• BIST 107.489
  • Altın 142,921
  • Dolar 3,5608
  • Euro 4,1464

    Turnusol

    31.07.2016 10:13
    Vedat Uzuner / Yazar

    Vedat Uzuner / Yazar

    Son iki haftada yaşanan birlik beraberlik, içeride gerektiği zaman neler yapabileceğimizi, neleri başarıp neleri engelleyeceğimizi hepimize gösterdi.

    Buna rağmen görmeyen, anlamayan, hissetmeyen müttefiklerimiz var.

    Allah’ın izniyle onlara da göstereceğiz.

    “Bir musibet bin nasihatten hayırlıdır”, der atalarımız.

    Umarım daha acı musibetler yaşamak zorunda kalmayız.

    Bu millet, bu ümmet, bu devlet Allah’ın ipine sımsıkı sarıldıkça, bir oldukça, beraber oldukça, aynı ülkü etrafında toplandıkça dünya durdukça benzer saldırılara maruz kalacaktır.

    İçimizde yeni yeni hainler ve ihanet şebekeleri türemeye devam edecektir.

    Haçlı seferlerini bir, iki, üç, dört diye numaralandırmak doğru ve yeterli bir yaklaşım değildir.

    Haçlı seferleri bir kere başlamıştır ve şekil değiştirerek devam etmektedir.

    Son ihanet girişimi de hala devam eden haçlı seferlerinin şekil ve kabuk değiştirmiş başka bir versiyonudur.

    Her seferinde kendisine dua ettiğim, Allah’tan sağlıklı, uzun ömür dilediğim Devlet Başkanı Recep Tayyip Erdoğan Osmanlı’nın, Ümmetin, Anadolu’nun, Türkiye’nin Selahaddin Eyyubi’si, Ertuğrul’u, Fatih Sultan Mehmed’i, Kanuni’si, Yavuz’udur.

    Bu yüzden hedeftir, bu yüzden karalama kampanyalarının tam orta yerindedir, bu yüzden ikiyüzlü Batı ve Siyonist medyası tarafından sevilmemektedir.

    Ancak herkesin bir hesabı, planı, tuzağı olduğu gibi Allah’ın da bir planı vardır ve bu planlar eksiksiz, noksansız, şaşmadan gerçekleşmektedir.

    En son Cumhurbaşkanlığı külliyesindeki kongre merkezinin açılışında şehitleri anma programında yaptığı konuşma neredeyse diğer tüm konuşmalar gibi hem bir manifestodur hem tarihe not düşülecek çokça ifade, tespit içermektedir.

    Bir dostumun dediği gibi aynı anda coğrafya, sosyoloji, tarih, siyaste ve edebiyat dersi almak isteyenler bu konuşmayı tekrar takrar izleyebilir, dinleyebilir.

    Bu konuşmadaki en önemli tespitlerden birisi yaşanan bunca olaydan sonra Türkiye’nin yanında durmayan, olayın vahametini anlamayan, yaşananları çarpıtan, tersten bakarak endişelerini dile getirenlerin asla Türkiye’nin dostu olamayacağını söylemesidir.

    Artık sokaktaki çocukların bile bildiği Avrupa ya da Amerika’nın dostumuz olmadığı gerçeğini bir devlet yetkilisi dile getirmektedir. Bu önemli bir adımdır.

    Yaşadıklarımız kimin ne olduğunu bir turnusol kâğıdı gibi ortaya çıkarmaktadır. Bu yönüyle de yaşanan bazı olaylar şer gibi görünse de hayırdır, hayırlıdır.

    Diplomatik ilişkiler bir şekilde ve gereken vasatta yürütülebilir ama dostumuzu düşmanımızı iyi tanımamız politikamzı ona güre belirlememiz ülke olarak menfaatimiz icabıdır.

    İki haftadan fazladır devam eden milli irade nöbetlerine yurt dışından gelen gurbetçi vatandaşlarımızla sohbet etme imkânımız oluyor. Bu sohbetlerde Avrupa’daki imajımızın ülkemizde hayal ettiğimizin ötesinde çok daha kötü olduğunu; yürütülen algı operasyonlarına karşı gerekli mücadeleyi veremediğimiz sonucunu çıkarıyoruz.

    Görevli olarak yurt dışına giden kamu çalışanları aynı zamanda Türkiye’nin üst düzey temsilcileri olmalı ve algı operasyonları karşısında ülkesini savunabilmeli, yanlış anlama ve algılamaların önüne geçilmesine katkı sağlamalıdır.

    Tabi paralel mülakatlarla seçilmemiş olmak kaydıyla.

    Almanya’da görev yapan bir öğretmen arkadaşımız Türkiye’de yapılan milli irade gösterilerinin, tutulan nöbetlerin Şansölye Merkel’in ülkesinde Erdoğan karşıtı gösteriler olarak lanse edildiğini söylüyor.

    On yıllardır sömürdüğü Türk işçilerin; babamızın, amcamızın, dayımızın, halamızın, teyzemizin, kardeşimizin, omuzları üzerinde yükselen, ayağa kalkan Almanya bizi arkamızdan vurmaya çalışacak ve benim devletimi yönetenler onların yöneticilerine ‘müttefik’ diyecek. Bunu yıllardır kabul etmekte zorlanıyordum. Nihayet devlet aklı da müttefik olmadıklarını dile getirdi, çok şükür.

    Bir başka müttefik(!) Amerika, dünyanın her tarafında ne kadar mazlum halk varsa neredeyse hepsinin kanını emmiştir.

    Emmeye devam etmektedir.

    Amerika, İngiltere’nin gayri meşru çocuğudur. Zamanında İngiltere’den göç eden eşkıyaların kurduğu bu sömürü ve soykırım ülkesi yerleştiği topraklar üzerinde yüz binlerce yerli Kızılderili’yi katlettiği yetmezmiş gibi dünyanın öbür ucunda da ne kadar mazlum insan varsa onların da kanını emmek yoluyla zenginliğine zenginlik katmıştır.

    Ama inancımız odur ki zulm ile abad olanın sonu berbat olacaktır.

    İnşallah Türkiye, yaşanan bu son ihanet girişiminden daha da güçlenerek çıkacak, devlet aklı demokrasiden ödün vermeden kendini korumak ve idame ettirmek için gerekli adımları sağlam bir iradeyle atacaktır. Bunun yanında güçlenen Türkiye’ye mazlum halkların her zamankinden daha çok ihtiyacı vardır. Çünkü mazlum halklara karşı yürütülen operasyonlar gittikçe daha da dayanılmaz bir hal almaktadır.

    Reis’in konuşmasının son bölümünde bu yönde verdiği umut uluslararası güç ve sömürü odaklarına verilmiş büyük bir gözdağıdır. Umarım gereğini yapacak güce erişmek için gereken çalışmalarda herkes üzerine düşen görevi harfiyen yerine getirmekten kaçınmaz.

    Artık milli irade nöbetlerinin üçüncü haftasına başladık. Meydanlara bakılırsa kaç hafta olduğu asla önemli değil. Konar göçer atalarının torunları şehir meydanlarına çadırarı çoktan kurdu bile.

    Korkum, geçen zaman içerisinde meydanlara yerleşme ihtimali olan ajanların kalabalıkları provoke etmesi.

    Kürt-Türk çatışması tutmazsa, Asker-Sivil kavgası çıkaramazsak, Alevi-Sünni kavgası çıkartalım anlayışıyla hareket edeceklerine dair ciddi iddialar var. Çok dikkatli olmalıyız.

    Malatya’da yaşanması muhtemel bu tarz bir gerginlik polisin zamanında tedbir almasıyla son anda önlenmiş.

    Lokal olarak birkaç yerde ateşlenecek fitillerden içimizdeki ajanlar ve işbirlikçiler sayesinde büyük yangınlar çıkabilir, Allah korusun, biz de çok dikkatli olalım.

    Geçen hafta yazdığım yazıda tarihe not düşülecek bazı siyasi şahsiyetlerden söz etmiş ve Sayın Bahçeli’yi zikretmeden yazımı bitirmiştim. Son yıllarda MHP’yi paralel yapıya karşı koruma konusunda verdiği mücadeleyi devletine sahip çıkma konusunda da göstererek siyasi kişiliğini ve kariyerini taçlandırmıştır. Kendisine hassaten teşekkür edilmesi gerektiği kanısındayım. İktidara yönelttiği yapıcı eleştirilerle muhalefetin nasıl yapılması gerektiğinin örneklerini sunmuştur.

    Sayın Kılıçdaroğlu, darbenin kaynağı konusunda bir şey söyleyememiş olsa da CHP geleneğinin dışına çıkarak demokrasiye yapılacak hiçbir müdahaleyi kabullenmediğini söylemek suretiyle halkın takdirini kazanmıştır. Kendisine teşekkür ediyorum.

    Sağlıkla kalın

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yorumlar
    KURTHAN
    31 Temmuz 2016 Pazar 23:29
    23:29
    ,Sayın Uzuner, Almanya işçilerimizi sömürmedi, çalıştırdı. O' nlar da ülkemizin zengin ve hatırı sayılır varlıklı aileleri oldular.
    Benim de BABAM Almanya'da kontrapilak fabrikasında işçi olarak çalıştı, Trabzon'da üç katlı bir apartman yaptırdı. 8 kardeş o evde (yani şehirde) oturup okuduk, evlendik, meslek sahibi olduk vb. Ben 25 yıldır öğretmenim ama hala bir daire alamıyorum. Kendi çocuğumun geleceğine bir daire bile ekleyemiyorum.
    Çok merak ediyorsan ek derslerle birlikte 3300 tl civarında kazanıyorum. Sen evi geçindir, kira öde, vb giderleri hesapla ortalama 200000 tl biriktir ev al.
    Keşke bizim ülkemizde de yıllardır çalışanlar gelecek kaygısı yaşamasa. Umarım bir ders çıkarırsın.
    Bu yazıdan sonra cevap yazmanı da merakla bekliyorum. Eğer istersen telefonumu da verebilir, gerek görürsen yazını da tartışabilirim.
    78.169.11.198
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim