• BIST 89.629
  • Altın 146,317
  • Dolar 3,6219
  • Euro 3,9415

    Yorgun Yüzler, Solgun Güller

    01.11.2012 12:57
    Hasan Suiçmez / yazar

    Hasan Suiçmez / yazar

    Türkler tarih sahnesine çıktıkları tarihten itibaren ocak söndüren değil, söndürülen ocakları yaşatan bir hayat felsefesini benimsemişlerdir.

    Dünyanın kendileri için yaratılmış olduğuna inandıklarından, dünyayı elde etmek için mücadele etmişler ve ruhlarını ancak atlarını engin ufuklar sürdükçe tatmin edebilmişlerdir.

    Tarihin satır aralarında zaman zaman kendilerini dar bir alana hapsedip orada kalmalarının daha doğru olduğunu söyleyenlere hiç itibar etmemişler, bindikleri atlardan inmeden; bindikleri dalları kesenlere aldırmadan kutlu hedeflerine doğru yürümekten vazgeçmemişlerdir.

                    Ünlü Hun Kağanı Hohanye’ye karşı Çi-Çi’nin; “saçlarımızı kesmeyeceğiz, Çinlilerin yaşantılarına asla özenmeyeceğiz” haykırışı ile başlayıp; Orhun Abidelerin de “Ey Türk üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe” ifadeleri ile abideleşen mensubiyet fikri Türklerin dünya insanlığına hediye ettiği muhteşem fikirlerdir.

    Ne var ki; Uygurlardan itibaren yerleşik hayata geçip topraktan ayağını kesmeye başlayan Türkler bu tarihten sonra tabiattan uzaklaştıkça sosyal kirliliğin içine düşmüş ve bir daha da bu kirliğin etkisinden kurtulamamışlardır.

                    Öyle ki kurulan onlarca Türk devletlerinin yıkılış hikâyeleri hemen hemen hep aynıdır.

     Kendisinden olmayan insanları devlet kademelerine getirip onların ihanetlerine uğramak.

               Göktürkler, Büyük Selçuklular,  Anadolu Selçuklu devleti ve Osmanlılar hep aynı uygulamanın kurbanı olup tarihin çöplüğünde yerini almışlardır.

    Mensubiyet fikri öyle bir ateştir ki onu elde tutmasını bilemezsen elini yakar.

    Bosna da olduğu gibi, Osmanlı da olduğu gibi, Rusya da olduğu gibi.

                    Türk devletinin “Devlet’i Ebet Müddet” çizgisindeki asırlık taraftarları olan “Türk Milliyetçiler” için de durum aynıdır. Türk Milliyetçileri uğruna her şeylerini feda etme sadakatinde bulundukları vatanlarını yönetecek fikri ve bürokratik kadrolarla dört Kasım kavşağında imtihan olacaklardır.

                    Bu tarihi dönemeçte yorgun yüzlerle ve ellerindeki solgun güllerle son bir gayretle boş ibrikleriyle çiçek suladıklarını zannedenlerin, dingin çehreleri, mücadele heyecanları ve dava aşkları zirvede olanlarınkarşısında “bir atımlık barutlarıyla” başarılı olmaları mümkün görülmemektedir.

     Cadı kazanına döndürülmeye çalışılan bu coğrafya da, ya sert esen rüzgârlara, boraya, tipiye, fırtınaya göre direncimizi arttıracağız, ya da kurbanlık koyunlar gibi her satıra boynumuzu uzatacağız.      

    Bu millet gökten bakanlarla değil, ellerini göğe açmayı asla unutmayanlarla hedefine varacaktır.

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yorumlar
    ömer solğun
    06 Kasım 2012 Salı 09:00
    iyi olmuş
    diline sağlık Hasan Hocam güzel olmuş. Güzelliklerin ortaya çıkması için Türk Milletininde birazıcık çaba göstermesi lazım degil mi?
    88.225.53.22
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim