• BIST 93.616
  • Altın 208,990
  • Dolar 5,3413
  • Euro 6,0898

    Sosyete İftirası; “Spekülatif Atak”

    28.08.2018 10:30
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

    Olay, henüz döviz kurlarının uygulanmadığı yıllarda ABD-Kanada sınırlarındaki bir şehirde geçer.

    Her iki ülke malum, para birimi olarak dolar kullanmaktadır. Yalnız her iki ülke de, diğer ülke parasına karşın kendi ülke parasının daha değerli olduğunu iddia etmektedirler.

    Şöyle ki; Kanadalılara göre 1 ABD Doları 90 Kanada sent’ine, Amerikalılara göre ise 1 Kanada Doları 90 ABD sent’ine eşit.

    Bir Amerikalı vatandaş, cebindeki 1 dolarla dolaşmaya çıkar. Bir ara karnı acıkır ve bir hamburger alır. Hamburgerin fiyatı 10 cent’tir. Cebindeki 1 doları verir. Hamburgerci bozuk para ararken cebinin bir köşesinde 1 Kanada doları bulur ve onu verir (kendi parasına göre 90 cent’e eşit ya!).

    ***

    Derken aynı vatandaş sınırı yürüyerek geçer ve Kanada’da dolaşmaya başlar. Kaleme ihtiyacı olduğunu hatırlar. Girer bir kırtasiyeci dükkânına. Kalemin fiyatı da 10 Kanada centi’dir. Cebindeki bir Kanada dolarını verir. Kırtasiyeci de para üstü olarak 1 ABD doları verir.

    Oradan ayrılıp evine döner. Sonra da düşünmeye başlar:

    Yahu, sabah evden çıkarken cebimde 1 ABD dolarım vardı, şimdi de 1 ABD dolarım var. Peki, hamburger ile kalemin parasını kim verdi?

    ***

    İşte size küresel oligarşizmin sömürü düzenekleriyle kurduğu/kurguladığı “finansal stratejisi”ni özetleyen traji-komik bir fıkra.

    Son iki haftadır yaşananlar, ekonomik parametrelerin işleyiş yöntemlerine göre üreyen bir kriz sonucu değil, spekülatif yöntemlerin siyasi yansımaları sonucu oluşan ve döviz üzerinde bir baskı unsuru olarak sahaya sürülen “spekülatif atak” diye adlandırabileceğimiz, özellikle sabit kur uygulanan sistemlerin ekonomilerinde daha kolay uygulanan, paranın gayri resmi-dışsal etkilerle devalüe edilmesi hamlesidir.
    Elinde yüksek derecede sermaye olan bir ülke, örneğin ABD, ya da George Soros gibi uluslararası finans spekülatörü zenginleri veyahut da dünyada sayıları bir düzineyi geçmeyen birkaç oligarktan biri olan Rockefeller ya da Rotschild ailelerinin şirket CEO’ları kullanılarak, kurban seçilen ülkeye gönderilerek-yahut da hiç zahmet buyurmazlar- yerli işbirlikçi “etki ajanları” vasıtasıyla yerli parası karşılığı o ülkedeki dövizi çekerler. O kadar çok çekerler ki, merkez bankasının elinde kuru dengeleyecek döviz rezervi kalmaz. Bu aşırı döviz talebine karşılık veremeyince de-milli olmaya çalışan-merkez bankası, beyaz bayrağı çeker.

    ***

    Peki, neden spekülatif ve anlamı nedir?

    Kökeni speculatio olan bu kelime, anlamı itibariyle bir şeye bakmak, bir şeyi gözden geçirmek anlamlarına gelen specto'dan gelir. Bu anlam üzerinden olmalı ki eski Romalı filozof Boethius, speculato kelimesini Latince ‘ye theoria-teori'nin karşılığı olarak çevirmiştir.

    Ancak sonraları, her olguyu Aristo mantığına göre düzenleyen Hristiyan İlahiyatı’nda bu anlam unutturulur ve yerine “ayna” kelimesi türetilir.

    Mimarı kimdir bu anlam sapkınlığının?

    Özellikle Aristo'ya tapınma geleneğinin temsili olan ve Scholasticis (skolastik) düşünce akımını doruk noktasına taşıyan, 13.yy ortaçağ düşünürü, en koyu Hristiyan bağnazlığının sancak gemisi sayılan, engizisyona giden yolu açan Aguinos Thomas.

    Ve bunu Antik Yunan’da Aziz Paul'ün İsa’ya yazmış olduğu ilk mektuba bağlar.

    Buna göre speculatio, erken zamanlarda metal aynalarda görünen dolaylı ve açık olmayan imge olarak kısmi ve muğlak bilgi anlama oturtulur. Böylece spekülasyon, “duyumlanamazın görüsü” ya da Immanuel Kant'ın tabiriyle “entelektüel görü” ile bağlantısı kesilir.

    Hegel bile aynı kelimeyi pozitif biçimde ele alır. Ona göre bu kelime theoria'nın özgün anlamını yeniden kazanacak, bununla birlikte mistik çağrışımını da kaybetmeyecektir

    ***

    Ancak öyle olmadı ve başlarda, evrensel hakikatleri derin bir sezgi ile anlama ve arama görüsünün mistik tanımlamalarından biri olan speculatio, her benzer mistik tanımlamalar gibi sonunda, o da batının optik merceğinin kıyımına uğrar ve “bir şeye bakmak, bir şeyi gözden geçirmek” şeklinde hayat bulan o entelektüel görü, öngörüsü kolay maddi boyuta evrilerek yön değiştirir. Böylelikle “yapay kazanç” elde etmek için “ekonomik” ya da “kur savaşları”nda kullanılan bir enstrümana dönüşür.

    ***

    Peki, bu kavram üzerine onca açıklama ya da kafa yorma gereğini neden hissettik?

    Çok kullanılmasına rağmen, anlam yönüyle içeriği bilinmiyor da ondan.

    Son iki haftadır basın ve yayın organlarının manşetlerini işgal eden, özellikle TV ekranlarının alt kısmında devamlı olarak yazılı tutulan bir terim oldu; “spekülatif atak”.

    Ancak, sokakta, evde hatta üniversite düzeyinde bile bir kamuoyu araştırması yapılsa ve sorulsa:

    Bir ülkenin finans yapısı üzerine saldıran “spekülatif atak” hamlelerinin anlamı ve asıl amacı nedir? Eminim ki %90’lara varan bir bilinmeyen oranıyla karşılaşırız.

    O zaman, olayların neden-sonuç diyalektiği ile ilgili bilinmezlikler, güvensizlik ve korku hallerine dönüşür. Kendimizi güvence altına almak içinse, yükselmekte olan nesnelere tutunmaya ve yükseğe, daha da yükseğe tırmanmaya cabalarız. Ancak bu durum, tırmanmaya çalıştığımız dolar yapraklı ağacı, mutlaka birilerinin silkeleyerek yere düşmemizi ve akabinde paramparça olmamızı sağlayacak riski daha da artıracağı şüphesizdir.

    ***

    Oysa bilim ya da bilgi, güvensizlik ve korku hallerinin temelindeki bilinmezlikleri bulup ortaya çıkarır.

    O zaman, hele de şu günlerde sıkça söylenen  “bilinmeyen yahut bilmediğin sularda yüzme” uyarısı doğru da, ne derece yeterli veyahut da kurtarıcı?

    Galiba tek seçenek; “Bilmek Zorundayız Arkadaş!”

    Düşmansız ya da rakipsiz bir dünya mı var da biz bilmiyoruz?

    Döviz nedir kimlere ve ne zaman lazım?

    Kur ya da parite nedir ve hangi hallerde değişime uğrar?

    ***

    Bu ve benzeri kavramlar ile ilgili sorunların bilinmezliği, “yapay kazanç” elde etme davranışların dürtüsüyle tetiklenen ve aynı yönde farklı sayiklerle, “biz de bundan faydalanalım” şeklinde hareket eden insanlar da olabilmektedir. Ancak, asıl tehlike budur ve bu tehlike, rakip ya da düşman cephesinde ülkene karşı kullanılacak “spekülatif atak” denen saldırının alt yapısını hazırlar.

    Öte yandan “yastık altı” tabiriyle dile getirilen 85 milyar dolarlık bir rezerv var atıl halde bulunan.

    Yani esas problem ya da tehlike, dövizle hiçbir ilgisi olmayan, döviz alma-satma ve böylelikle yapay kazanç elde etme anomalisine kapılan hane halkının ya da sıradan vatandaşın, kendi ülkesini dize getirmek için başlatılan “ekonomik savaş” zincirinin bir halkası oluşudur.

    ***

    Her hangi bir işlemin için gerekli olan yabancı paraya ihtiyacınız olabilir. Bir turizmci ya da kısaca ihracat ve ithalatçı olabilirsiniz. Bu durumda dövizle olan ödemeleriniz kadar doğal bir şey ne olabilir ki? İhtiyatlı olma hakkınız da vardır elbette. Yani, bir şekilde gelişmelerden rahatsızlık duyabilir ve ihtiyacınız olan dövizi bir an evvel-vadesi gelmeden-alıp ödemelerinize karşılık hazır halde bekletebilirsiniz.

    Bu şekildeki talepler, para birimi acısından bir ekonomiyi dara sokmaz, kriz yaratmaz.

    Ancak burada dengeleri alt üst eden, yukarıda açıklamaya çalıştığımız “spekülatif talep” şeklinde biçimlenen ve gereksiz yere dövize yönelen davranışlardır. 

    ***

    İktisadi Bilinç” yokluğunda ya da azlığında, iktisadi yapı üzerine kurgulanan tuzakları yerin dibine nasıl batırırız?

    Hukuk Bilinci” yokluğu ya da eksikliğinde, adli yapı ya da yargı üzerine kurgulanan tuzakları geldikleri yere ziyadesiyle nasıl iade ederiz?

    Tarih Bilinci” yokluğunda ya da yeteri kadarına sahip değilsek, geçmişimizden kopuk bir zihin körlüğü ile geleceğimizi inşa ederken muhtemeldir ki karşı karşıya kalabileceğimiz-hadi tuzakları demeyelim-zorlukların üstesinden nasıl gelebiliriz? 

    Var olmanın parametreleridir bu üçlü sacayağı.

    ***

    Nihayet kendi ciğeriyle nefes alan bir istihbarat örgütü kurulması aşamasına henüz gelinmiş olmalı ki, hemen meyvesini verdi ve terör örgütleriyle ilişkisi saptanmış rahip kılıklı bir “etki ajanı” yakalandı, akabinde de hak ettiği yere tıkıldı, ancak ne hikmetse ev hapsi ile taltif edildi.

    Yeterli bulunmaz ABD nezdinde ve acilen iadesi istenir. Neymiş efendim, ailesine söz vermiş başkan hazretleri; “bir hafta içinde babanıza kavuşacaksınız” diye.

    Mali nitelikli bir kriz üretme hamlesi olan “spekülatif atak” için bulunmaz bir bahane.

    ***

    ABD, soykırımla doğan, içeride kölecilik ve dışarıda yeni sömürgecilikle devam eden bir ülke. Tabii ki tarihinin hiç bir döneminde gerçek anlamda serbest piyasadan-herkes için açık bir ekonomiden- ve siyaseten de demokrasiden insan haklarından ve de hukuk devletinden yana olmadı.

    ***

    Bir deyim vardır; “Köpek eğer değirmeni basıp talan etmeyi devamlı olarak alışkanlık haline getirmişse, ya değirmeni yıkacaksın, ya da köpeği öldüreceksin

    Değirmen bizim vatanımız arkadaş! Köpek, nihayetinde yakalanmışsa salıvermek de neyin nesi?

    Neymiş efendim; “evrensel hukuk kuralları” ya da “insan hakları!”

    Bir bilsem, evrensel hukuk nedir ve nerede uygulanır.

    Ama bizim akademisyenler her akşam TV ekranlarında; “Benzer sıkıntılardan kurtulmanın yolu, evrensel hukuk, insan hakları ya da daha da çok demokrasi ile mümkündür ancak” diyebilmekteler.

    Tipik bir “hastalıklı akademik hafıza” örneği.

    ***

    1990’lı yıllardı, Avrupa’ya ilk gidişim. O zamanlar Avrupa ülkelerine ziyaret ya da tatil için gidenler, dolardan ziyade Alman Markı bulundururdu cep harçlığı olarak. Henüz “Euro” yoktu o yıllarda.

    AB’nin diplomatik başkenti olan Brüksel’de, sigara almak için bir markete girdim. Cebimden 10 Mark çıkardım ve market sahibine uzattım, sigaranın markasının da söyleyerek.

    Tuhaf tuhaf yüzüme baktı Belçikalı ve asabi bir tavırla, “Bu da ne?”, işaret parmağıyla da karşı sokağın köşesinde bulunan döviz bürosunu göstererek; “Git değiştir, bana kendi paramı getir” dedi.

    Üstelik de Belçika Frankı’nın, Alman Markı karşısındaki paritesi çok düşüktü. Yani 1 Alman Markı 20 Belçika Frank’ıydı.

    Kendi parasından 20 kat daha değerli olan başka bir ülkenin-ki ö ülke de tüm Avrupa’nın patron ülkesiydi-parasını elinin tersiyle iten bir bilinç, ülkesini de her türlü spekülasyonlara kapatmış olur.

    ***

    Başka bir örnek; 2. Dünya Savaşı’ndan yenilgi ile çıktığı için ABD’nin siyasi baskısına maruz kalan ama ekonomide bildiğini okuyarak farklı bir yol izleyen ve görüldüğü gibi çok farklı sonuçlar alan bir Japonya var. Ben Japon yeninin, savaş sonrasından bugüne, hiç bir zaman dolar, Euro ya da diğer gelişmiş ülke paralarından daha değerli olduğunu hatırlamıyorum. Buna rağmen ABD ve Çin’in ardından 4.872.135,-Trilyon dolarla Dünyanın 3 üncü büyük ekonomisi.

    ***

    O halde “güç” bir “zihin” durumudur; düşündüğünüz kadarına sahipsiniz.

    Sizde olmadığını düşünürseniz, yoktur.

    Kendinizi görmek istediğiniz gibi düşünün” demiş Norman Vincest PEALE.

    Ve “güçlü” iseniz bayramlarınız da “iyi” olur.

    ***

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim