• BIST 83.106
  • Altın 146,948
  • Dolar 3,7641
  • Euro 4,0426

    Toprağın Aklı ve “Çoban Bey”

    26.09.2016 10:06
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

    1-325.jpg

    Yukarıdaki fotoğraf, Türk Ordusu’nun Cerablus’a, ardından da Çobanbey üzerinden Suriye’ye girişiyle, Işid’in mevzilerini terk ederek kaçışı sonucu Özgür Suriye Ordusu’nun ilerleyişini gösteriyor.

    Çobanbey, Kilis’e bağlı Elbeyli İlçesinin tam karşısında, sınırdan sadece 5 km. içerde, Suriye’nin Erbil İline bağlı küçük bir kasaba.

    Çoban Bey ise, Osmanlı Devleti kurucularından Osman Gazi’nin oğludur. Türkmen gruplarını Bursa’ya yerleştiren ve onlara liderlik yapan bir alperendir. Türbesi Bursa’da, Umur Bey Mahallesinde, kendi adıyla anılan sokakta bulunmaktadır.

    ***

    Tarihçiler teyit eder mi bilmiyorum; muhtemeldir ki Çobanbey Kasabasının adı, Çoban Bey’den esinlenerek verilmiştir. Velev ki öyle olmasa bile, şimdiki haliyle zihinsel alana yansıyan çağrışımlarına veyahut da anonim bilinçaltının hafızasına kayıtlı geçmişe ait bir veri kaydını bilinç üstüne fırlatmasıyla zihinde oluşan anlam ve önemine engel değildir.

    ***

    Evet, olay şu; ABD, TSK’nın başlattığı “Fırat Kalkanı Operasyonu”na destek vereceğini önceden Pentagon aracılığıyla duyurmuştu. Bu amaçla Özel Kuvvetler Komutanlığına bağlı 29 askerini, Işid’e karşı yapılacak olan El-Bab Operasonuna destek olmak için Çobanbey Kasabasına gönderir, ancak ÖSO’nun tepkisiyle karşılaşırlar. Protestoda ÖSO mensupları; “Amerika, Suriye’den defol!”, ya da; “Tek yol İslam ve Hz.Muhammed’in yoludur” diye slogan atar. Silahlı ÖSO militanları protestolarını daha da ileri götürerek ABD’li askerlerinin üzerine yürür. Bu sefer devreye Türk askerleri girer ve ABD’li askerleri koruma altına alarak kasabadan güçlükle çıkarır ve Türkiye’deki karargâhlarına teslim ederler.

    ***

    Toprağın müthiş bir sırrı vardır. insanoğlunu birçok hastalıktan, örneğin insanlığı verem belasından bile kurtardığını, yıllar önce 1950’li yılların başında yaptığı araştırmalarından elde ettiği “stroptomyces-streptomisin” adı verilen bakterilerin varlığını tespitinden dolayı Nobel ödülü kazanan ABD’li bilim adamı Waksmann kanıtladı.

    Daha sonra gelen bilim adamları, gözlerini, ayaklarımız altındaki dünyaya çevirmiş ve bu dünyanın göz kamaştırıcı özellikleri, birer birer ortaya çıkmaya başlamıştır. Modern araştırmaların bugün varmış oldukları son nokta, toprağın her zerresinde yaratıcısının “hayat verici” manasındaki isminin tecelli ettiği şeklindedir. Bu buluşun, henüz çok yeni olduğunu ifade ederek, 14 asır öncesinden beri yankılanan bir sese kulak verirsek; “.. Ölü toprağı canlandırmamız, onlar için bir delildir. Onu dirilttik ve ondan yenen taneler çıkarttık” şeklindeki mesaj, aslında yeni dediğimiz tarih konusuna ve güncel karmaşalara gerçek bir anlam ve önem yüklüyor.

    ***

    Evet, bu ayet gerçekten mucizedir. Çünkü toprakta bazı canlıların yaşadığı asırlar önce bilinmesine rağmen, onun tamimiyle canlı olduğu, ancak 60 yıl önce keşfedilmiştir. Toprak, ayette belirtildiği gibi, o kadar canlıdır ki, onun kesme şeker büyüklüğündeki her parçasında (1 cm3) en az bir milyar faydalı canlı yaşar. Avucumuzu dolduran bir avuç toprak yüz milyar civarındaki canlının cansız gibi görünen muhteşem dünyasıdır.

    ***

    Toprağın, manadaki sırrını, bu noktalardan ele alırsak:
    Toprak, içinde bulunan sonsuz sayıdaki canlının, ibadet vecdi içinde niyaz ettiği muhteşem bir mabettir. O, sanki sonsuz bir ahlakın filozofudur. Her türlü ezaya, cefaya, soğuğa, sıcağa ve susuzluğa karşı, müthiş bir tevekkülle katlanır.
    Ve toprak, bazı şeyleri öğretir insana. Onun üzerine en kirli şeyleri dahi dökseniz, o size gergefinin olağanüstü sanatından bir gül veya bir karanfil hediye edecektir.
    Nihayet o, sinesine en nazlı canları alır, yüceleri sarar boylu boyunca.
    Ve ruhları yıldızlarda gezerken, onların mübarek vücutlarını kıyamete kadar bağrında saklar.
    Hasretle ve yeni bir doğuşa kadar.” 

    ***

    Nihayetinde toprak, bir asır boyu süren sabrı taşar ve patlak verir Çobanbey’de, belki de bağrında taşıdığı Çoban Bey’in dilini kullanarak; “Çok oldu artık beni kirlettiğin. Bu topraklar Habeşli bir köleyi ordusunun başına getiren dünya efendisinin yolunun topraklarıdır. Bu topraklar, temeli ‘Medine Sözleşmesi’ne dayanan dünya üniversitelerinin kurulduğu topraklardır. Bu topraklar, bu üniversitelerde yetişen ve dünya medeniyetinin temelini atan Gazzali’nin, Harezmî’nin, İbni Haldun’un Farabi’nin ve daha nice benzer meyvelerin yetiştiği topraklardır. Defol git, yeter artık!”

    ***

    Efendim sorulur, bir asır çok uzun bir zaman dilimi değil mi, neden daha erken değil?

    Bize göre uzun bir zaman, aslı öyle değil işte.

    Fizikçiler zamanı “lineer” bir çizgi diye tarif ederler. O halde lineer olan bu çizgi üzerinde her nokta, bu “an”, ya da “burada-şimdi”dir.

    Daha açık örnekle izah etmeye çalışalım; örneğin Plüton Gezegeninde bir asır, yani yüz yıl, yüz saniyedir. Ama Neptün’de ise yüz milyar yıldır. Veyahut da şu anda ışınları bize gelen, aslında kendileri yok olan “kuazar”larda ise bize göre zaman, “an”dır, yani “var olmak” ya da “yok olmak” aynı an’da oluşur.

    İşte buna göre şekillenir ve tecelli eder yer küremizde gelişen olayların zaman kavramı karşısında uzunluğu ya da kısalığı. Ve bu süreyi, haklılığın haksızlık karşısındaki şiddeti tayin eder. 

    ***

    Bendeniz böyle telakki ediyorum, Çobanbey isyanını ve ardındaki kaçışı…

    Ancak, aynı fikirde olmayanlar da şüphesiz vardır. Örneğin; Çobanbey uyanışına oranla daha fevkinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın üst düzey bir performans ve donanımla ve de özgüvenle Birleşmiş Milletler kürsüsünden küresel oligarşizme atfen okuduğu bir adalet ve gerçek demokrasi “manifesto”su için; “Bu konuşmayı dinledikçe, kendimden utanıyorum” ifadeleriyle protesto eden muhalefet lideri de var bu ülkede.

    ***

    Peki, bu adamın yatacak toprağı var mıdır?

    Elbette ki vardır ve gün gelir bu dünyadan göçtüğünde, belki de kendisine mermerlerle kaplı, şanına yakışır, şanlı, şatafatlı bir kabir-af buyurun- bir panteon yapılacaktır.

    Ancak toprak, bu ve benzer kişiler için kendi bünyesinde ayırdığı bir mevki de vardır; kimsenin kendi ihtirasına, itidaline ya da itikadına göre şekillendiremeyeceği.

    O mevki de hiç şüphesiz ki; “Lanetliler Mezarlığı” olacaktır.  

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim