekliyle” artık güvenlik tehdidi olarak görülmektedir.

    Türkiye, coğrafi konumunu ve çevre ülkelere göre gelişmişliği nedeniyle uluslararası ve yasa dışı göç olaylarında hem “hedef ülke” hem de “transit ülke” olarak ön plana çıkmaktadır. Ancak, AB Kurumu Frontex; “Frontières Extérieures-dış sınırlar” ya da Avrupa Birliği Sınır Güvenliği Birimi kadar sıkı sınır tedbirlerine henüz sahip olmaması sonucu terör operasyonlarına, özellikle de düzensiz göç ile ilgili veri kaydında ve bu verilere ulaşmada sıkıntılar yaşanmaktadır.

    ***

    Konuya tam vakıf olmak için hiç kuşkusuz dünyada yaşanan uluslararası göç sorunun mekânsal (bölgesel ve ülkesel) dağılımına, gerçekleştiği ülkelerde neden olduğu siyasi, sosyo-ekonomik ve güvenlik sorunlarına, coğrafi konumu nedeniyle Türkiye’nin uluslararası göç sorunundaki durumuna ve son olarak Türkiye’nin gerek kaynak ve transit gerekse de hedef ülke olarak uluslararası göç konusunda 1923’den bu günlere gelene dek yaşadığı sürece ve sorunlarına değinmek gerekmektedir.

    Ancak, emek-bilgi ve profesyonel bir yaklaşımla ve uzun bir çalışmayla ancak bu gerçekleşebilir.

    Kısaca şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; Türkiye’de yaşayan yabancılara yönelik coğrafi çalışmalarda, uluslararası ve yasa dışı göçün geniş bir perspektifle fazla araştırılamamış, Frontex benzeri bir güvenlik yapılanmasına gidilememiştir.

    ***

    Günümüzde uluslararası bir sorun haline dönüşen göç unsurunun yarattığı sorunları ve Türkiye’nin uluslararası göç sorunundaki konumunu, özellikle de Suriye denkleminde gelişen mülteci karmaşasına, medyaya, özellikle de sosyal medyaya yansıdığı şekliyle, seviyesiz, bilgiden yoksun, popülist yöntemlerle yaklaşmak ve bu sorunun yarattığı etki-tepki mekanizmalarını açığa çıkarmadan ya da iktisadi, sosyolojik ve kültürel anlamda analizlerden yoksun yorum ve yaklaşımlar hiç şüphesiz ki konuyu daha da karmaşık hale getirecektir.

    ***

    Bir kere Türkiye, tıpkı Batı gibi mültecilere ve göç olgusuna, kaynaklarımızı kurutan bir güruh olarak bakmaya; ya da sorunu batı türü yaklaşımlarla Güney Avrupa'da kontrol altında tutulabilecek veya Kuzey Afrika-Akdeniz sularında ve de Türkiye'de kıstırılabilecek bir mesele gibi göremez.

    Ve Türkiye, Batının, tıpkı Libya, Tunus ve Mısır örneğindeki gibi, şimdi de Suriye’de başlamasında ve tırmanmasında müsebbibi olduğu savaşlardan kaçan insanlara yardım etmekle ahlaken yükümlü olduğunu hatırlatan ve bu yükümlülüğünü yerine getirmesini isteyen bir Türkiye olmalı.

    Nasıl kirletmişsen, şimdi temizle..!

    ***

    Ne tuhaftır ki batının göçmen karşıtı politikaları, yaşanan son trajedilerden kısa bir süre öncesinde, iki milyon okuyucusuyla İngiltere'de yayınlanan The Sun gazetesinde, Akdeniz'i geçmeye çalışan göçmenlerin teknelerinin savaş helikopterleriyle batırılmasını ve böylelikle Avrupa'ya ulaşmaya çalışanların caydırılmasını öneren, Katie Hopkins imzalı bir köşe yazısı yayınlanmıştı. Hopkins, makalesinde mültecileri "hamam böceği”ne benzetiyor.

    ***

    Bu örnek, ne yazık ki her gün tanık olduğumuz acı, ıstırap ve ölümlere karşı merhametsiz bir tepki olarak Avrupa geneline yayılan göçmen karşıtı söylemlerin bir yansıması ve göçmen düşmanı partilerin Avrupa genelinde yükselişe geçmesine sebebiyet vermektedir. Onların kazandığı ivme, resmi politikalarına da yansımış durumda.

    Topraklarına kabul ettiği Suriyeli mültecilerin sayısı yüzü bile bulmayan İngiltere'de hükümet, arama-kurtarma misyonlarının göçmenleri cesaretlendirdiğini öne sürüyor.

    Kimileri ise, göçmenlerin geldikleri ülkelerdeki seyahat ve kabul koşulları hakkındaki bilgilendirici kampanyaların caydırıcı olacağı görüşünde. Yani diyorlar ki; "Ne kadar zalim olduğumuzu gösterirsek ülkemizden uzak dururlar". Bu da insanların aslında savaş bölgelerinden falan kaçmadığı, Avrupa'ya sadece maddi fayda sağlamak için geldikleri fikrinin bir parçası. Bu görüşün en büyük destekçileri de Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi ve benzer milliyetçi sağ partiler.

    ***

    Aksi görüşlü ülkeler de var, Yunanistan, İtalya ve İspanya, hatta Fransa gibi, AB içinde ikinci derecede etkiye sahip ülkeler; “Artık yaşlanıp silikleşen bu kıta, savaş ve soykırımdan muzdarip olan insanlarla dayanışma gösterip onlara bir gelecek sağlamalıdır; zira bu insanlar bize ekonomik bir gelecek sunmaktalar. Bunu yapmak, yükümlülükten de öte bir şey. Bu insanlar için elimizden gelenin en iyisini yapamazsak, ortak tarihimize de hakaret etmiş oluruz” gibi görüşler de ortaya atılmakta. Eğer bu görüşlerde haklılık payı varsa ki var, Türkiye bu fırsatı neden altın tepside sunsun, kendi koşullarında değerlendirme fırsatına sahipken ve de üstelik ağırlıklı olarak külfetin yükünü kendi omuzlarında tek başına taşımasına rağmen.

    Daha da önemlisi, yarın sular durulduğunda güney sınırı boyunca yer alan Suriye-Irak koridorunda ve orta doğunun ikinci kilit ülkesi olan Mısır’da öncelikli belirleyici ve söz sahibi olma kozunu neden kaybetsin?

    ***

    Kendi dışındaki coğrafyaları kan gölüne çevirmede hiçbir beis görmeyen Batı, kendi konformizmini tehlikeye atacak, zaafa uğratacak-kendi tabirlerince-bu hamam böceklerini, kara sularına vardıklarında savaş helikopterleriyle katletmesinde neden bir sakınca görsün?

    Peki, yüz yıldır batı dünyasını suçlar dururuz, ancak hiçbir sorun da çözülmez ne yazık ki.

    O zaman sorun nerede ve çözüm hangi dinamiklerde saklı?

    Çözüm üretme yeteneğini kaybetmiş, “sorgulayan mantık” özelliğini yitirmiş, orijin rayları sökülerek karanlık dehlizlere döşenmek suretiyle kendi öz-yaşamsal sistematikleri farklı mecralara saptırılmış bir coğrafya, küresel oligarşizmin pençesinden nasıl kurtulacak?

    ***

    Eş dost yakınır yazılarımın zor anlaşıldığından; çok “kitabi” ve “fantastik” tarz kullanılıyor gerekçesiyle. Bırakalım bir türlü anlatamadığım veyahut “doğru” okunamaması ve yeterince dikkatin verilenemeyişinden kaynaklı yazılarımdaki terimlerin, örneğin; “yan bilinç” ya da patolojik anlamda “zihinsel geviş getirme” fantastiğini…

    O zaman bir fıkra döktürelim, konunun anlaşılırlığı acısından.

    ***

    Her namaz öncesi abdest alan bir müslüman, her seferinde ellerini yıkamaya başladığında, sürekli olarak kıçını oturduğu tabureden veyahut çeşme iskemlesinden hafifçe kaldırır ve sağa sola kıvırır.

    Bir arkadaşının dikkatini çekmiş bu davranışı ve sormuş:

    Neden ellerini yıkamaya başladığında, kıçını sürekli olarak bir sağa, bir sola kıvırırsın?

    Kitap öyle diyor” diye yanıtlamış bizimki.

    Anlamadım! Hangi kitap, ne saçmalıyorsun sen böyle?” diye karşılık vermiş arkadaşı.

    Derken efendim, camiye gidilir, bizimki besmele ile kitabı eline alır, üç kez alnına dokundurarak öper ve ilgili ayet ya da bölümü bulur ve arkadaşına:

    Bak işte, oku!” der.

    ***

    Meğerse Arap Alfabesinde yarım elips şeklinde olan ve karın bölgesi aşağı olacak şekilde ve de alt kısmında iki noktadan oluşan “Y” harfi, matbaa hatasından kaynaklanmış olmalı ki, tek nokta konulmuş ve “B” harfine dönüşmüş. Böylelikle; “Abdest alırken yüzüğünüzü oynatın” ki olur ya; parmağa takılı olan yüzüğün içinde kalan kirin temizlenmesi uyarısı, bir nokta eksiğiyle bu sefer;

    “…büzüğüzü oynatın!” şekline bürünmüş.

    ***

    Anlaşıldı mı şimdi, İslam coğrafyasının neden kan gölüne çevrildiğini?

    Sorgusal mantıktan ya da “neden-sonuç” analizlerinden yoksun coğrafyalardaki yaşam sistematikleri, belli ki bir noktayla bile olsa optik kaydırmalara veyahut saptırmalarına her zaman müsaittir.

    Bu fıkra, Türkiye’nin son yıllarda geliştirdiği “jeo-politik”, “jeo-ekonomik” ve “jeo-kültürel” stratejilerini algılayamayanlar ve de yüzükleri yerine büzüklerini sağa-sola kıvıranlara atfolunmuştur.

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim