• BIST 94.682
  • Altın 222,928
  • Dolar 5,6803
  • Euro 6,5153

    Seçim 2018 ve “Denge Analizi”

    30.04.2018 12:53
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

    Daha şimdiden, açıklandığı andan itibaren kimin kazanacağı ve de kaybedeceği belli olan bir seçim takvimine girmiş bulunmaktayız. Bu asimetrik durumun 9 hatta 10 uncu kez devam etmesindeki dinamikler üzerinde durmak, “zaman” ve “mekân” açısından pek tasarruflu olmasa da bunu kaçınılmaz kılan sebepler ne yazık ki hala geçerli.

    Hiç kuşkusuz öncelikle CHP üzerinde yoğunlaşmalı dikkatler!

    Ya da Türkiye’de maalesef “kendine dönük” bir türlü kemikleşemeyen o mahut “klasik sol.”

    ***

    Anatomik yapısıyla Türk solu, referanslarını sosyalizmin yozlaşmış bir versiyonu olan Kemalizm’le Stalinizm’in arasında sokuşturulup melezleşmiş bir hale getirilerek 5 bin yıllık Türk tarihinin başına ansızın gelip konan bir musibet, bir hastalık gibi çöreklenmiş ve bir daha da kolayca savrulamayan bir bela olup kalmıştır.

    ***

    (Çokça ifade etmişimdir; Kemalizm ya da kemalist kavram, Atatürk’le bir ilgisi yoktur. Avrupa Faşizmin kurucu teorisyenlerinden ve Hitler’in Aydınlatma ve Propaganda Bakanı olan Poul Joseph Goebbels’in bir projesidir. ‘Werner Daitz-1938, Sayfa:28/Berlin’)

    ***

    Onun içindir ki, Türkiye’deki sol hiçbir zaman belirgin olarak yerelleşemedi, daima alıntılar ve montajlarla beslendiğinden şabloncu bir solculuktan öteye geçemedi.

    Hep İslamiyet’e karşı bir alternatif olarak şekillenme, ya da Avrupa Faşizm ’in bir toplumsal mühendislik kurgusu olan Kemalizm’den ve derin devlet kültünden göbek bağını kesememe inisiyatifiyle türevlendiği için kemikleşemedi ve asla özgünleşemedi.

    ***

    Ve Türk solunun muhatabı ne 1500 yıllık İslami kültür, ne de uzun bir geçmişe sahip Türk Tarihi olmalıydı. Yüz yıllık yapay ve uyduruk sistem parametreleriyle donatılan oligarşik kurum ve kuramlar ile içi boş ve kulağa hoş gelen hamasetlerle bir anlam taşımayıp “tarih bilimi” içinde yer almayan “resmi tarih” muhatap alınmalıydı.

    Hatta ve hatta “İslami” kitleleri dahi, daha da aydınlanma dairesine davet edip sahiplenmeliydi ve bunun yanında “milliyetçilik”le de barışık olmalıydı.

    ***

    Bu olmadı ve bu günlere kadar uzanan olası sistem krizinin dinamiklerinin analizinde görülmüştür ki, CHP, bu kriz sarmalına “kirli kan” taşıyan ana aort atar ve toplar atardamarların toplandığı bir besleme yuvasına bürünen ve giderek kabuğu daha da sertleşen bir “kast” yapısına dönüştü.

    Bir bir kere daha söyleyelim; CHP, var olan militeral ve derin devlet yapısının ana rahmi olmak gibi tarihsel vebali hala daha taşıdığı görülmekle birlikte, siyasal ve sivil yaşamda yine derin devlet adına ya da namına sivilmiş gibi görünen bir otokrasinin, demokratik işleyimler içine çöreklenebilmesinin sağlanması için, küresel oligarşizmin o eski tip devlet parametrelerini kullanarak güdümlendiğini de ifadelendiriyor.

    Bu anlamda CHP, kurtarılmış bir millet temasıyla politika üreten, “kurtarıcı” ümidini militarize ederek, tabanın ezilmişlik ve kurtarılmışlık psişesinden kaynaklanan edilgenliğini kendi sandığına oy olarak dönmesini ve bu anlamda “statiko”nun bu sirkülasyonla devam etmesini örüntüleyerek dayatan ve bununla birlikte yapay bir moderniteye dayanan akıl dışı bir kurumsal yapıyı da ifade etmekte.

    Görüldüğü gibi tarihsel özgeçmişi ve bu günkü sorumluluğu acısından “sabıkası”, oldukça kabarık.

    ***

    Kuşkusuz çoğunluğu iyi niyetli, ülkesini seven, ne kadar olduğu tartışılır, ancak-karınca kararınca-kendince demokrat ve milli duyguları taşıyan CHP’li seçmenlerin dikkatine…

    Bu vebali taşımayın artık!”

    Taşımayın, çünkü politik kulvarda var olması gereken merkezi dengenin oluşması ve simetrik bir hale dönüşmesi, ancak yozlaşmış ideolojilere endeksli yapılanmaları terk etmek suretiyle mümkündür.

    ***

    Türkiye, mevcut sistemini zaman zaman zorlayarak ve tabana uyumlanarak ümitleri yeşerten bir takım yapısal “reform”lara yönelebiliyor. Ama her nedense bu reformasyon, yine sistemin bir takım “özürlü-kötürüm” üniteleri tarafından yasal ya da anayasal argümanlarla bertaraf ediliyor.

    Yani sistemin bu kötürüm üniteleri, beraberlerinde yine kendileri gibi hantal, verimsiz, otokratik ve derin bir devlet kültü üretebilmekteler.

    İşte CHP, ne yazık ki sistemin bu “özürlü-kötürüm” ünitelerin iktidarını koruyup kollama ve temsilciğini yapmaktan öte bir işlev taşımamaktadır. Yoksa CHP, var olan iktidarın olası eksikliklerini ya da hatalarını telafi edici alternatif projeler geliştirmek, böylelikle de iktidara namzet geçek ve meşru bir muhalefet partisi değil. Görüldüğü kadarıyla da öyle bir derdi de yok.

    ***

    Cumhuriyet dönemi boyunca süregelen ve toplumum tabanı ile temsili sistemin tavanı arasını açan “yasal argümanlar”, yani kanunların ağırlığı, masumiyeti, kutsallığı, hatta ulviliği maalesef halkımızdan daha değerli bir seyir izledi. Ve yine maalesef, nazari objelerle yüklü tümcelere tıpkı paganik toplumlar gibi tapınıyoruz ve bu durum, fetişizmin resmi versiyonu olan “post-kemalizm”in yorumlama biçimine dönüşebilmekte.

    ***

    Bu dinamiklerin işleyişinden anlaşılmaktadır ki; Türkiye’deki derin devlet kültü, ülke anatomisiyle örtüşebilmek için dini, milliyetçi, ya da sol-sosyal demokrat makyajlarına bürünmek zorunda kalmış, bu eğilimlerle donanımlaşmaya yöneldiği açık seçik görülmüştür.

    Bu durum ne bir “parlamenter sistem”in adıdır, ne de başka bir demokratik sistemin.

    ***

    İşte bu sistemik muarızlarıyla ya da anomalik sosyolojisiyle şimdiye dek varlığını sürdüren ve “iç sömürü oligarşisi” şeklinde örgütlenen eski tip devlet yapısını tasfiye etmek, ancak bütünüyle bir sistem değişikliğiyle mümkündür. O nedenle Seçim-2018’in bir erken seçimden ziyade, sistem değişikliğinin erkene alınması şeklinde tanımlanması daha mantıklı.

    Neden mi erkene alındı?

    Cevabı, 15 Temmuz 2016 akşamı, “kendi” savaş uçağıyla “kendi” yönetim merkezi olan başkentini bombalamasında gizli.

    Ne demek “kendi silahınla, kendini vurma?”

    Yukarıda not düştüğümüz; “sistemin özürlü-kötürüm üniteleri”nden kastımız bu işte. Bu götürüm ünitelerinin sözcüsü tarafından ilan edilmedi mi, “kontrollü darbe” paranoyası? O zaman kim bu kontrollü darbenin “köstebek” ya da işbirlikçileri?

    Pentagon, artık kendisi itiraf ediyor ulusal güvenliğinin korunması için, Türkiye’nin tıpkı eskisi gibi bir “radar ülke” olma konumunu yitirmemesi gerektiğini.

    ***

    2010 yılında yapılan mini referandum, daha geniş kapsamlı hazırlanıp, yapılması düşünülen şimdiki haliyle halkın önüne sunulsaydı, hiç kuşkusuz aynı çoğunlukta kabul görecekti. Ve de 15 Temmuz 2016 darbe girişiminde kullanılan o özürlü-kötürüm üniteler büyük bir ekseriyetle tasfiye edilir, en azından etkisiz hale getirilebilirdi ve de oligarşinin “altın vuruşu” diye tabir edilen o ihanet gecesi yaşanmayabilirdi.

    Böylelikle de “zaman” mefhumunun ne kadar önem taşıdığı gerçeği, acı da olsa anlaşılmış oldu.

    Ve tabii ki “mekân” kavramı da.

    ***

    Evet, sistem değişikliğiyle ilgili en son geçen yıl yapılan referandum öncesi kaleme aldığım  “Başkanlık Sisteminin Kozmolojisi” adı altında bir makalem yayınlandı bu köşede. Ve yine bu köşede 2011 yılından bu güne dek konu ile ilgili sistemik anlamda bir inceleme ve araştırma raporu niteliği taşıyan beş makalem daha yer almakta. Bu itibarla  zaman ve mekan israfına yol açar düşüncesiyle tekrarına gerek görmüyorum.

    ***

    Bilinen ve bilinmeyen galaksiler, içinde yaşadığımız dünya ve üzerinde var olan her şey bir denge içinde yaratılmıştır. Bu bütünsel yaklaşım bizi, siyasi kutuplaşmalar dâhil, her türlü kutuplaşmaları, olgular dünyasının yaratılışı için mutlak anlamda gerekli olduğu gerçeğine götürür. 
    Bu itibarla gerek iktisadi ve sosyolojik, gerekse de politik alanda olması gereken kutuplaşmaları, negatif bir olguymuş gibi algılamak ve yorumlamak, bizleri, farklı bakış acılarından mahrum bırakır. 

    Onun için “toplumu kutuplaştıran” ve “tek adam” nakaratlarının hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur.

    Ancak mutlak anlamda olması gereken kutuplaşmaları, optik kaydırmalarla kaotik ortamlara çevirmek başka bir şey. Oysaki, ileri sosyal organizasyonların esas işlevi, olması gereken kutuplaşmaları ya da var olan “kozmik denge”yi olduğu gibi muhafaza etmektir, bozmak değil.

    ***

    Evet değerli okurlar, elbette ki bu dengesizliğin temel nedeni, Türkiye’nin geride bıraktığı yüzyılın ürünü olan “sistem” dinamikleridir. İşte bu kötürüm dinamikler, Türkiye’de, şimdiki haliyle “muhalefet” adı altında hayat bulmaktalar.
    Ancak muhalefet boşluğunun yarattığı bu "asimetrik" durum, kozmik dengenin ihtişamına ne kadar direnebilir ki?
    Daha doğrusu; rastlantı ve keyfiliğin egemen olduğu "asimetrik" bir yapı, ne zaman düzen ve kuralın hâkim olduğu "simetrik" düzleme kayarsa, o zaman Türkiye “merkez denge”ye kavuşmuş olacaktır.
    Bunu da önümüzdeki iki dönem-on yılın dinamikleri belirleyecektir.

    Hayırlı olması temennisiyle…

    ***

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim