• BIST 90.182
  • Altın 147,357
  • Dolar 3,6478
  • Euro 3,9515

    Seçimler, Belediyeler ve Beklentiler…

    06.11.2013 17:28
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

    Şehir ya da kent yaşamının hemen her safhasında mutlaka belediyecilik ve belediye vardır.

    İnsanın doğmadan önce “ambülâns” halkasıyla başlayan yerel anlamda “hizmet zinciri”, “mezarlık” hizmetlerine dek süren son halkada nihayet bulur.

    ***

    Ancak belediyelerimizin bu hizmet zinciri içinde yer alan kamu hizmetlerini yerine getirmekte zorlandığı ve bünyesinde barındırdığı pek çok yapısal sorun içinde “halkın beklentilerini” karşılamada başarılı bir süreç yaşadıkları söylenemez.

    Bu başarısızlık bir rastlantı değildir elbette.

    Ya da değişik bir tanımla başarısızlık, belediyelerin özellikle salt seçilmiş organlarının başarısızlıklarına, yani kişisel nedenlere bağlı bir sonuç değildir.

    ***

    Demokratikleşmenin ya da demokratik sistemlerin temel hedefi; merkezi iktidarın “yetki, kaynak ve görev” alanının sınırlanması ve devlet yönetiminin merkezde yoğunlaşmış olan bu yetkilerin taşraya, yani yerel yönetimlere aktarılmasının sağlanmasıdır, bir başka deyimle “yerinden yönetime” geçilmesidir. Yerel yönetimin “ruhu” ya da “özü”, bu kurumsal yapının işletilebilmesindedir. Başarısızlığın dinamiği de burada yatmaktadır.

    ***

    Böyle bir yapılanmadan mahrum, ya da kendi öz doğasına sahip olmayan, dar yetki, kaynak ve görev alanına sıkıştırılmış “yerel yönetim” anlayışı, idari-yönetsel acıdan başkaca sorunları da beraberinde getirir.

    Kuşkusuz bunların başında “kurumsal” nitelikte olan, “iç örgütlenme” biçimleridir. Ülkemizdeki belediyelerin büyük bir çoğunlukta önemli yetersizlikler içinde bulunan ve pek çoğunda yalnızca bir “tabela” altında oluşmuş, “örgütsel yokluklar” egemendir.

    ***

    Örgütlenme biçimlerinin içinde bulunduğu açmazlar, belediyelerin hizmet üretmelerinde ön plana çıkan başat engellerin birincisidir.”

    Bu durum ister istemez ikinci, belki de en önemli sorunu yaratmaktadır; “belediyelerimizde uygulanan yönetim biçimi, esas itibarıyla, anlık, günlük ve rastgele karar alma kalıplarından oluşmaktadır.”

    Bu da bize, ülkemizin yerel yönetim sisteminde, karar alma ve yönetim süreçlerini akılsallaştıran iç dinamiklerin henüz oluşmadığını göstermektedir.

    ***

    Çağdaş yönetim bilimlerinin önerdiği; “hedefe yönelik yönetim”, “sorumluluk yönetimi” ve “performans ölçümü” gibi kavramlar belediyelerimizde henüz yaygın bir bilinme, tanınma ve benimsenme düzeyine ulaşamamıştır. Bu durum yönetimin etki düzeyini düşürmekte ve doğal olarak da çok önemli ölçüde “kaynak israfına” yol açmaktadır.

    ***

    İlk ikisine bağlı üçüncü bir diğer sorun, belediyelerimizde “kaynak planlaması işlevi” henüz ortaya çıkmadığıdır. Bu da demektir ki; kentsel gereksinimler çok büyük boyutlara ulaşmış ve çeşitlenmiştir. Ancak ne var ki, bu güne kadar hiçbir belediyemizde kentsel gereksinimlerle kaynaklar arasında kabul edilebilir bir dengelemeyi yapabilecek kurumsal çözüm süreçleri geliştirilememiş ve uygulama alanına konulamamıştır.

    ***

    Yukarıda belirtilen durum belediyelerimiz açısından umut verici ve ülkemizde “yerinden yönetimin” geliştirilmesi acısından da iyimser bir görünüm ortaya koyamamaktadır.

    ***

    Bütün bunların sonucunda ise, ülkemizde “demokratik” bir sistemin kurulmasında veyahut gelişmesinde karşılaşılacak sorunların ve gecikmelerin olacağı kaçınılmazdır.”

    ***

    Ülkemizdeki belediyelerin yaşamakta oldukları “yapısal” ve buna bağlı “kurumsal” nitelikli sorunların çözümlenmesi için; “süreç ağırlıklı kurumsal gelişmeyi ön plana çıkaran bir stratejinin ya da yöntemin uygulama alanına konulmasından başka bir çözüm yolu mevcut görülmemektedir.”

    Tüm belediyelerimizin bu yöntemi öğrenmek, benimsemek ve uygulama alanına koymak durumunda olmalıdır.

    ***

    Elbette ki böyle bir yöntemi, uygulamayı hayata geçirecek güç ve siyasi irade, merkezi planlama,

    yani “parlamento” olacaktır. Ve “anayasal” düzenlemelerle yapısal değişikliklere gidilerek yerel yönetimleri “yerinden yönetim” ilkesine uygun kendi doğal mecrasına oturtarak “modern kurumlar” haline getirilmelidir.

    ***

    Böylesine bir çalışmaya girmeksizin yalnızca; “belediyelere ek mali gelir olanakları tanımak, yapılacak yasa değişiklikleri ile makro ölçekte yeni bazı kurallar koymak ve gerçek çözümü içeriği olmayan, biçimsel ve yüzeysel model denemelerinde aramak belediyelerimizin içinde bulunduğu sorunlara kalıcı ve köktenci çözümler bulunmasını engelleyici nitelikte bir girişim olacaktır.”

    ***

    Açıklıkla kabul edilmelidir ki, ne merkezi hükümetler belli bazı dönemlerde gerçekleştirmekte kararlıymış gibi gözüktüğü bu hedefi uygulamaya koyabilecek “siyasi iradeyi” harekete geçirebilmiş, ne de yerel yönetimler böyle bir vizyonu üstlenebilecek donanıma sahip olabilmişlerdir.

    ***

    Son on yıl içinde ülkemizde “kamu idaresi” alanında zor da olsa gerçekleştirilen önemli reformların yanında, aynı nitelikte ve kararlılıkla “yerel yönetim” alanında gerekli reformlar ya da yapısal değişikliklere gidilememiştir. Gidilmesi düşünülmüş olsa bile, her seferinde “statik-durağan” yapının “normal dışı savunma mekanizmaları” devreye girmiş ve geri püskürtülmüştür.

    Mevcut sistem üzerinde tabiri caizse günü kurtarmaya yönelik “rötuşlar” yapılmakla yetinilmiş ya da bu kadarına ancak izin verilmiştir.

    ***

    Ancak modern dünya, vatandaşların yerel yönetim hizmetlerinden faydalanmak ve işlerini halletmek için belediye kapısına gitmek ya da yığılmak zorunda kalmadığı bir sisteme doğru hızla ilerlemektedir.

    Bu da demektir ki, korumaya çalışılan “eski yapılar” ile yeni teknolojik devrimler doğal olarak bir çatışma zemini yartmakta, zihinlerde bir “üst yapı” karmaşasına yol açabilmektedir.

    ***

    Oysaki iletişimde “siber alan” teknolojileri, hayatın organizasyonunu hem yönetim, hem de vatandaş için azami ölçüde kolaylaştırmaktadır.

    Bu gün çoğu gelişmiş demokratik sistemlerde, vatandaşlar yönetimle olan işlerinin %50’sinden fazlasını internet üzerinden yapabilmektedir.

    Bu oranın hala %5’ler civarında olduğu ülkemizde, bu konuda ciddi çalışmaların yapılması gerektiği ortadadır.

    ***

    Yıllarca çalıştığım ve doğduğum kasabanın belediyesi ile örneğin; İskenderun Belediyesi’nin “idari-yönetsel” anlamda aynı yetki ve statü ile yapılandırılmıştır.

    Yani, büyük bir metropol belediye başkanı ile bir kasaba belediye başkanı aynı yetki ve statüye sahiptir. Yerel parlamento (local consül) niteliğinde olan ve işlevsel yönden yerel yönetimlerin en dinamik yapısı olan “belediye meclisleri” ise, göstermelik ve “usul yerine getirilsin” anlamında bir uygulamadan öteye geçememektedir.

    ***

    Bu durum doğal olarak belediye başkanının üzerinde gereğinden fazla bir yük ve baskı unsuru oluşturmakta, “yerel halkın beklentileri” acısından ise, seçim öncesi vaat edilen hizmetlerin gerçekleşememesi üzerine de hayal kırıklıkları yaşanmasına sebebiyet vermektedir.

    ***

    Az da olsa elle tutulur modern kent görünümlü projelerin gerçekleştirilmesi ise, ancak merkezi yönetime bağlı başka bir kurum ile koordine çalışmakla mümkün olabilmektedir.

    Örneğin; şehrimizde Zağnos ve Tabakhane Vadilerinin kentsel dönüşüm projeleri, ancak başbakanlığa bağlı bir kurum olan TOKİ ile işbirliği ve ağırlıklı olarak bu kurumun yaptırım ve denetim gücü kullanılarak gerçekleştirilmektedir.

    Aynı şekilde sportif aktiviteler için yapılan mevcut tesisler, yine merkezi hükümete bağlı bakanlıkca projelendirilip, il müdürlüklerince ihalesi yapılır ve ancak bu şekilde hizmete açılabilmektedir. Çevre, sağlık, emniyet ya da güvenlik ile ilgili hizmetler hakeza öyle.

    ***

    Zaten ‘’yerel yönetimlere’’ genel bütçe vergi gelirlerinden, bu kadarını gerçekleştirecek kadar pay verilir.

    Bunu da yasayla teminat altına almış, genelde toplanan vergilerden sadece %6’sı geri verilir.

    Yani, Merkezi iktidar eliyle ülke genelinden toplanan her yüz liranın sadece 6 (altı) lirası, yerel anlamdaki hizmetlerin görülmesi için “belediye payı” olarak iade edilir. Üstelik bu oran da net değil, kesintiler hariç tabi.

    Bu miktarla 61 projeden sadece %6’sı bile gerçekleşebilirse, bu başarıya şapka çıkarmalı.

    ***

    Parlamenter ya da yarı başkanlık sistemli AB ülkelerinde bu oran Fransa’da %27, Belçika’da ise %36’dır. Federal Sistemlerde ise tam tersi, yerel yönetimler, yani federatif yapılar kendi bütçelerinden merkezi yönetime pay verir, merkezi planda kamu hizmeti ihtiyaçlarının karşılanması için.

    ***

    Peki, kendi sorumluluk ya da mücavir alanındaki hizmetlerin hemen hemen dörtte üçü merkezi yürütmenin yetki ve yaptırım gücü ile keyfiyetine bağlı ise, Trabzon Belediyesi’nin işi ne?

    Bin bir güçlükle, bin bir dereden su getirip, emlak ya da varsa kira tahsilâtları ile kaldırım söküp, tretuar yapmaktır herhalde.

    ***

    Bir de trafik sorunu var tabi, onu da Maraş Caddesi’ni tek yön ulaşımına çevirir, o da tutmazsa uzantısını aynı şekilde paşa paşa Gazipaşa’ya bağlarsın olur biter.

    Toplu ulaşım sorununu ise, Orta Doğu mülteci kamplarında gelişi güzel dolaşan ve ortaçağdan kalma araçları andıran bir “minibüs mezbelesi” ile çözersin.

    Böylelikle modern bir kent yaratma becerisi ile mekânı üç boyutlu kullanıp, zamanı daha tasarruflu değerlendirme yeteneğinin, sadece Japonlara ait olmadığını tüm dünyaya göstermiş oluruz.

    ***

    Evet, bu ahval ve şeriat içinde yerel seçimlere hazırlanıyor şehrimiz ve Türkiye. Ve bu konular hiç mi, hiç gündeme gelmiyor ve tartışılmıyor ve de hiç bahsi bile geçmiyor.

     

    Yerel medyamız ise, bireysel fantezilerle meşgul.

    Efendim, Fikret Kanca, kancayı Ortahisar’a taktı, kalenin zirvesine tırmanmak için.

    Muhammet Balta, bakanlık dar gelmiş olmalı ki, Balta girmemiş ormanları fethetme niyetinde.

    MHP ise, gördüğü rüyanın etkisine fazla kapılmış ve Büyükşehir’e fena halde gönlünü kaptırmış.

    ***

    Kim kazanır bilemeyiz ancak, her halükarda “seçmen” kaybeder.

     

    Unutmadık elbette, şu sıralar “Sarıgül” türküsü eşliğinde, düşmanın eline geçmiş “memleketin tüm kalelerini” ele geçirmeye hazırlanan CHP’yi.

    Bizden de bir destek, küçük bir değişiklikle:

     

    Sarıgül kırmızı gül, güller arasından gelir.

    Yarim geymiş beyaz azya, cuma nemazindan gelir.”

     

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim