• BIST 81.712
  • Altın 147,398
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356

    Ülkü Ocakları

    11.11.2014 09:45
    Hasan Suiçmez / yazar

    Hasan Suiçmez / yazar

    Ülkü Ocaklarında bizlere Türk kültür yapısının en hassas ve ince dokusunun " Türk Töresi " olduğu öğretildi. "Töre, milli toplumda ferdi ve sosyal ilişkileri düzenleyen, ferdi disiplin ve otoriteye bağlayan, milli barış, dayanışma ve beraberliği sağlayan bir kültür kurumudur. Yabancı kültürler geçmişte olduğu gibi bu gün de önce bu değerler sistemini yıkmak isterler" gerçeği öğretildi.
    Ülkü Ocaklarında bize Türk Töresinin, yüksek vazife duygusunu emrettiği öğretildi.

    Türk Töresinin, büyüğe saygı küçüğe şefkat ve sevgi olduğu öğretildi. Türk Töresinin "Türk hukuku", "Türk nizamı" olduğu öğretildi.

    Türk Töresin de her Türk' ün toplum içindeki yeri, sırası ve vazifelerin belirli kaidelerle tespit edildiği öğretildi. Türk Milletinin teşkilatlanması, Türk devletlerinin ve ordularının teşkilatlanmasının hep bu töre esaslarına göre yapıldığı anlatılırdı. Tarihte karşılaştığımız o büyük Türk Medeniyetinin, Türk Töresinden Türk zekâsından Türk kabiliyetinden doğduğu anlatılırdı.
    Türk Töresinin, evvela Türk Milletini sevmek ve Türk Milletinin kuvvetine, büyüklüğüne inanmak demek olduğu öğretildi.
    Türk Töresi, yüksek vazife duygusu, devlet hizmetinde, insanların münasebetlerinde millete hizmeti ve insanlara saygıyı esas alması, büyüğe saygı küçüğe şefkat ve sevgi demek olduğu anlatılırdı.
    Ülkü Ocaklarında; Türk Milletinin, ağırbaşlı, vakarlı, ciddi, gerektiği zaman az ve öz konuşan, soğukkanlı olan, birden öfkelenmeyen, cesur, ahlaklı, azimli, sözüne ve vazifesine sadık bir millet olduğu öğretildi.
    Avrupa' da fertler karşılıklı münasebetlerinde "Türk sözü mü?" derler. Onlar Türk sözüne güvenileceğini bilmektedirler. Büyüğünün emrinden çıkmamak, küçüğe karşı sevgi, şefkat göstermek, onu itaat altında bulundurmak, hakka riayet etmenin Türk Töresinin esas unsurlarının olduğu öğretildi.

    Ülkü Ocaklarında bize; Hıra dağı kadar Müslüman, Tanrı dağı kadar Türk olduğumuz öğretildi.

    Türkler bütün devletlerini bu töre ile kurmuşlar, töreyi bozunca da yıkılmışlardır.

    Eski Türklerde suç: "şerefli" suç: "şerefsiz suç" diye ikiye ayrılırdı.
    Hanedan mensuplarına ölüm cezası verilince kendi yayının kirişi ile boğulurdu. Osmanlılar devrinde bile bu böyle olmuştur. Namussuzluğun, iffetsizliğin cezası ölümdü. O da okla şerefsizce öldürüldü. Türklere büyük kuvvet veren, onlarda disiplini sağlayan bu töre esasları olmuştur. Ülkü Ocakları bize bu gerçekleri öğretirdi.

    Bu eğitimi alıp bu gün değişik siyası teşkilat ve kuruluşlarda hizmet eden kardeşlerimize sormak isterim: Ocaklarda öğrendiklerimizin hangisi gereksizdi? Hangisi geçersizdi? Davanıza sahip çıkın! Unutmayın ki hakka dayanmayan güç, güç değildir.
    Kuvvet, birlik ve beraberlikten doğar. Milletimizin uğradığı bütün felaketler; birlik içinde yaşayamadığımızdandır. Törelere riayet etmeyerek, birbirimizi sevmememizden, birbirimizi çekememeliğimizdendir. Memleket hizmeti, itaatsizliği, ihmalkârlığı, ciddiyetsizliği kabul etmez. Evvela kendimizi yoklayacağız. Bir Ülkücü olarak ruhen, karakter itibariyle kendimizi yetiştirmemiz lazımdır. Bencillikten Türk Milleti, Türklük çok zarar görmüştür. Hepimiz Türk Milleti olarak bu bencillik duygusunu atmalıyız; Ülkü Ocaklarında bu gerçekleri öğreniyorduk.

    Milletimizin kurtuluş ve yükselişi, fikirlerimizin uygulanması ve iktidarda olmamıza bağlıdır. Onun için gençliği, halkı kendimize bağlamalıyız. Kendimizi onlara sevdirmeliyiz. Sadakat, vefa, şefkat ve yardım duygusu, sevgi ve saygı aramızda geliştirmeniz icap eden en yüksek duygulardır. Bu duygular olmazsa mükemmel bir insanlık olmaz. Birbirimizle kaynaşmak için, diğer gençleri, vatandaşları kazanmak için her şeyden evvel insanları hafife almamayı, onları hor görmemeyi, kim olursa ona "insan" gözüyle bakmayı öğrenmeliyiz. Ülkü Ocakları bize bu değerleri anlatmaktaydı.
    Bir Ülkücünün her hareketinin, davranışı, oturması, kalkması ve konuşmasın Türk Milliyetçiliğinin, propagandası olduğu gerçeğini bizler Ülkü Ocaklarında öğrendik. Kötü, yanlış hareketlerimizle insanları kendimizden nefret ettirmemeliyiz. Bir ülkücüye yaraşır şekilde hareket etmezsek hepimiz şahsımızda davamıza zarar vermiş oluruz. Türk Milleti, bize kötü hareketlerimizle "Şunlara bakın" "şu milliyetçi geçinenlere bakın" demesin gerçeğini bizler Ülkü Ocaklarında öğrendik.

    Ülkü Ocaklarında; Müslüman Türk geleneğinde, kadına saygının olduğunu, Türk cemiyetinde kadının yerinin, erkeğinin yanı olduğu, Türk kadını toplumumuzun faal bir unsuru, saygıdeğer bir varlığı olduğu gerçeği bize anlatılırdı.
    Ülkü Ocaklarında; bize, asla başkalarının işine karışmamamız ve sır saklamamız, daima iyilik getirecek söz ve hareketlerde bulunmamız öğretilirdi.

    Piri Türkistan’ı Ahmet Yesevi ocağında Anadolu ateşiyle pişen Gazi dervişlerin ve alperenlerin, Anadolu’nun Türkleşmesindeki ve Müslümanlaştırılmasındaki rolü anlatılırdı. Yolluğ Tığın, Bilge Kağan, Abdülkerim Saltuk Buğrahan ile Kürşat’ın kırk yiğidiyle Çin sarayının altını üstüne nasıl getirdiği anlatılırdı. Şimdi düşünelim ve soralım; bu kadar önemli görevleri ifa eden Ülkü Ocakları acaba neden pasifleştirilerek bu hizmetlerinden alıkonuldu? Hangi aklıselim bir insan bunun iyi niyetli bir uygulama olduğunu söyleyebilir. “Gençliği sokaktan çekti” arka sıvazlanması ile geçiştirilebilecek bir olay mıdır bu? Buna bizim inanmamızı kim bekleyebilir ki?

    Hayden Ülkücüler görev başına, hayden Ülkücüler ocak başına!

    Töre bunu emrediyor?

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim