• BIST 108.392
  • Altın 143,183
  • Dolar 3,5328
  • Euro 4,1224

    Tarih Bilinci Ve Çanakkale

    21.03.2015 15:18
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

    Tarih bilimi, geçmişimizi bilmenin gelecekteki davranışlarımızı yönlendirebileceği önermesini temel alır.

    Aslında bu görüş, kişilik ve gelişim psikolojisi alanlarında da birçok varsayımın merkezini oluşturur. Bu düşünce tarzında ima edilen, tarihin bir şekilde toplumun belleğine kazınmış kesin gerçeklerden oluştuğuna da hiçbir şüphenin olmamasıdır.

    Neticede, Almanya ve imparatoru II.Wilhelm’in, veyahut İngiliz diplomasisinin 1.Dünya Savaşındaki rollerinden, 1915’de Çanakkale Boğazını savunanların cesaretlerinden ve asil karakterlerinden kim şüphe edebilir?

    Veyahut da her iki etkene etki eden 1833’de Osmanlı ile Rusya arasında imzalanan Hünkâr İskelesi anlaşması ile 1838’de İngiltere ile yapılan Baltalimanı Anlaşmalarının derin etkilerinden de şüphe edilemeyeceği gibi.

    ***

    Örnekleri çoğaltmak mümkün; Öğrencilik yıllarımızda sol örgütlerde okuduğumuz ve yirminci yüzyılın en büyük iki yanılgısından biri olan Marks’ın iktisadi öğretisinin çarpıtılarak “Marksist-Leninist” adı altında bir ihtilal anomalisine dönüştürülmesi;

    Bunun yanında, Rusya’nın savaştan çekilmesini sağlayacak ihtilali başlatmak için Alman Gizli Örgütü tarafından görevlendirilen Lenin’in bir kara trenle Petraburg’a gönderilmesi ile, değişik versiyonlu benzer hareketi Anadolu’da başlatacak olan Atatürk’ün bu sefer bir deniz aracı olan Bandırma Vapuruyla Samsun’a çıkması.

    Bu ikisi arasındaki tek nokta çıkışlı koordinatları çözecek ve toplumun kolektif belleğinin altında yatan sosyal ve psikolojik süreçleri iyi analiz eden bir tarih bilinci oluşumuyla nasıl ki bir tarih yazmak başarılamamışsa, bu olayların bölge ve dünya dengelerini kimin/kimlerin çıkarlarına endeksli şekillendiğinin bilincine de varamayışımızı sağlayacaktır.

    ***

    Elbette bu olaylar, bizim okulda öğrendiğimiz gibi basit, uyduruk ve çarpıtılmış bilgilerden ibaret değildir. Peki, o halde sorun nedir? Nedir gerçek bir tarih bilinciyle, gerçek bir tarih yazmayı imkânsız kılan olumsuz koşullar?

    Toplumsal bellekte oluşan kolektif anıların doğruluğu ile ilgili bir sorun olduğu aşikâr. Ve bu anıları bir yolla paylaşan insanlar başta olmak üzere, tarihçiler, insanbilimcileri, sosyolog ve psikologlar ile bu konu üzerinde çalışan diğer araştırmacı grupları için de son derece önemli bir sorundur.

    En iyi ihtimalle, “doğru” bir kolektif anının, doğruluğu konusunda görüş birliği içinde olmak, toplumsal bir grubu/grupları birleştirebilir.

    Örneğin; her 29 Ekim’de cumhuriyet ve bağımsızlık kutlamaları, ya da 100.yıl dönümünü kutladığımız Çanakkale Zaferi gibi…

    ***

    Bu durumda zihinsel bellek, geçmişle ilgili bilgilerin akılda tutulmasını sağlar, yani; geçmiş olayları saklamamıza yardımcı olur. Ancak toplumsal bellekte oluşan kolektif anıların doğruluğuyla ilgili gruplar arasındaki görüş karşıtlıkları korkunç sonuçlar da doğurabilmekte.

    Örneğin; 1915’te Osmanlı Ermenilerine ne olduğuna dair hatırlananlar konusundaki görüş ayrılıkları, yüz yıllık bir kamburu berberinde getirdi bu günlere.

    Ayrıca, Osmanlı sonrası kurulan T.C.nin özellikle son 35 yılını çok acı kayıplarla geçirmesine sebep ve bir daha belini doğrultmaması için oluşturulan kamburlardan bir tanesi olan, kronikleşmiş yapısıyla bu günlere gelen Doğu ya da Kürt, ve buna bağlı terör sorunun temeli de bu tarihlerde atıldı.

    ***

    Şimdi ise esas sorun ile ilgili soru şu; Her iki bozulmanın toplumsal bellekte oluşan kolektif anıların doğruluğu, her yıl dönümlerini kutladığımız bu olaylara etki eden gerçek dinamiklerle uyuşuyor mu acaba?

    Örneğin; Winston Churchill önderliğindeki İngiliz diplomasisinin boğazlara karşı girişilecek bir deniz harekatıyla İstanbul’un ele geçirilip Osmanlı’nın saf dışı bırakılması ve böylelikle Osmanlı’nın Süveyş Kanalı ve Hint Yolu üzerindeki baskıları kaldırmaya dönük stratejisine karşın, İttihat ve Terakki aymazlığından istifade eden ve Osmanlı Devletini Almanya’nın yanında savaşa katılmasını sağlayan ve böylelikle Osmanlı’yı ayakta tutan ve son gücü olan ordusunu yok etmeye dönük Alman İmparatoru II.Wilhelm’in stratejik planıyla örtüşüyor mu acaba, bizim her yıl kutladığımız cumhuriyetimiz ile eşi ve benzeri görülmeyen ve “ümmet-i savunma” bilinci yönüyle bir şaheser olan Çanakkale?

    ***

    Alman zırhlılarına Osmanlı bayrağı çekilerek, subaylarının başına ise Osmanlı paşaların fesleri giydirilerek Rusya’nın Karadeniz kıyısındaki Odessa Limanı bombalandı ve Türkiye, daha başında sonucu belli olan bir savaşa sürüklendi.

    O ümmet-i savunma bilinci, Çanakkale’de kazanmasına rağmen, hazin sonu ancak 3 yıl geciktirebildi.

    Savaşla Çanakkale’yi geçemeyenler, Mondros Anlaşması'yla o boğazdan geçip İstanbul’u işgal etti. Sancak İstanbul’da yere düştü, payitaht esir alındı, imame koparıldı ve tüm tespih dağıldı.

    Ve nihayetinde işler planlandığı gibi gitti, Osmanlı 64 parça sömürü uydusu oligarşilere ve diktatörlüklere ayrıldı.

    Ve ordusu yok edilerek, tasfiye edilen bir imparatorluğun yerine nasıl bir devlet ve ordu yapılanması ya da örgütlenmesine gidilsin ki, devleti, ordunun omurgasına yerleştirmek suretiyle resmi ideolojiye dayalı militarist bir ulus-devlet modeli yaratılsın.

    ***

    Bu model yaratıldı ve Lozan hezimetiyle de, omuzuna basılıp Ortadoğu, Asya ve Afrika sömürü dünyasına ulaşmak için kullanılan, bu sefer başka bir eşi benzeri olmayan “tarafsız” bir Şaheser-i Harbiye olan T.C. kuruldu.
    Ve böylelikle İslam medeniyeti, Endülüs’ten beri savaşılan büyük medeniyet çökertildi ve bir daha dirilmemesi için de yaratılan “küçük kıyametler”le de sistem taçlandırıldı.

    ***

    Şimdi, şu gerçeği bir özetleyelim; zihinsel bellekte var olan kolektif bir anının doğruluğu hakkında ister uzlaşma, ister görüş ayrılığı olsun, bu saatten sonra gerçeğin nesnel olarak belirlenmesi ve bunun sonucunda da yeni bir kolektif belleğin oluşması ya imkânsız, ya da çok zordur.

    Ayrıca uzlaşma olsa bile, olayların üzerinde uzlaşılmış olan versiyonu zaman içinde değişebilir. Tarih kitaplarının zaman içindeki değişimini buna örnektir.

    Dolayısıyla, toplumsal belleği oluşturan kolektif anıların doğru mu, yanlış mı oldukları önem kazanıyor.

    Bu itibarla, tarihi ya da her türlü bilgilerin “geri getirme-geri bildirim” mekanizmalarıyla belleğe taşınması, insanların bu bilgileri uzun süre boyunca daha iyi hatırlamalarına yardımcı olur. Oysa tek başına ele alındıklarında, uzun süre akılda tutmayı sağlayan geri getirme mekanizmaları, bilginin doğruluğuyla tamamen ilgisizdir.

    Eğer bellekten yanlış bilgi geri getirilirse, bu yanlış bilgiyle ilgili bellek güçlenir ve “belleğin sosyal bulaşıcılığı” etkisiyle de sürekli olarak hatalı öğe bildirimi sonucunda farklı bir toplumsal bellek oluşur.

    Bu manada kolektif bellek, bir “aktarma kayışı” niteliğindedir. Geçmişin çatışmalarını, tez ve anti-tezlerini bu günün sentezlerine taşır, böylelikle de yarının sentez üssü oluşumlarına ön ayak olur.

    O zaman önemli olan, hangi “geri getirme-geri bildirim” mekanizmaları kullanılarak bu aktarma kayışına taşınan kolektif anıların oluşturduğu toplumsal bellek, ne derece gerçekleri yansıttığıdır.

    ***

    Evet, bu tespitleri yapmaktaki amacımız, tarihi olaylar nasıl ki mevcut düşünce şeklimizi şekillendiriyorsa, mevcut psikolojik durumumuzun da tarihi olaylarla ilgili düşünce şeklimizi değiştirdiğini ortaya koymaktadır.

    Geleceğin anahtarının geçmişte saklı olması gibi, geçmişin anahtarı da bu günde mi saklı acaba?

    Bir olayı unutulmaz kılan nedir?

    Bir olayla ilgili anılar ve bu anılardan oluşan toplumsal bellek, zaman içinde nasıl değişir?

    Olayların belleğe entegre oluşuna eşlik eden psikolojik etkiler nelerdir?

    ***

    Türkiye’nin zoru, hatta imkânsızı başarıp başaramayacağı, bu sorulara vereceği cevaplara bağlı; gerçek anılarını bulup su yüzüne çıkartabileceği ve yeni bir toplumsal bellek üretip gerçek tarihini yazabilmesi acısından.

    ***

    Medine’de yenilmeyen, Çaldıran’da yenilmeyen, Mohaç’ta yenilmeyen, Yemen’de yenilmeyen ve nihayetinde Çanakkale’de yenilmeyen medeniyet, 3 üncü sınıf militerler ve 5 inci sınıf siyasi kadroların sayesinde, ne yazık ki koskoca bir yüzyılı büyük bir fiyaskoyla bitirdi.

    Ve tarihte bir kez daha eşi benzerine rastlanmayan 250 bin şehitlik o kutsal savunma mezarlığından, her yıl dönümü kutlamalarında ortak bir ses yükselir boğazın derinliklerinden o yamaçları ziyaret edenlere:

    Biz neden öldük?”

    ***

    Çanakkale’de, canımız pahasına düşmana kaptırmadığımız bayrağı taşıyacak ordu nerede?

    Nerede o “peygamber ocağı” olan ordu?

    Ümmet-i Muhammed’in diyarlarını bombalayan ve işgal eden ordulara sessiz kalan, buna karşın kendi ülkesinin insanlarını ve dağlarını bombalayan, kendi karakolunu ve içindeki askerini korumaktan aciz, kendi halkına dışkı yediren, köylerini ve mezralarını boşaltıp yakan ve yıkan, her on yılda bir darbe yapan, “beslemeyelim de asalım” sloganıyla vatandaşlarını darağaçlarına götüren ordu için mi öldük?

    ***

    Biz, kendi halkını sömürerek işbirlikçileri, uluslararası silah ve petrol tüccarlarına peşkeş çeken, nadiren de olsa kendi halkına sadık siyasetçilerini-başbakanları da dahil-idam ederek, veyahut zehirleyerek, dünya sıralamasında 86.sırada yer alan 3 üncü sınıf bir cumhuriyetin kurulması için mi öldük?

    ***

    Soruları çoğaltmak mümkün, ancak bu soruların cevapları henüz alınamadı, her kutlama ve ziyaretlerin ardından.

    En hazini ise, o ümmet-i savunma bilinci, zihinsel kodları yapay ve uydurulmuş anılarla programlanmış ve “dış bükey” baskı ve dayatmalar sonucu oluşan bir toplumsal bellek tarafından sömürülerek suiistimal edilmesi.

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yorumlar
    Vatandaş
    25 Mart 2015 Çarşamba 15:53
    15:53
    vatandaş kelimesinden rahatsız oldunuz halbuki SOFİSTİK nedir araştır kim aydın kim değil görürsünüz
    212.156.86.190
    Sofistik Gurbetci
    24 Mart 2015 Salı 13:40
    Teşekkür
    Adı üstünde vatandaş, yazıya çok güzel bi örnekleme gösteriyor. Koskoca yazının özünü anlatmak için yorum yapmış sanki. İşiniz çok zor sayın yazar Bu ülkede nafile dökülen kanların milyonda biri kadar yazılar yazsaydı belkide size eleştiri yerine güzel teşekkür verlicekt. Ama yine de ben teşekkür ediyorum aydınlığınız ve aydınlattığınız için.. Darısı vatandaşların başına..
    193.110.85.45
    Vatandaş
    23 Mart 2015 Pazartesi 10:43
    10:43
    yazın sayın yazar ATATÜRK e çamur atmak nasılsa moda siz de modaya uyun ama unutmayın ATATÜRK ve O nun dava arkadaşları olmasaydı kimbilir hangi Milletin esaretinde ve kimliğinde olurdunuz..............................?
    212.156.86.190
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim