• BIST 83.217
  • Altın 147,255
  • Dolar 3,7734
  • Euro 4,0515

    Statüko, “Modernleşmiş av”

    02.10.2012 09:25
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

    Suriye Stratejisi ve Angeline Jolie

    Öncelikle şu günlerde çözümlenmesi olanaksız gibi görünen trajik bir ikilemle mi karşı karşıyayız?

               Bu önemli sorunun cevabını aramak, bizleri, güçlü ve iyi işleyen bir düzene sahip olmak için bireylerin ve nihayetinde toplumun umudunu ve inancını içine alan kolektif bilincinin var olması ve bu oluşumu engelleyen “statik-durağan yapı” ya da “statüko” üzerine zorunlu bir analiz yapmaya itiyor.

               Umut ve inanç, yaşamın temel nitelikleri olduğundan doğaları gereği statüko’yu bireysel ve toplumsal olarak değiştirme ve yüceltme yönünde hareket ederler.  Sürekli bir değişme süreci içinde bulunmak ve asla herhangi bir belirli anda aynı kalmamak, yaşamın niteliklerinden biridir şüphesiz.

               Atıl ya da hareketsiz duran yaşam ölmeye eğilimlidir ve atıllık-hareketsizlik eksiksiz muhafaza edildiği takdirde, ölüm gerçekleşmiş demektir.

               Buna göre yaşam, hareket etme niteliğinden ötürü, statükodan kurtulup çıkmak ve onu aşmak eğilimindedir.  Ve böylelikle ya daha güçlü hale geliriz ya daha zayıf, ya daha akıllı ya daha ahmak, ya daha yürekli ya daha korkak. Her an, iyi ya da kötüye götürecek bir hale, duruma karar verme anıdır.

               O halde birey için geçerli olanlar, toplum için de geçerlidir.  Bu yüzden toplum durağan bir yapı değildir, gelişmezse kokuşur ve mevcut statüko’yu, yapısal değişim yönüyle daha iyiye doğru dönüştüremezse, kötüye doğru bir değişim artık kaçınılmaz olacaktır. Çoğu kez toplumu oluşturan bireyler ya da topluluklar olarak hareketsiz durabileceğimiz ve belirli bir durumu şu ya da bu yönde değiştiremeyeceğimiz yanılgısına kapılırız. İşte bu durum en tehlikeli yanılgılardan biridir ve hareketsiz kaldığımız an kokuşmaya başlarız.

                Değişik bir ifadeyle her gerçek tespite varma ve farkındalık edimi diriliştir; her durgunluk ve statüko’ya teslim olma edimi ise ölümdür.  Varoluş her an bizi diriliş ve ölüm seçenekleriyle karşı karşıya getirir; her an bir yanıt veririz, birini seçeriz. Bu yanıt, söylediğimiz ya da düşündüğümüz şeyde değil, ne olduğumuzda, nasıl bir edimde bulunduğumuzda ve nereye doğru hareket etmekte olduğumuzda yatmaktadır.

                Bu vesileyle yukarıda açıklamaya çalıştığım yaşamın doğası ile ilgili veriler çerçevesinde, ülkemizde ve bölgemizde mevcut statükoyu besleyen güçlerin sebebiyet verdiği, içinde kan ve ölüm ihtiva eden provokasyon ve katliamlara karşı mevcut statik yapıyı parçalama niyetiyle bölgede hareketlenen Türk diplomasisinin “stratejik derinliği” ne değinmektir, asıl niyetim. Ama Türkiye’yi cumhuriyet dönemi boyunca esir almış ve koskoca bir yüzyılı acı bir fiyaskoyla bitirmesine neden olan “statik yapı” ya da mevcut “statüko”ya geniş yer vermekteki niyetim, son otuz yıldır ürünlerini topladığımız bu acı dramların daha da anlaşılır kılmaya dönük bir araştırma niteliği taşımasıdır.

               Gün geçmiyor ki, yazılı ve görsel basında terör ve Oslo görüşmeleri ile Suriye konusu gündemi meşgul etmiyor olsun.  Güncel hayatımızı etkileyen hatta geleceğimizi de derinden etkileyecek gelişmelerle karşı karşıyayız.

               Türkiye’nin kuzeydoğu, doğu ve güneydoğusu, ağırlıklı olarak petrol ve doğalgaz yataklarına sahip ve dünyanın enerji deposu olan bölgelerle çevrili durumda.  Ve bu bölgelerde avlanan batının etoburları ile carlık dönemlerinden beri bölge üzerinde emelleri hiç değişmeyen kuzeyin kutup ayıları tabiriyle ancak adlandırabileceğimiz ölüm tüccarları, son yıllarda bölgedeki gelişmeler karşısında hareketlenen Türkiye’nin mevcut statüko’yu parçalama niyetiyle geliştirdiği stratejik derinliğini By-Pass edip etkisiz hale getirme hamleleri, bölgede ve ülkemizde acı dramlara yol açmaktadır.

               Bu minvalde Türkiye’nin tavrı, hareket noktası ya da stratejisi eleştiri konusu olmaktadır, özellikle bazı iç siyaset çevrelerince.

              Türkiye, Suriye bataklığına saplanmıştır, gereksiz yere dost ve komşu ülkelerle düşman olmuştur, “komşularıyla sıfır sorun stratejisi” çökmüştür, vs… vs…

               Bir kere,  bu diktatörlükleri Türkiye yaratmamıştır ve Suriye’nin bir kan gölü bataklığına dönüşmesinin müsebbibi Türkiye değildir.

               Kuzey Afrika’da “Arap baharı” adı altındaki yıkımların domino etkisi Ortadoğu’ya sıçrayacağı ve Suriye’den başlayacağı belliydi.

              Ayrıca Türkiye, Baas türü bu rejimlerin kurucusu, destekleyicisi ve hamisi de hiçbir zaman olmamıştır. Bunun yanında, bu ülkelerle cumhuriyet dönemi boyunca ise iyi ve dostane ilişkiler kurulduğu da söylenemez.

              Nedeni de, mevcut rejimlerin kurucuları, destekleyicileri ve hamileri olan güçlerin marifetleri ya da avlanma stratejilerinin biçimlendirdiği ve tüm komşuları ile sorunlu ve iç sömürüye dayalı “statüko”yu bünyesinde barındıran oligarşik bir Türkiye’nin yaratıldığıdır.

               Öte yandan zaman içinde evrimleşmiş ve diğer açık sistemler gibi kendi dinamiğinde gelişim göstermiş “avlanma” olgusuna bir açıklama getirmezsek bölge üzerindeki stratejileri tahlil etmemiz, “ne derece sağlıklı olur?”  sorusu her zaman cevapsız kalacaktır.

              Aynı zamanda av, mantıksal acından da insanlaşma sürecine gerek olumlu, gerekse de olumsuz yönde şekil verdiği gerçeğinden çoğumuzun habersiz oluşu, bizi, “insanın avcı oluşu” değil, “ avcının insan oluşu”nu görmeye davet eder niteliğiyle anlaşılmalıdır.

              Ayrıca av, bütünsel bir insani fenomen, bir olgu olarak anlaşılmalıdır. Ve de doğada en becerikli ve uyanık olanı, yani birbirini gizleyen, savuşturan, yanıltan, avlayan ile avlananı zeka çerçevesinde karşı karşıya getirir. İnsanı, en tehlikeli olan büyük etoburlarla karşılaştırır, rekabet içine sokar ve stratejik kabiliyetleri tetikler. Dikkat, dirayet, kavgacılık, gözüpeklik, uyanıklık, aldatma, tuzak kurma, fırsatçılık gibi…

             Ve av pratiği, giderek merkezi ve örgütleyici hale gelir. Küçük av metaforlardan orta boylara, kaçan ve korkan unsurlardan dövüşen ve tehlikeli yapılara, rastgele av aramadan iz takibine, iz sürmekten inatçı takibe, doğaçlama taktiklerden çalışılmış stratejiye, tedbirden ya da uyanıklıktan tuzak ve pusu kurma becerisine, kaba ve çok işlevli silahlardan ince işlenmiş ve uzmanlaşmış silahlara doğru gelişmiştir.

             Nihayetinde bu süreçte “ayak-el-beyin-alet diyalektiği” ve av, karşılıklı olarak birbirlerini yoğunlaştırmış ve karmaşıklaştırmıştır. Bu diyalektik, silah ve gereçleri çeşitlendiren ve incelten teknik gelişimi yani bir nevi “modernleşmiş av”ı doğurmuştur.

             Türkiye’de ise bu şekilde bütüncül ve sağlıklı bir diyalektiğin oluşumu, “statüko”nun mevcudiyetiyle her zaman engellenmiştir.

             Bu itibarla, özellikle hareket alanında avlayanı etoburluktan insani boyuta davet etmemek ya da avlananı kutup ayılarından koruma maksadıyla yanında olmamak-üstelik ucu da dibi de sana dokunuyorsa- ve bu stratejilerin tümüyle dışında kalmayı yeğlemek midir, milliyetçi, halkçı ya da demokrat olmak?

              Hayır efendim,  bu muhalefet zihniyetinin izahı, toplumu “statüko”ya ya da ölüme, yani “nötr” bir zihniyete teslim etmektir.  Bu zihniyet, ne negatiftir ne de pozitif, yüksüz ve etkisizdir. Kişiyi  “suya sabuna dokunmayan sorumsuz bir bireye” dönüştürür. Bu anlamda nötr politikaların tasarlanması “birilerinin başkalarına hükmetmesi” ve bunun paralelinde “başkalarına boyun eğen birilerinin”  yaratılması ve etkisiz, pasif hale getirilmesinden başka bir şey değildir.  Bir örnekle taçlandırırsak;

             MHP Lideri Bahçeli ile CHP Milletvekili Mehmet Kesimoğlu’nun, Suriye Mülteci kamplarını ikinci kez ziyarete gelen Angeline Jolie’nin küresel emperyal politikalara bilgi akışı sağlayan bir CIA ajanı olduğunu ifşa etmeleri yanında, aynı nitelikte bir yorum da İran’ın bir haber ajansında yer alması bir rastlantı olmasa gerek.

            Vallahi ne diyelim, muhalefet kadrolarının bu denli bir öngörü ve profesyonelliğe sahip olmaları az rastlanır dünya diplomasisinde. Önlerine her mikrofon uzatıldığında “savaşa hayır” maskesi altında “sivil diktatör” Erdoğan’a karşı “büyük demokrat” Esed’e destek amacıyla Angeline’nin peşine düşmelerinin psikolojisinde, belki de bu ceylan gözlü, mükemmel bir simetriye sahip kalın dudakları ile etrafa gizemli ve hafif gülücükler saçan, serv-i revan güzeller güzeli jolie’nin cazibesine fena halde kapılmış olabilirler mi acaba?  Kim bilir?

             Ama bendenizin asıl merak ettiği, Angeline Jolie’nin Wikipedia’daki biyografisinde, hakkında bilinenlerin dışında en gizemli şeyleri, vücudundaki dövmeleridir.  Hele bir tanesi var ki, çok görmek isterdim ama görme şansımın da hiç olmadığını bildiğim, göbeğinin aşağı kısımlarında Latince yazılı ve Türkçesi: “Beni besleyen şey, beni öldürecek” anlamındaki dövmesini.

             Sayın Bahçeli ve Kesimoğlu bu cümlenin anlamında kafa yorsalardı, belki çözerlerdi CIA’nin şifrelerini.

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yorumlar
    ufuk cizgisi
    18 Ekim 2012 Perşembe 13:42
    kardeşim
    Kardeşim esad ne zaman ESED oldu ...?
    Suriyede siviller ölüyorda yıllardır Irakdan Türkiyeye sızan ve gelen terörist başaları artık parti kurultaylarında ayakta alkışlanarak gurur tabloları oluyor Bilmiyorum bunlara ne demeli ... ?
    212.156.86.190
    Dinamo
    15 Ekim 2012 Pazartesi 12:38
    av-insan
    insanın avcı oluşu değil- avcının insan oluşunu farketmek bu güzelmiş..
    88.247.192.166
    sofistik gurbetci
    11 Ekim 2012 Perşembe 10:24
    statüko
    Türkiyedeki statükonun bitip bitmeyeceği bir muamma ama Angelina gibi bir güzelliği bunlara alet edilmesi insanoğlunun doğasına aykırı...
    193.110.85.45
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim