• BIST 97.830
  • Altın 143,803
  • Dolar 3,5641
  • Euro 3,9961

    Yenilginin Fönix Faktörü ve 'Lozan'

    10.10.2016 12:52
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

    Yenilgi bir gerçek olarak kabul edilmediği sürece kimse yenilemez.

    Bu uğurda kanıt basittir ve kolayca gösterilebilir; kendi kendine telkin prensibinin içindedir. Kişinin kendi kendine tekrar ettiği şeye; doğru olsun ya da olmasın, en sonunda inandığı bilinen bir gerçektir. Eğer bir insan bir yalanı durmadan tekrar ederse sonunda yalanın gerçek olduğunu kabul edecektir; üstelik doğru olduğuna inanarak. Her insan zihnini işgal etmesine izin verdiği egemen düşünce yüzünden şu anda olduğu insandır. İnsan bilerek ya da farkında olmasa bile dolaylı-kurgusal yöntemlerle zihnine yerleştirdiği/yerleştirilen ve teşvik ettiği/ettirildiği düşünceler, kişinin her hareketini, davranışını ve işini yöneten ve kontrol eden güdüleyici gücü oluşturmaktadır.

    ***

    Benim literatürümde “övgü” ve “sövgü”ye yer yoktur. Olayları, olabildiğince tespit ve analitik düşünce sistematiğine göre değerlendirmeyi yeğlerim; yani “neden-sonuç” ilişkilerine göre.

    Aynı neden aynı sonuca yol açtığına göre “neden–sonuç” bağlantısı kesin ve değişmezdir. Bu anlamda evrendeki tüm olay ve oluşlar, kesin, değişmez ve öngörülebilirdir. Diğer bir anlatımla evren, ya da en uygun bir terimle “kâinat”, gözlemcinin ya da deney yapanın iradesinden bağımsızdır. Kişileri göklere çıkartan ilah ya da ulu gibi kavramların yanında, yerin dibine batıran kahpe, hain, ya da düşman gibi adlandırmalara da pek başvurmam.

    ***

    Zannımca sorun, şu kördüğümde; Cumhuriyet tarihimizi biçimleyen bir ideoloji olarak “Kemalizm” gerçeği kavranmadan, ne doksan yıllık sorunlarımız anlaşılabilir, ne “cumhuriyet” adı altında ve özellikle tek parti döneminde kemikleşen ve 1946”dan sonra demokratik sisteme değil de çok partili döneme geçilmesiyle ve 1961 askeri darbesiyle inşa edilenve sistemik manada kemikleşen “iç sömürüye dayalı, dış destekli oligarşik yapı” tasfiye edilebilir, ne de “Lozan Anlaşması”nın arka plan dinamikleri anlaşılabilir ve ne de “2.aşama”yı ifade ediyor olan “demokratik cumhuriyet”e geçilebilir.

    Yüzyıla yakın bir süre geçmesine rağmen, yeni ve demokratik bir anayasanın bir türlü hala yapılamayışının nedeni başka ne olabilir; geçmişin “neden-sonuç” bağlantılarında uzlaşamamanın getirdiği sıkıntı ya da tıkanıklıklar değil mi?

    ***

    İlk cumhuriyet anayasası olan ve toplumsal yapının bir “izdüşümü” niteliğini taşıyan 1921 Kanun-i Esasiyesi, Anadolu halkı ile sürece sonradan gelip katılan Osmanlı zabitanının koalisyonuna bir işaretken; ayrıca yerel inisiyatiflere ve yerel çeşitlilikler bağlamındaki özgürlüklere teşne bir içeriği de ihtiva etmekteydi.

    Ama ne yazık ki bu gerçekleşmedi. Savaş bitince, M. Kemal Paşa önderliğindeki ekip, derhal 1921 Anayasasını rafa kaldırıp, farklı değerler yelpazesini silip süpüren 1924 Kanun-i Esasiyesi”yle tesis edecekleri, demokrasiye kapalı,  tepeden inmeci, “monistik-tek tip” bir toplum mühendisliği yoluyla; ırkçılığa dayalı bir ulus-devleti, yüzlerce yıllık dinsel inançların sosyo-psikolojisini katı bir laisizmle göz ardı ederek, zoraki yöntemlerle kurmaya kalkışacaklardır.

    Ama neden?

    ***

    İşte bu soruya verilecek cevap, cumhuriyet dönemi boyunca yaşanan ve günümüze dek devam eden toplumsal travmaları ve acı “dram”ları ve de bu günlerde tartışılan “Lozan” ve benzer türde bilinmezlik taşıyan tortuların dinamiklerini açığa çıkaracaktır.

    Aslında “1908 Devrimi” bir Anadolu ayaklanmasıydı. 1908, Anadolu’da azınlıkların ve Müslümanların birlikte, daha o zamanlarda ortaya çıkmaya başlayan, baskıcı ve tek bir ırka dayalı toplum kurma iradesine karşı ayaklanmasıdır.

    Aykut Kansu’ya göre; “1906 yılının kışı Erzurum… İki ermeni genç kız boylarınca karı yararak ayaklanmanın başı Hacı Arif Ağa’ya bir ulak götürüyordu. Bu ulak 1908 devrimine giden yolu açtı. Peki, niye 1908 devriminde Müslümanlarla birlikte ayaklanan ‘azınlıklar’ sonradan memleket düşmanı(!) olup, memleketlerine sürüldüler. 1923’de aslında ne oldu? Devrim, 1908 miydi, 1923 mü?

    Bu gerçeklerden hareketle, eğer, 1908 devrim hareketi, bir “ulusal kurtuluş hareketi”ne dönüştürülse idi ve bunun sonucunda arkadaşlar, yarın cumhuriyeti ilan ediyoruz” demek yerine, “arkadaşlar, yarın Meclise kanun teklifi olarak Cumhuriyeti önereceğiz” denilseydi, Batının Bizans oyunlarının tuzaklarına düşülmezdi.

    Ve elbette ki ilk dönemleri sancılı geçmesi kaçınılmaz olacaktı, ancak 1921 Anayasası ruhu ile demokratik bir cumhuriyetin temelleri pekâlâ atılabilirdi.

    ***

    Ama olmadı, yapılmadı, ikinci yol tercih edilmedi. 

    Peki, ikinci yol tercih edilmedi de ne yapıldı?

    Alman subaylarının başına Osmanlı paşaların fesleri giydirilerek iki Alman savaş gemisine, Osmanlı Devletinin bayrağı çekilerek Rusya’nın Karadeniz kıyısındaki Odessa Limanı bombalandı ve Türkiye, daha başında sonucu belli olan bir savaşa sürüklendi.

    Sevgili İlber Ortaylı’ya göre Lozan, ne bir yenilgi ne de bir zaferdir; sadece bir “uzlaşma”dır.

    Bir kere uzlaşma taraf özgürlüğüne imkân verir ve tarafların çıkarlarını gözeten bir uyuşmazlık çözüm yöntemidir.

    Peki, bu uzlaşma metni, kimlerin adına hangi sonuçları getireceğinin hesabını yapamayan kadro ve yönetim anlayışı, ilk dönemleri sancılı olması muhtemel olan, ancak gelişen toplum dinamiklerinin sonrasında demokratik bir sisteme dönüşme olasılığının yüksek olacağını kestirebilmesi mümkünmü?

    Hipnoz edilen beynin gövdesi, başka bir zihnin ve gücün denetimine geçmiş, istenilen yöne ve ortama yönlendirilen bir “uyur-gezer” diplomasisi yaratmak suretiyle hedeflenen stratejilere ulaşma yöntemleri hazır hale getirilmiş, parçalanan ana kütleden geriye kalan Osmanlı bakiyesi Anadolu, müstemleke bir oligarşi şekline dönüştürüleceği hesabıyla kotarılmış bir stratejinin tutanakla imza altına alınmış bir belgesi değil miydi Lozan?

    Evet, uzlaşma elbette, ancak süreci tamamlanan bir yenilginin ardındaki uzlaşma.

    ****

    Eğitimli insan zihinsel yeteneklerini başkalarının haklarını ihlal etmeden ve kendi haklarını da başkaları tarafından ihlal edilmesine izin vermeyen ve bunun sonucu ancak istediği her şeyi alabilecek şekilde gelişen insandır.

    Ve eğitimli insan bilir ki; geçmişte yaşanan her bunalım, yenilgi, yıkım ya da karşılaştığımız olumsuzlukların, başarısızlıkların ve yenilgilerin sonu; yeni bir yaşamın, yeni başarıların ve zaferlerin başlangıcıdır da aynı zamanda. Anlayabildiğim kadarıyla Sayın Cumhurbaşkanın derdi bu ve bu gerçeği izah etmeye çalışıyor.
    İşte bu gerçeğe, yenilginin “Fönix Faktörü” denir. Eski yaşamın yenilgilerinden, küllerinden, yeni bir yaşam, yeni hedeflere doğru kanat açabilmelidir.

    Tek koşulu var tabi; “Yenilgi, bir gerçek olarak kabul edildiği sürece…”

     

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim