• BIST 106.711
  • Altın 143,532
  • Dolar 3,5567
  • Euro 4,1387

    Şike yasasında “pardon yanlışlık oldu” Demenin getirdikleri…

    15.05.2012 11:43
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

    Çürük ve çıkarcı bir mantıkla oluşturulan “süper finaller” berbat bir final maçıyla bitti nihayet. Bunun adına da “heyecan yaratmak” dendi! Yerseniz tabi.

    Aslında bunun adı; fırsatçılıkla birilerine daha fazla para kazandırmaktan ibarettir.

    Cumartesi akşamı ise, Arda Alan’ın deyimiyle, tam bir “titreyen ayaklar” tiyatrosu oynandı ve kupa, skorcu yönü ağır basan Fatih Terim’li Galatasaray’ın oldu.

     Ama biz bu garip, zevksiz ve anlamsız sezona, olup bitenle ilgili güzel bir nükte ile karşılık verelim ve özetleyerek kendi yorumlarımızı da ekleyelim dedik.

      *   *   *

    Uzun bir yolculuğa çıkan bir iş adamı kızını bir komşu dostuna emanet eder. 

    Döndüğünde ise bir de ne görsün?  Kızı hamile!

    Dostuna şiddetle çıkışmaya başlarsa da, dostu, bütün bu olup bitenlerden hiçbir şey anlamadığını söyler.

     Adam öfkeyle sorar:

     “Peki, nerde yatırdın kızımı?”

     “Oğlumun odasında.”

     “Sana kızıma göz kulak ol dediğim halde oğlunun odasında niçin yatırdın? Yok muydu başka bir yerin, be adam?”

     “İnan ki yoktu, ancak aralarında paravana vardı. Bir yanda oğlum, bir yanda kızın.”

    “Peki ya oğlun paravanın öbür ucuna geçtiyse?”

    Adam ciddi ciddi düşünüp yanıtlar:

     “Hımmm… Haklısın galiba, tek ihtimal bu.”

                                                                         *   *   *

    Şunu demeye getiriyor adam: “Bana kızmaya ne hakkın var, kızını, oğlumun, bir delikanlının bulunduğu eve emanet ediyorsun. Nasıl böyle bir hataya düşebilirsin? Olup bitenlerin dışındayım ben. Tüm bu koşullarda olanlardan nasıl beni sorumlu tutabilirsin.”

    Ama bunu böyle açıkça söylese, fıkra da fıkra olmazdı zaten.

      *   *   *

    Yani efendim, Sayın Demirören’e kızmaya gerek yok. Kime neyi teslim ediyorsun?

    Bizim acımızdan bu tercih, organize suçlarla mücadele masasına mafyayı davet etmeye benziyor.Ama bu benzetme, İstanbul dükalığı için geçerli olmayabilir.

    Önce şunun adını koyalım: Yıldırım Demirören’in TFF başkanlığına seçilmesi sportif bir nedensellik taşımıyor, geniş çaplısektörel çıkar gruplarının siyasi ve iktisadi amaçlı zorlamayla mevcut yapıyı kontrol amaçlı yapılan bir operasyondan ibarettir.

    Ayrıca ortada organize bir çete sucu varken soruşturmayı neden spordan ayırıp ayrı incelenmedi, genişletilmedi, derinleştirilmedi ve sadece sarı-lacivertli camianın hedef alındığı imajı yaratacak şekilde bir strateji geliştirildi?  Ve başarılı da olundu.

    Velhasıl kurtarılmak istenen futbol değil, futbol endüstrisi oldu.

    Açıkça belirtmeliyiz ki, spordaki çeteleşmeye veİstanbul dükalığına yenik düştük.

     Yanlış anlaşılmasın, İstanbul dükalığı derken, iç sömürüye dönük yapının finans ve güç merkezi yönünü kastediyorum İstanbul’un. Yoksa o yapının üçlü saçayağı olan arsa-hazine-bürokrat üçgeninde oluşan mafyanın marifetleriyle bir mezbeleye çevrilen, içinde milyonlarca oy ve seyirci deposu ihtiva edecek şekilde dizayn edilenve kullanılan o zavallı İstanbul’u kastetmediğimi belirtmeliyim.

     *   *   *

    Uçağı havada tamir edemezsiniz.  Hedefine ulaşması engellenen ve yolun yarısında makaslanan yasayla ancak, tribünleri, gladyatörlerin ölüm kararını veren arenalara dönüştürür ve bu türprovokasyonlarıntezgâhlanmasına ön ayak olursunuz.

      Ve bu olayların hangi güç merkezlerin işine yarayacağını artık kavramış olması gerekir Türk kamuoyunun, özellikle de bizlerin.

    Bursa’nın şampiyonluğu bir ders oldu İstanbul dükalığına. Üstelik “şeytan üçgeni” diye tabir edilen eski tip sermayenin bir ayağı olmasına rağmen.

    Yeterince kadro ve kaynak üretilemedi ve bu şifreleri çözen “bilgi işlem merkezleri” belli ki kurulamadı Mehmet Ali Yılmaz Tesisleri’nde.

       Kurulması da engelleniyor ve tabii dir ki, her maçlarına ortalama 40-50 binin üzerinde seyirci toplayan ve organize suç örgütleriyle bağlantılı olduğu iddia edilen, her şeyi yutan, kendi içine çeken, kendi dışını sömüren ve kısırlaştıran büyük bir metropol ahtapotu ya da profesyonel bir yapı varken.

    Bir de şu yönü var meselenin: seyircisiz Fenerbahçe maçına 50 binin üzerinde bayan ve çocuk taraftarın geldiğini görünce şok olan tüm siyasilerin (parti gözetmeksizin) “seçim stratejileri ”ne dönük oy hesabı yapmamaları beklenebilir mi?

        Öyle ya, yarın seçimlerde milyonlardan çok sert bir tokat gelmeyeceği ne malum.

      *   *   *

    Önce kendimize dönük bir öz-eleştiri yapmakta fayda var. Bir kere fazla asabiyiz. Sonuç delisi yönetici ve taraftarların ya da sonuç odaklı zihniyetin baskısı ve oyuncuların bu baskıyı kaldıracak kültürden yoksun oluşları en azından “kendi saha” avantajının, dez-avantaja dönüştürüldüğü bir gerçektir.

    Anlıyorum: birikmiş öfkelerimiz var ki; bu daima bir güvensizliğin, kuru gürültüyle bir an evvel üste çıkma cabalarınınişaretleridir. Uzatılan elleri sıkmamak, tekme tokat karşılık vermek bir marifet gibi gösterilmemeli. Nihayetinde bu çok basit hatalar, rakibin eline verildiğinde çok pahalı tuzaklara dönüşebiliyor.

       Amatör zihniyetlerle ve örgütlerle olmuyor maalesef.

    Ancak, bazı değer ve kazanımlara üzülmemek elde değil, elbette.

    İlerde oluşacak modern Türk futbolunun “Güneş”i diye iddiamda halen ısrarlı olduğum,  dünya futbol arenasında ülkesine ilk kez üçüncülük kupasını kazandıran ve bu başarısı kendi ülkesinde bilehazmedilmeyen ve sonra da kendi yerelinde bir “Barcelona” yaratmaya çabalayan bir teknik direktörün cabalarınayazık oluyor. O “Kocaman” enseli ve sırtı kalın kişiler, Şenol Güneş’in yanında değil teknik direktör, malzemeci bile olamazlar.

      *   *   *

    Vazgeçilmez başkan “Rasputin Aziz” e gelince, göreceksiniz hapisten daha güçlü çıkacaktır. Çünkü hatırlarsanız, şike yasasının değiştirilme tekliflerine en sert itirazı yapan odur. Nedeni de gayet basit:  İyi biliyor ki; ne yaparsa yapsınlar kendisini suçlu ilan edemeyecekler ve böyle bir yasa düzeltme sonucu çıkarsa “sucu vardı ama yasaya dua etsin gibi sığınma ya da acziyet psikolojisininoluşmasına bile izin vermeyen bir meydan okuyabilme özgürlüğüne(!) sahip,  korunan, kollanan ve kullanılan bir figür.

                                                                                *   *   *

        Ve sevgili Başkan Sadri Şener:

        Liderliği çok eleştiriliyor son günlerde, hatta İstanbul dükalığının ihale tuzaklarına düştüğü bile iddia ediliyor.

    Zannetmiyorum, o kirli yapının taşra uzantılarının kendisine de bulaştığına.

       Ancak bulaşsa bile, günümüz artık “lidersiz organizasyonlar”  dönemine girmişken enformel bir yapının sadece başkanını değiştirmek suretiyle başarı beklemek, ne derece akılcı-rasyonel bir düşünce tarzıdır?

       Bu mantık, bir “kurtarıcı arama” paranoyasından ibarettir.

       Başarı, rakibinden, en azından daha üst düzey organizasyonlar yaratma ile yakalanır.

       En üst düzey kadrolarımızdan, örneğin; Sayın Bakan Erdoğan Bayraktar; “İnce ince ayarlar yapıyoruz.” Dedi ama hiç kimse tankları, panzerleri yürütmedi ya da jetleri uçurmadı.

      Bekliyoruz, ancak bekleme sabrının da bir erdem haline getirilmenin sınırına kadar.

      Bu zaman sınırı aşıldığında, verilse bile kupanın alınmaması bir erdemdir, kanımca.

      *   *   *

    Ve son olarak; örgütsel mücadele kavramını akılda değil de, kurnazlıklarla işbirliğinde arayan bir zihin yapısı, eninde sonunda her türlü alt düzey himayeyi kabule hazır hale gelir.

       Çıkarlar belli bir oranda rasyonel hesap içerir.

    Bu itibarla, tutku ve her türlü bağımlılıklarımızdan arınıp, tercih ve düşünce basamaklarına sıçrayabilirsek, çıkarlarımızı koruma soyluluğuna ulaşırız.

    Beğendiğim bir söz C.AdrianHelvetius’tan(1715-1771)

        “Fiziki evreni yöneten nasıl ki hareket yasaları ise, ahlaki evreni yöneten de çıkar yasalarıdır.”

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yorumlar
    Tuğrulhan Tuğrul
    24 Mayıs 2012 Perşembe 00:55
    Sporda arınma
    Spor dünyasının yönetim ve organizasyon acısından oldukça verimli bir yazı...
    188.59.161.147
    torinolu
    15 Mayıs 2012 Salı 23:06
    bakış acısı
    Olaylara farklı bir açıdan bakmak nerde durduğunu görmen açısından işe yarar bir hareket olur yazı adeta halının altına bakmak gibi tebrikler..
    95.70.245.242
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim