• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490

    Son akın, gaflet ve ihanet!

    11.10.2012 13:02
    Hasan Suiçmez / yazar

    Hasan Suiçmez / yazar

             Akıncılar serhad denilen sınır boylarında bulunan Türklerden kurulmuş, hafif zırhlı süvari birlikleridir. Çok disiplinli ve çok iyi teşkilatlıydılar. On, yüz ve biner kişilik manga ve bölüklere ayrılmışlardı. On kişiye on başı, yüz kişiye yüzbaşı, bin kişiye binbaşı atanmıştı.

            Bu akıncılar gayet kuvvetli ve cesur insanlardı. Eski bir Türk geleneği olan yağma ve çapul işlerini yaparlardı. Savaşlarda zırh giymezlerdi. Silahları ise kılınç, ok, Hançer, kargı ve atlarının eyerine takılmış topuz başlı bir bozdoğandı. Giyimleri güçlerinin bir sembolü olarak gayet şatafatlı ve ihtişamlıydı. Başta samur derisi bir börk, sırtlarında kartal kanadı zümrüt ve sırmalarla işlenmiş bir mintan ve kaftan, kılıçları ve okları altın süslemeliydi.

           Savaş sırasında casusluk yapmaları gerekebileceği için Balkan toplumlarının dillerini iyi bilirlerdi. Duruma göre görev alırlardı. Savaşa giden ordunun güvenliğini sağlamak için öncü kuvvet, bazen de geri çekilmelerde (Viyana Kuşatmasında olduğu gibi ) orduyu koruma görevi üstlenirlerdi.

    Akıncılık babadan oğula geçen bir ocak maiyetine büründüyse de, Anadolu’dan akıncı olmak için gelen, yiğit Türk dilaverleri de, bir akıncı büyüğüyle kan kardeşi olarak, Akıncı birliğine katılırdı. Bu kankardeşi olduğu büyüğüyle en yakın ahbap olurlar, birbirlerinden hiç ayrılmazlardı, ölüm bile beraber nasip olurdu bunlara.

    Akıncılar, Han’ın düzenlediği seferde öncü kuvvet, keşifkolu, düşmanın pusu kurmasını engellemek, ani baskınlar yapıp düşmanın maneviyatını bozmak görevini üstlenirlerdi geri çekilişte de Viyana muhasarasında olduğu gibi orduyu koruma görevini üstlenirlerdi. Düşmanlakarşılaştıklarında belirli aralıklarla arka arkaya durarak takımlara ayrılılar hücum eden öndeki takıma arkadaki takım destek verirdi.

        Bir akının akın adı alabilmesi için muhakkak Akıncı Beyi’nin Akına iştirak etmesi lazımdı. Katılmadığı zaman akınlar, Akıncı sayısına göre değişik adlar alırdı. Kuvvet yüz ve yüzden fazla olursa böyle akına "haramilik  " denirdi. Akın kuvveti yüzden az olursa "çete" adı alırdı. Akıncılar, akına çıktıklarında devletten izin almaz yada devlet onlara yiyecek içecek gibi malzemelerini karşılamazdı. 1 hafta 20 gün belki daha uzun süreli yapılan akınlarda, akıncılar kendi ihtiyaçlarını akınlarda sağlarlardı.

           Akıncıların isim ve hüviyetleri tutulur kimin hangi akıncı kolunda olduğu bir defterde kayıtlıydı. Akıncılar Bağlı oldukları akıncı beyinin adıyla anılırlardı (Malkoçoğlu Akıncıları vs.) . Akıncılar tımarlı veya vergiden muaf olmak üzere iki sınıf oluşturmuşlardı.

               16. yüzyıl sonlarına kadar, Balkanlarda ve Avrupa’da, Türk Tarihine nice zaferler kazandıran bu şanlı askerler, birhain devşirme Sadrazamın gafleti yüzünden bir daha sırtını doğrultamamıştır. Yılmaz Öztuna' nın aktardığına göre, 16. yüzyılda bizim Eflak dediğimiz yerin Voyvodası Mahai isyan ediyor.100 bin kişilik bir kuvvetle Sadrazam Koca Sinan Paşa bu isyanı bastırmak için Mahai'nin üzerine gidiyor.

                   Mihai bu büyük Türk ordusuyla, çarpışmayı gözü kesmediği için, oda sürekli Eflak Dağlarında saklanıyor. Gafil Koca Sinan Paşa isyanı bastırdığına inanarak, 2 bin kadar askeri Bükreş’te bırakarak geri çekilmeye başladı. Fakat Mihai casusları tarafından, Türk ordusunun hareketlerini takip ediyordu. Sinan Paşa Eflak’tan çıkar çıkmaz, Mihai 70. 000 kişilik ordusuyla Eflak'a girdi. 5. bin civarındaki Türk askerlini diri diri yakarak, öldürdü, geri kalanını kazığa oturttu.

              Bu facia olurken, Sinan Paşa, Yerköy’e varmış Tuna’dan Rusçuk'a geçecekti. Türk Ordusunu 24 saatlik mesafeden izleyen Mahai, saldıracak uygun vakti bekliyordu ki, devşirme Sinan Paşa, ona bu fırsatı verdi. Köprüden ilk önce mahiyetiyle beraber geçen Sinan Paşa 3 gün 3 gecede de ordunun ağırlıklarını geçirdi. En son köprüden akıncılar geçecekken, Sinan Paşa köprünün ucuna tahsildarkoydurup, akıncılardan beşte bir oranında serdar payı almaya kalktı. Bu durumu fırsat bilen Mihai, toplarını akıncıların üzerlerine çevirdi. Bir kaç top atışı sonrası tahtadan köprü yıkıldı ve hemen hemen bütün Akıncılar, Tuna nehrinde boğularak can verdi. Yerköy'e doğru olan tarafta kalan az miktardaki akıncı birlikleri ise Mihai'nin askerleri tarafından son adama kadar öldürüldü.

                    Menfaatin, bilgisizliğin, çapsızlığın, daha doğrusu kanı bozukluğun sebep olduğu tarihimizde onlarca benzer olay yaşanmıştır. Dileğimiz o dur ki; bunlardan ders alarak yarınlarımıza yön verecek insanlarımızı iyi tanıyalım.

           Akıncılar bu olaydan sonra zaten bir daha belini doğrultamadı. Bu olay akıncı ocağını söndüren, “KöprüVakası”olarak bilinen olaydır. Daha sonra Akıncılığın yerini önceden akıncıların bir küçük bir kolu sayabileceğimiz Deliler ön plana çıkmıştır. Birazda onlardan bahsedelim. Hani yakın geçmiş bir zamanda bir devlet büyüğümüz ; “biz bu milletin delileriyiz” demişti de anlaşılamamıştı ya, işte o delilerden bahsedeceğim şimdi.

            16. yüzyıllarda peyda olan DELİLER yine akıncılar gibiydi. Giyip kuşam, silahları kısacası hemen heşeyi aynıydı. Bunun içinde Delilere akıncılığın bir kolu demekte mahsur yoktur. Bu birliktekilerin hepsi Balkanlardan seçiliyordu. GeneliTürk’se de kuvvetli, iri yarı Hırvat, Boşnak, Arnavut, Sırp gençleride alınıyordu. BunlarBosna, Semendire ve Rumeli Beylerbeyinin emri altındaydılar.

            Savaşlarda bazen silahsız sadece sille tokat, hatta çıplak girdikleri söylenen ve savaşta korkunç çifte nağralar attıkları için bunlara Deliler denmiş. Delilerin elli altmış kadarı bir bayrak olup, bir kaç bayrak birleşince bunlara Delibaşı atanırdı.

                    İçimizdeki “Sinan paşa ruhlulara” dikkat ederek,  saflarımızı sıklaştırıp; dostlarımıza Yunus yüzümüzle, düşmana karşı ise Yavuz edamızla yolumuza devam edelim.

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yorumlar
    CELAL MALKOÇ
    14 Ekim 2012 Pazar 18:57
    İKİNCİ YAZI
    Cumhuriyet'de yayınlanan Sayın Leyla Tavşanoğlu'nun röpörtajında Özel Kuvvetler eski komutanlarından Sayın Mete Yarar'ın bir saptaması Sayın Hasan Suiçmez'in yazısı ile örtüşüyor."Akıncılar yok olunca Osmanlı çöktü".Devamında"Amerikan Özel Kuvvetleri'nde Osmanlı Akıncılarını inceleyip birebir hayata geçirilmiş yapı var"diyor.Bir gaflet Akıncıları bir diğeri Köy Enstitülerini yok etmiştir.Ortak nokta; ikisi de başka ülkeler tarafından örnekalınmış ve uygulamaya sokulmuştur.Biz yiyemedik
    88.253.122.113
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim