• BIST 104.861
  • Altın 163,007
  • Dolar 3,9261
  • Euro 4,6483

    Ücret ve Asgari Ücretin Ekonomik- Politiği(1)

    31.12.2015 15:18
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

     Önce; Ücret kavramının bir analizi yapılmalı, çünkü yaptığı iş karşılığı belli bir ücret alan çoğu kişi dahi, aldığı ücretin miktarını, hangi iktisadi, sosyal ve psikolojik faktörlerin belirlediğini bilmez.

    Pek tabiidir ki insanların “gelir düzeyleriyle harcamaları” arasında aynı yönlü bir ilişki vardır.

    Aynı şekilde insanların “yetenekleriyle rekabetçi iş gücü piyasalarında hak ettikleri maaş-ücret” arasında da aynı yönlü bir ilişki vardır.

    Altı çizilmiş bu iki ilişki, insanların ne kadar yetenekli oldukları ile yiyecek-içecek, giyim-kuşam, eğitim-öğretim ve araba gibi benzer ihtiyaçlarını gidermek maksadıyla ne kadar para harcadıkları arasında da aynı yönlü bir ilişki olduğunu ima eder.

    Ancak bu tür harcamaların tek belirleyicisi gelir düzeyi değildir. Örneğin aynı zevklere ve gelire sahip bir üniversite profesörüyle karşılaştırıldığında avukatlar, yüksek düzeyde lüks sayılabilecek hem arabaya hem de giysilere tipik olarak daha fazla para harcarlar.

    Peki, bu farkın sebebi nedir?

    ***

    Bu bir “doğal” ekonomik kuralıdır ve bazı meslek dallarında daha da geçerli olacaktır.

    Yukarıda örneğini verdiğimiz avukatlık mesleğinde, özellikle yetenekli avukatlara büyük bir talep vardır ve bu avukatlar yüksek ücretler alırlar.

    Bunun yanında, en yetenekli üniversite görevlileri, örneğin profesörler, daha az yetenekli meslektaşlarından ancak çok az miktarda daha fazla maaş alırlar. Dolayısıyla giysi, arabaya ve benzeri daha lüks tüketim mallarına harcanan para miktarındaki farklar, üniversite profesörlerine nazaran avukatlar acısından yetenek farklılıklarının daha güvenilir bir göstergesidir.

    Yetenekli bir avukat arayan bir müşterinin, paslanmaya yüz tutmuş 10-15 yıllık külüstür marka bir otomobil kullanan bir avukattan uzak durmak için iyi bir gerekçesi vardır. Bunun aksine, bir öğrencinin aynı aracı kullanan, örneğin bir kimya profesörünün yetenekleri konusunda şüpheye düşmesi için hiçbir neden yoktur.

    ***

    Değişik meslekten ilginç bir örnek daha;

    Toplumun her cinsiyet için kendine özgü bir güzellik standardı olduğu için kadın mankenlerin erkek mankenlerden daha iyi görünümlü olmaları nedeniyle daha yüksek ücretler aldıklarını söylemek pek anlamlı olmayacaktır.

    Kadın mankenler, kadın modası erkek modasından çok daha büyük bir sektör olduğu için yüksek ücret alırlar. Örneğin batı dünyasında-son dönemlerde bize de bulaşan bir yapay gösteriş furyası-kadınların her yıl giyim kuşama harcadıkları para erkeklerinin iki, hatta üç katına kadar çıkabilmektedir. Bu kadar yüksek meblağlar söz konusuyken, moda giysilerini üzerinde en iyi taşıyan mankenler için kıyasıya bir “ücret yarışına” girmek, üretici firmalar için ekonomik olarak anlamlıdır.

    Geçtiğimiz günlerde, Milliyet Gazetesinin “Cadde” ekinde yer alan bir magazin haber, oldukça dikkat çekiciydi; Kadın Moda mankeni Gisele Bündchen, yılda 15 milyon dolar kazanıyor. Ancak besbelli ki kendisi kadar güzel vücut hatlarına sahip olmayan başka bir kadın manken olan Heidi Klum da, onun kadar kazanmasa bile ona yakın bir ücret alıyor. Bu ücret farkı ise, her ne kadar biz farkına varamasak bile, demek ki “göğüs-bel-kalça” ölçü simetriğinde milimetrik bile olsa bir fark vardır ve bu fark doğal olarak ücrete yansıyacaktır. Ancak burada birinci derecede belirleyici faktör, pazarın büyüklüğüdür ve bu pazara arz edilen malların, talep fonksiyonunu etkileyebilecek, yani “tüketimi pozitif yönlü kamçılayacak şekilde sergilenebilmesidir.

    Demek ki ilk önce sektörel” faktörler ön planda, güzel vücut ya da güzellik değil.

    ***

    Nasıl ki lüks bir restoranda çalışan garsonlar, bir gecede yalnızca bahşişlerden çoğu zaman ücretlerinden daha fazla para kazanırken, aynı restorandaki örneğin aşçı yardımcısı, garsonun kazandığından çok daha düşük bir ücret alır. Her ne kadar bu işlerin her ikisi de restoranın başarısı acısından önem taşısa da, iyi bir aşçı yardımcısı olmak için gereken deneyimin, yeteneğin ve eğitimin iyi bir garson olmak için gereken özelliklerden daha fazla olduğunu birçok kişi ya da mantık kabul edecektir.

    O halde neden garsonlara daha fazla para ödeniyor?

    ***

    Bir iş için verilen ücret, işin gerektirdiği becerilerin dışında pek çok etkene bağlıdır. Oldukça beceri gerektiren birçok işte görece olarak daha az ücret ödenir, çünkü bu işler daha cazip işlerde çalışabilmek için geçilmesi gereken birer basamak olarak görülürler.

    Aşçı yardımcısının konumu bu kategoriye uygun düşerken, garsonunki böyle değildir. Çok becerikli kişiler görece düşük bir ücretle aşçı yardımcısı olarak çalışmaya razı olurlar, çünkü bu iş, daha saygın ve dolgun ücretli bir konum olan baş aşçı olabilmek için gereken eğitimi ve tecrübeyi kazandırır.

    Oysaki bir garsonun konumu sınırlıdır. Çoğu garson daha yüksek ücretli bir işe asla geçemez ve gelecekteki başarısını geçmişte garsonluk yapmasına borçlu olan pek fazla kişi çıkmaz.

    ***

    Yukarıdaki bilgilerin özeti şudur; “İşgücü Piyasası”, çoğumuzun hayatı boyunca iştirak ettiği, içinde bulunduğu en önemli piyasadır. Bu piyasanın içinde, insanların sundukları ve tamamen yasal olan hizmetler satılır ve bu alınıp satılma, tamamıyla “arz-talep” kanunlarına tabidir.

    Örneğin; Marangoz “arz”ı artığında, marangozların ücretlerinde azalma eğilimi görülür. Bunun yanında bilgisayar programcılarına olan “talep artarsa, aldıkları ücretin artması beklenir.

    ***

    Böylelikle, sanırım; “Rekabetçi İşgücü Piyasaları”nın temel ilkesine bir açıklık getirmiş olduk.

    Bu temel ilke de; “İşçilere, işverenlerin kar hanesine yaptıkları katkıyla kabaca orantılı olacak şekilde ücret ödenir” şeklinde tanımlanabilen doğal bir ekonomik yasadır.

    O halde ücret: “Hizmet ediminin bir karşılığı”, biraz daha açarsak; “işçinin gördüğü işin karşılığı olarak işveren tarafından işçiye sağlanan para ve ayni ödemelerden meydana gelen bir gelir” şeklinde tanımlanabilir. Ancak bu tanım, klasik iktisadın tanımıdır ve farklı tanımlamalar da vardır.

    Örneğin Marks’ın ekonomik-politiğine göre ise, ücret; emeğin değeri ya da fiyatı değildir. Aksine Marks; “emek gücünün değeri ya da fiyatının ücrete dönüşmesi”nden söz eder.

    Nasıl ki, pazarda işçinin sattığı şey “emeği” değil de “emek gücü” ise, bununla bağlantılı olarak ücret de emeğin değeri değil, “emek gücünün değeri” ya da fiyatıdır.

    ***

    Klasik iktisatçıların “emeğin değeri” diye adlandırdıkları şey, gerçekte emekçinin kişiliğinde var olan emekten, bir makinenin yaptığı işten farklı olması gibi, işleviyle farklı olan “emek gücünün” değeriydi. Emeğin Pazar fiyatı ile değeri dedikleri şey arasındaki fark, bu değerin kar oranıyla ve emeğin ürettiği metaların değerleriyle ilişkisi üzerinde dururlarken, yapılan analizin, yalnızca emeğin pazar fiyatından, onun varsayılan fiyatına ulaşacağını değil, emeğin bu değerinin de, sonunda emek gücünün değerine dayandığını gösteren doğrultuda olduğunu hiçbir zaman fark etmemişlerdir.

    Ve bu “fark edilmeme”, hiç şüphesiz ki sermayenin dikkatini çekmiş ve bunun daha fazla kar getireceği “fark edilmesi” sonucu, küreselleşen bir sömürü dünyasının örgütü haline gelen “vahşi kapitalizm”in oluşmasına ön ayak olan önemli etkenlerden biri olmuştur.

    ***

    Bu durum ise, bir ülkede yaşayanların, çalışanların, üretime katkıda bulunanların emeklerinin karşılığını almaları, ücretin, özellikle de asgari ücretin insanlık onuruna ve emek gücünün değerinin karşılığını almasına hiçbir zaman imkân vermemiştir.

    Bu genel durum karşısında “asgari ücretin ekonomi politiği” oldukça karmaşık, kendisi dışındaki iktisadi yapıyla, ağırlıklı olarak da “üretim” yapısıyla ilintili bir kavramdır. Her sektörde, ya da firmada ortaya çıkan ücret yapısı, işlevi bakımından gelir vergisine, daha doğrusu artan oranlı gelir vergisine denk düşer.

    ***

    Neden?

    Neden asgari ücret, üretim yapısıyla ve bu yapının bir katma değer getirisi olan gelir vergisiyle bu derece ilişkilidir?

    Neden asgari ücret, farklı ülkelerde, farklı miktarları ihtiva eder?

    Neden devlet, asgari ücret olgusunun özellikle özel sektörü o derece ilgilendirmesine rağmen, istenilen miktarı vermekten kaçınır ve “denge” formülünde ısrar eder?

    Bu soruların cevapları, haftaya, başka bir yazıda…

    Hepinize bol kazançlı yeni yıllar.

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim