• BIST 107.428
  • Altın 143,345
  • Dolar 3,5580
  • Euro 4,1471

    Şenol Trabzon, Güneş Spor

    03.10.2011 09:34
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

       Anlayabildiğim kadarıyla adına “futbol oyunu” denen aktivitenin en temel, ana iki fonksiyonu olan “kaybettiğin topu kazan, kazandığın topu gol yap” denen hareketler sistematiğidir.

        Futbol bu işte, bu kadar basit bir oyun.

        Ama tribünlerde ya da TV ekranlarında maç izleyen ve konunun teknik ayrıntıları dışında kalan bizler için basit bir oyun gibi gözükür şüphesiz.

        Topu nerede kaptırırsan kaptır savunma yap ve topu nerede kaparsan kap hücumu geliştir.  Bunun böyle bir oyun olduğunu bilmek için bir “teknik adam” olmaya gerek yok.

        Ama topu nerede kaptırdığına bağlı olarak, hemen o yerde ve o anda nasıl savunma yapmalı ve topu nerede kaptıysan tam da o anda nasıl hücum etmelisin sorusuna yanıt oluşturmak ise aynı ölçüde “teknik adam” olmayı gerektirir.

        Küresel bir sektöre dönüşen futbol ile ilgili bazı analistlere göre, bir teknik direktörün zekâsı ve hüneri, topun kapıldığı veya kaptırıldığı anlarda ne tür organizasyonlar örgütlediğidir. Bir teknik direktörü büyük yapan şey, oyunun bu yönünü de aynı ritim içinde planlayıp uygulamaya sokmasıdır. Bu organizasyonun bu günkü adına “oyun merkezi” denilmektedir.

        Bir dizi üst düzey futbol adamının hayata geçirdikleri yeni futbol devriminin adıdır, oyun merkezi. Çok paslı ve çok seçenekli bir oyun kurgusu, merkezi bir strateji. Bir tür “demokratik santralizm.”  Tıpkı bir ülkenin, demokratik yasalarla donanmış bir başkent tarafından yönetilmesi gibi.

        Örneğin; Barcelona futbol takımını mutlaka izliyorsunuzdur.

        Ritim, tempo, akışkanlık, geçişkenlik, ani tepkime ve çok seçenekli pas trafiğinin yeni orkestrasyonu.  Kulvarlarında en başarılı on bir futbolcu ve kenarda orkestra şefi Guardiola.

        Ve bu orkestradan zaman zaman müthiş ziyafetler veriliyor, dünya futbol sahnesine.

       Bir futbolcu grubunun ya da takımın yeterince iyi olabilmesi, “hızlı düşünüp, hızlı karar vermesi ve hızlı hareket etmesi”ne bağlıdır.

       Futbol analistleri, “Büyük balık küçük balığı yutar.” Sözünü, futbola uyarladıklarında “küçük hızlı balık, büyük hantal balığı yutar.” Sözüne cevirdiler haklı olarak.

       İşte bu çıkışla, klasik Türk futbolunun en temel zaafı olan tempo-ritim bozukluğu ve titrek ve ürkek oyuncu yapısının ürünü olan kaotik futbol anlayışının yavaş yavaş aşıldığını müjdeleyen Şenol Güneş’in “bilen aklı”yla başlattığı reformcu çizgisi, bir umutlanma dönemini üretti.

       Şenol Hoca için kolay değildi elbette, bu başarıyı yakalamak. Dile kolay. Nereden nereye? Ortaokula başladığımız yıllardı. O zamanlar Sebatspor kalecisiydi, arkadaşlarıyla birlikte. Ki o arkadaşlarıyla sonradan efsaneleşen ve Türkiye’nin yıllarca değişmez savunma bloğunu oluşturdular birlikte. Şenol, Turgay, Necati, Kadir, Cemil…

        Ve nihayetinde Brezilya’nın bile zor elediği Türkiye’ye Dünya üçüncülüğü kazandırdı.

        O zamanlar Fransa Teknik Direktörünün,”Benzersiz Türk Teknisyenlerine ve Şeflerine hayran kaldım” sözünü duyanınız ya da basından okuyanınız olmuştur, mutlaka.

        Evet değerli Trabzonspor severler. Sevgili Hocamız Şenol Güneş’in yukarıda değindiğimiz yenidünya futbolu stratejisinin şifresini, pratik-bilinç zekâsıyla çözüp, son yıllarda Selçuk ve Colman’la “alan merkezli” bir orta saha beyni yaratarak Burak ve Umut’la sonuca gitmeyi başardı, kıt kanaat olanaklarla. Her ne kadar yakalanan bu hücum ritmi,  litaratüründe “futbol anarşistleri” diye adlandırılan Yattara, Alanzinho, engin ve en son JaJa’nın “alan ve zaman” kaybına varan kişisel oyunbozan “anomalik” hareketleriyle zaman zaman aksamışsa da.

        Teknik direktör mesleki formasyonda bir beyin cerrahına benzetilir. Bir uzmanlık gerektiren bir meslek alanıdır. Operasyon yapacak bir cerrahın, operasyonun alet, takım, edevat ve aşamalarını onunla tartışmak aklımızın ucundan bile geçmez.

        O halde stratejisi “oyun merkezli” olan ve açık seçik belli olan oyun mantalitesi, pas modeli işlevsel ve üretken, sistemin iç mekanizmaları tıkır tıkır işleyen bir Trabzonspor’u, salt dış uyarıcılar nedeniyle (başarı ve şampiyonluk baskısı ya da operasyonlara müdahale gibi) takımı deforme etme, başta Trabzonspor olmak üzere hiç kimseye yarar sağlamaz kanaatindeyim.

        Futbolun dinamik yapısı,(tüm diğer canlıların dinamik yapılarında olduğu gibi) kurnazlığa eğilimli bir pratik bilince, bir oyun tarzına paye vermiyor artık. Çünkü kurnazlık, bilinç-zekâ sistematiğine her zaman ters düşer. Gol atmanın en garantili ve kestirme yolu yoktur. Bunun en garantili ve kestirme yolu, rakibin tüm olası savunma yollarını tüketmektedir.

        Futbolun evrensel nitelikteki normları, ilkeleri, kurnaz yöntemlerle değiştirilip paye alma ve sonuca gitme gayretleri, tabiri caizse yedi adım gider.

        Mustafa Denizli, Fatih Terim, Ertuğrul Sağlam ve kısmen de olsa Aykut Kocaman örneklerinde olduğu gibi… 

        Ve nihayetinde Ülkemizde Şenol Güneş tarafından yaratılan ve her ne kadar şampiyonluğu elinden alınmışsa da meyvesini veren, bir nevi futbolda “demokratik açılım” diye nitelendirdiğimiz bu umut, eski tip kaotik futbola dönme sinyalleri mi veriyor?

        Bunca emek, uğraş, alın teri ve kaynağa yazık olmaz mı?

        Umarız geçici bir süreçtir, bir uyumsuzluk ve kaynaşamama sorunudur.

        Ama yeni sezona başlamada ve özellikle son Lille maçında yaşanan sistem krizi ile ilgili analizler bendenizi aşar.

         Siz değerli okurları, Türk ve dünya futbolu hakkındaki analiz, yorum ve bilgileri oldukça ilginç ama bir o kadar da mantıklı bulduğum spor yazarı A.Fikri Işık’ın, Trabzonspor- Şenol Güneş ve özellikle son Lille maçı ile ilgili yorumları ile baş başa bırakıyorum.

     

                                                              *** 

        “Gecen sene başarılı bir şekilde uyguladığınız “pas dolaşım modeline” ne oldu hocam? 

        Colman’ı rakip kaleye “sırtı dönük” halde topla buluşturma gayreti de neyin nesi hocam?

        Alanzinho’ya “oyun örüntüsü” görevi vermek de nereden çıktı hocam?

        Kendisini idare etme yeteneğinden yoksun bu, “beşinci sınıf” oyuncuya, oyunun tüm yönetimini teslim etmek, nasıl izah edilir hocam?

        Pasların kalitesi o kadar berbattı ki, birbirine “düşman” olanlar bile öyle paslar atmaz hocam?

         Hiçbir oyuncu yekdiğerinin işini kolaylamadı, tam tersine, herkes diğeri için soruna dönüştü.

         Hocam, oyunu niye “üç bölgeli” oynamaya devam ediyorsunuz? Bu strateji size hala çok hantal değil mi? Üç bölgeyi “parsellemek” 1960’ların oyun anlayışı değil mi? “Bölgeli adalı” oyun hem tempo “kısırlaştırıcı” hem de her parselde daha çok “yalnızlaştırıcı” değil mi? Bu anlayışla hem hız ve tempoyu artırmak hem de topun olduğu yerde sayısal olarak daha fazla “çoğalmayı” nasıl düşünüyorsunuz, sevgili hocam?

         Hücumda bu kadar “etkisiz” olmayı neye bağlıyorsunuz hocam?

         Hücum planını sadece “rakibin arkasına” adam kaçırmak olarak tasarlamak kelimenin tam anlamıyla düşünce tembelliği değil midir sizce de hocam?

        Bütün takımı “tek plan” üstüne ve dar bir alana tutmak yerine, hem hücumda hem de savunmada bu kadar “genişlemek” size akıllıca geliyor mu hocam?

        Vazgeçtik golü garantileyecek, çoklu ve bol paslı hücum planından, şu adı orta olan ve hakikaten “ortaya” atılan toplara engel olun hiç olmasa!

        Çözüm adına sahaya sürülen ne varsa, çözüm veya çözümün bir parçası olmaktan çok sorun ve sorunların bir parçası oldu.”

     

                                                                  ***

       Ve devam ediyor ama bu kadarı kâfi.

       Trabzonspor’umuza başarılar, Şenol Güneş Hocamıza da kolaylıklar dileriz.

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim