• BIST 98.314
  • Altın 144,066
  • Dolar 3,5732
  • Euro 3,9941

    STRATEJİK DERİNLİK

    09.08.2012 20:52
    Hasan Suiçmez / yazar

    Hasan Suiçmez / yazar

     

    Tarih boyunca dünya politikalarında güçlü olan devletler kendilerine yakın ve uzak hedefler tayin ederler.

    Yakın hedeflerini günlük yaklaşım ve çalışmalarla elde etmeye çalışırlar ancak uzak hedeflerine iç içe girmiş “matruşka”lar gibi birbirinden bağımsız gibi görülen ama aslında birbirini tamamlayan eylem basamakları olarak planlar, tahmini bir gerçekleştirme takvimi hazırlar, bütçelendirir, yine birbirinden haberi olmayan ancak bir hedef için çalışan kadrolara gerçekleştirme görevi verilir.

    Bunun için sınırsız bir zaman sermayesi kullanılır. Hedefin büyüklüğüne göre nesiller ve iktidarlar değişse bile çalışmalar sonlandırılmaz ve er geç belirlenen hedeflerin elde edilmesine çalışılır.

     M.S 6.asır ortalarında Kudüs’tün kalkan Yahudi  ”Barzan” kabilesi ”arz’ı mevhut” sınırlarının doğudaki sınır taşı sayılabilecek Irak’ın kuzeyine gelip yerleşir. Bu kabileye mensup olanlara mensubiyet ifadesi olarak “Barzani” adlandırılmasında bulunulmuştur. Yahudilerin kutsal kitapları Tevrat’ta kendileri için sahip olmaları açısından emir kabul ettikleri “arz’ı mevhut-vaat edilmiş topraklar” kavramı vardır.

    Bu topraklar Mısırda ki Nil nehri ile Türkiye’den doğup Basra körfezine dökülen Fırat nehri arasında kalan topraklardır. Bugün Orta doğuda oynanan günlük oyunların aslında İsrail devletinin stratejik derin politikalarının ön elemeleri ve hazırlık dönemi olduğunu bilmemiz ve unutmamız gerekmektedir.

    İsrail’in görünürdeki küçük devlet olmasına aldanılmadan etki gücü bakımından incelenirse; neden kutsal kitabımızın birçok ayetinde lanetlendiğini daha iyi anlamış oluruz. İsrail’in etki gücü ile görünür gücünü deniz yüzeyinde yüzen bir aysberk’e (buz dağı) benzetebiliriz.

     Bu buz dağının deniz yüzeyinde görünen küçük bir parçadan ibaret olduğunu zannederseniz 1912 yılında  “Titanic” faciasında olduğu gibi batmaz denilen geminiz bu buz dağının deniz içinde bulunan görülmeyen esas kısmına çarparak yok olur gider.

    Dünyada ki gelişmelerin bütün hepsini de bu olayla ilişkilendirip Yahudilerin gücünü de abartmanın gereği olmadığına inanıyorum.

    Ancak Osmanlının bu coğrafyadan ayrılmasından sonra şiddetlenen Yahudi ihtirasları asrımıza tavan yaparak girmiş bulunmaktadır.

    Önce Filistinleri kendi emelleri önünde engel gördüklerinden yok etmeye çalıştılar. Yok, edemediyseler bile etkisiz hale getirdikten sonra kendi önlerinde hedeflerine varmayı engelleyecek en önemli gücün Irak olduğunu düşündüler ve Irak’ın işini bitirdiler. Kendilerine göre Irak’a demokrasi getirdikten sonra bunun gereği olarak 6.asırda Irak’ın kuzeyine bugünler için taşınıp bölgede yaklaşık 1500 yıldır bu günler için bekletilen “Yahudi Barzan” kabilesinin sözüm ona devlet olmasını sağlayacak adımları atarak “Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi” adı altında paravan bir şirket devleti kurdurdular.

    Ardından yavaş yavaş bölge ülkelerini, Kuzey Irak Yönetiminin iştah açan petrollerinden yararlandırma umudu ve vaadiyle bu devletçiği tanımaya yönlendirdiler. Bu işin derinliğini düşünmeden bu ilişkileri ekonomik çıkarları açısından normal sayan devletlerin yanında, yapılanların bir planın parçaları olduğunu bilen devletlerinde bölgede var olması en azından; geçmiş geleceğin aynasıdır” diyenlerin endişelerini haklı çıkarabilmektedir. Şimdilerde daha karmaşık bir senaryo ile aynı oyun Suriye de sahnelenmek istenmektedir.

    Gelişmeler sırada İran-Türkiye ilişkilerinin de aynı taktik ve kurnazlıkla bozulacağını göstermektedir. Hayret etmemek elde değil! Bu kadar bilindik metotlara ve tarihi tecrübelerimize rağmen gelişmeleri doğru olarak okuyamıyoruz. Türkiye akli selim ve şuurlu politikaları ile bu oyunların elbette ki sadece seyredeni veya taraftarı olmadan, milli çıkarlarına ve tarihi gerçeklere uygun olan stratejinin uygulayıcısı olmalıdır.

     Türk milleti olarak bizimde stratejik derinliklerimiz vardı. Kızılelma gibi, Nizam’ı âlem gibi, Türk cihan hâkimiyeti mefkûresi gibi. Ancak ülkemizi etkisi altına alan “ Neo-vampir” kültür bütün milli ve manevi değerlerimizi tahrip ettiği gibi bu tarihi ideallerimizi de beyinlerimizde tutsak etti.

    Büyük devletler görünürde büyük olanlar değil, idealleri büyük olan devletlerdir. Bu idealleri gerçekleştirmek için “stratejik derinlikler” gerekmektedir. Bu derinlikleri takip ve tadil edecek güçte devletler amaçlarına er ya da geç ulaşabilmektedirler.

    Önemli olan Miletlerin bu ideallerini ve bunu gerçekleştirecek olan heyecanlarını kaybetmemeleridir. Tarih ise bunun canlı şahididir.

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim