• BIST 89.270
  • Altın 147,050
  • Dolar 3,6543
  • Euro 3,9297

    Yeni bir “Toplum Bilinci”

    20.01.2013 13:31
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

     

    “Koskoca bir yıl daha devrildi gitti” denilir genellikle her yeni yıl başlarında.

    Aslında devrilen “Gecen zaman değil” diyor Einstein; “Gecen veyahut devrilen bizdik” demeyegetiriyor. Bilgi okyanuslarını oluşturan bilim adamlarının,  bu türde, kendilerine has yorumlarıyla taçlandırırlar,“zamanı ve mekanı.”

      Ünlü Nükteci Lichtenberg ise; “Ocak ayı dostlarımıza iyi dilekler dilediğimiz aydır, ötekiler ise bu dileklerin genellikle hiç birinin gerçekleşmediğine tanık olduğumuz aylardır.” Diyor.

       Hayat ise, ancak doğal yasalara uygun gelişen dinamiklerin gerçekleşmeşmesine izin verir. Gerisini süpürür, kenara iter ve tarihin çöplüklerine gönderir.

                                                                                  ***

       Dünya ile bütünleşmek isteyen ve son on yılda oluşmaya yüz tutan yeni dinamiklerle Türkiye, mevcut sistem tıkanıklıklarını aşmak için ortaya çıktı ama eskinin yani eski tip devlet oligarşisinin hukuki ve siyasi yapılarının  direnişiyle karşılaştı.  Öyle olması da doğaldı. Cünkü bu direnişin elindeki en önemli kozlardan birisi,  elinde tuttuğu eski tip devlet yapısını oluşturan “bürokratik-vesayet kurumları”ysa, bir diğer önemli kozu da  “Kürt ya da “Terör” sorunuydu.  Bu sorunun çözümü ise, Kürtlerin iradelerinden bağımsız olarak, kasıtlı, bilincli ve kanlı provakatif senaryolarla engellendi.

               Bu engelleme Türkiye’ye, son otuz yılda 1,3 trilyon dolar kaynak kaybı ve 40 bine yakın insanın ölümüne de sebep oldu.

     Bu gün ise barışa en yakın olduğumuz gün gibi görünüyor.  Ve yeni yıla girmişken ağırlıklı olarak gündem, terörün sonlandırılması ve barışın sağlanması ile ilgili sürecin başlaması olmuştur.  Ancak hemen ardından  “Paris Katliamı” gerçekleşti. Bu olay bir rastlantı değildi elbette. Kuzey Irak Kürt Yönetimi, bu hafta başından itibaren Türkiye’ye “resmen” petrol ihracına başlayacağını açıklaması ve PKK nın silah bırakma yoluna giriyor olması gibi önemli gelişmeler karşısında, “savaş lobisi” de durmayacak ve bu tür provakatif eylemlere veyahut operasyonlara başvuracaktır, şimdiye kadar başvurduğu gibi...  Önümüzdeki süreç barışın sağlanması konusunda  olumlu yönde gelişme gösterirse şayet, ummayız ama buna benzer ya da değişik tarzda eylemler görülebilir.  Ama bu olay bir yönüyle de hayra yorulabilir,  işin bilincine varılması kaydıyla tabi.

               Sonunda bu süreç barış ile sonuçlanacaksa, onca yıkım ve insan kaybına rağmen beraberinde getireceği en önemli diğer bir kazanc ise ülkenin bölünme paranoyası”ndan kurtulması olacaktır.

               Ve bu değişim, aynı zamanda yeni bir toplum bilincinin oluşmasına da katkıda bulunacaktır. 

               Son günlerde Devlet Bakanı Fatma Şahin’den  gelen mesajları oldukca sevindirici bulduk.  İlk kez bir siyasi şahsiyetten,  “Tolum Bilinci” ile ilgili,  sorumluluk düzeyinde,  yeni ve hassas  dengeler üzerinden sentezler oluşturma cabasıyla dikkatleri çeken açıklamalar dinledik.

              Bu süreçte Türkiye’nin şansı ise, evrensel kalibreye sahip yeni dinamikleri bünyesine çeken “iktisadi-entelektüel boyut”un yanında yer alması olacaktır. Bu kulvarda hızla ileri çıkan iletişim teknolojileri, özellikle batının sömürü oligarşilerince denetlenemiyor ve yatırımları da yeniden “doğu”ya kaydırıyor.  Ve bu sayede bilgi, en ucra köşeleri bile binlerce yılın birikimleriyle dolduruyor olması, yeni yapılanmaların ya da oluşumların başarma şansını da yukarıya çekecektir.

                                                                                  ***

               Ömrümüz, ülkenin bölüneceği korkularını dinlemekle geçti. Ama ne hikmetse ülke bir türlü bölünmedi.  Demek ki, siyasilerin dilinden düşmeyen “Türkiyenin vatanı ve milletiyle bölünmez bütünlüğü” popülizmi,  getirisi olan başka tür bir mekanizma olarak kullanıldı hep.

               Şu an, Belçika’nın “Flaman” eyaletinin merkezi olan ve oğlumun yaşadığı “Antwerpen”kentindeyim.  Bir Flaman vatandaşına “Ayrılma isteğinizle ilgili duyumlar var. Aslı var mı, konu ile ilgili düşüncelerinizi öğrenebilir miyim?” Şeklindeki soruma;  “Beni karımdan kimse ayırmasın, gerisi hikaye.” Demeye getiren  nükteli  bir cümle ile karşılık verdi. Sonra da yarı ciddi ve biraz da umursamaz tavrıyla;“Zannediyorum spekülatif söylemlerden ibaret.”  Diye noktayı koydu.

               Bu bakış açısı aynı zamanda, “evinin önünü her zaman temiz tutma” bilincini de beraberinde getiriyordu. Ve bu bilinc, “bölünme-ayrılma gibi yapay oluşturulmuş korkulara da paye vermiyordu artık.

                                                                                     ***

               Bilinc, büyük bir şirketin birçok ofis ve faprikalarında sürüp giden olayların yalnızca küçük bir bölümü hakkında bilgisi olan bir genel müdüre benzer. Genel müdür işlemden geçmiş, ayrılmış bilgiyi alır.  Normal olarak ayırılanlardan ayrılanlar üzerinde çalışır.  

              Konu karmaşık gibi görünse de, hiç de öyle değil. Hiyerarşik sistem işlevselliğini yitirdiğinde departmanlarda ayırma işlemleri sağlıklı yürümez ve önüne gelen karmaşık verilerle “genel müdür”, neye, nasıl karar vereceğini ya da tepki göstereceğini “doğru tercih”e çeviremez. Zihinsel olarak “bağımlılık proğramı”na göre hareket eder. Sonunda ya bir şeyleri “imha” eder, ya da birilerini “ihya” eder.

               Bu yüzden bu ayırma işleminin bilincinde olunması çok önem taşır.  Bilinc, neyin gercek ya da neyin provakatif bir eylem olduğu ya da bu eylemlerin hangi dinamiklerin izdüşümleri olarak yansıdığını okuyabilmeli. 

    Okuyabilmeli ki, dikkatimizi bilincli olarak her durum için kullanılacak en uygun yöntemi bulmaya yönelttiğimizde zihinsel  işlevleri güçlendirmiş olalım.  

    Bu durum ise pratik yaşantımızdaki  tedirginlikleri çabucak dindirmemizi,  korku, endişe, öfke, kıskançlık, statü ya da prestij  kaybı endişesi gibi “güç” bağımlılıklarımızın  farkına kolaylıkla varmamızı sağlar. Ve her duyumlara,  söylenen sözlere ya da kişilik ilişkilerine,  bizi yutmak üzere olan kaplanlarmış gibi tepki göstermemizi engeller. Aksi durum ise, zihinsel enerjimizi en iyi kullanımı konusunda kendimizi eğitinceye dek, bilincli-farkındalığımız,  en düşük düzeydeki bağımlılıklarımızla proglamlanan zihinsel yapının tutsak bir izleyicisi olarak kalır.

                 Kalırsa ne olur?  Kendi bağımlılıklarımızdan kaynaklanan ve düşük düzeyde çalışan bilincle oluşturduğumuz “aidiyetimizi” dış dünyaya kabul ettirmek için elimize ortaçağ ideolojilerini taşıyan pankartlarla yollara koyulur  ve kıyamet senaryoları üreten Maya Uygarlığının madara” olmasına benzer durumlara düşeriz.

                 Unutulmamalıdır ki,  yükselebileceğimiz en emin basamaklar, soyut kavramlar ya da yapay kaldıraçlar değil, her zaman “GERÇEKLER” olacaktır.

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yorumlar
    sofistik gurbetci
    23 Ocak 2013 Çarşamba 17:20
    Sorunlu Halk
    Yıllarca Türkiye halkının ehileştirlmesi gerktiği tezini savunan bazı aydın kesimler, sorunun vahşiliği faşiştliği empoze eden yasalarda olduğunu ne zaman anlayacak. Sistem için değil insan için kurulacak bir düzen olması şart...İdeolaji artık karın doyurmuyor..
    193.110.85.45
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim