• BIST 106.404
  • Altın 146,968
  • Dolar 3,4891
  • Euro 4,1811

    Seçim 2011

    17.06.2011 13:16
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

    Bir seçimi daha geride bıraktık.

    Seçim sonucu tüm partilerin aldıkları oyun genel tablosu, düz bir okumayla, her siyasetin kendi otantik pozisyonunu koruduğunun ortaya çıkmasıdır. Büyük sürprizler, büyük kaymalar olmadı.

    Yeri gelmişken önemli ve faydalı bulduğum bir hususu belirterek ayrıntılara geçelim.

    Yeni parlamento oluşumunda seçilen milletvekillerinin 5 de 1’i hukukçu olmaları oldukça sevindiricidir. Hukuk bilincinin yeterince gelişmediği bir toplumda bu oran oldukça önemliydi. Tatmin edici bir oran olmasa bile.

    Ama üzülerek ifade etmeliyim ki, Trabzon milletvekillerinin içinde bir hukukçu yok ve seçim çalışmalarında en fazla emek sarfeden, halkla bütünleşen, yeni tip bir insan profili çizen, genç ve donanımlı  tek  hukukçu aday, maalesef 6’ıncı sıradaydı. Her ne düşünülmüşse. Hayırlısı.

    Evet değerli okurlar. Genel olarak baktığımızda,Türkiye’nin bu seçimi ve önemi, sadece batı dünyası ve Ortadoğu ülkelerinin değil, özellikle dış dünyadan da çok yakından izlenmesiydi.

    Diğer bir önemli yönü ise, demokrasi mücadelesi verildiği bu bölgede, bölge insanı açısından bu işlerin nasıl yapıldığına dair çok önemli bir örnek teşkil edeceği yönüydü.

    Ortadoğu’da Baas rejimleri sonrası ortaya çıkacak siyasi tabloda, oluşturulmak istenen “yeni demokratikleşme” paradigmasına Türkiye’de kimlerin iktidarının öncülük edeceği yönüyle de oldukça ilgi çekmişti.

    Ayrıca,Türkiye’nin yeni Ortadoğu’da, öncelikle son üç yılda ortaya çıkmaya başlayan yapıcı ağırlığı ve İsrail’i gerileten bir güç olması ve buna ek olarak Doğu Avrupa, Ortadoğu ve Önasya hinderlantında yeni bir reel büyüme modeline, kimin-kimlerin iktidarında öncülük edeceği… gibi nedenler, 12 Haziran seçimlerinin önemini arttırmıştır.

    İç dinamiklerin iz düşümleri ise, onyıllarca kötü yönetimlerden , yolsuzluklardan ve iktidar kavgalarından bunalan bir halkın, topyekün bir “siyasi temizlik” arayışına girişmesi şeklinde tezahür etti denebilir. Halkın, kendi yaşam şartlarını kolaylaştıracağına, yaşam kalitelerini arttıracağına inandıkları bir yönetimi, anlayışı ve kadroyu ezici bir çoğunlukla iktidara getirdi.

    Ak Partinin başarısı, hizmet sektörünün toplum üzerinde memnuniyet verici düzeydeki başarısı, büyüme olgusunun yanında referandum sürecinin tamamlanması gerekliliği ve toplumsal değişimin bu partiye kilitlenmesi şeklinde özetlenebilir.

    Hiçbir alanda geri gitmek istemeyen ve değişim politikalarını destekleyen bir toplumun, bu seçimlerde farklı bir tercih yapması da beklenemezdi. Farklı bir tercihte bulunması için de bir sebep yoktu.

    Ancak, Ak Parti’nin geçen yıl yapılan referandumda aldığı oy oranı olan yüzde 58’e neden ulaşamadığı sorusu açıklanmaya değer bir konudur.

    Benim tahminim, olağanüstü bir durum, bir hata yapılmazsa Ak Parti’nin bu seçimlerde yüzde 56-57 aralığında bir oy miktarı alacağı yönündeydi.

    Ne oldu da yüzde 6-7 oranında bir oy miktarının, en azından büyük bir bölümünün Ak Partiye gitmesine engel oldu.

    Ak Parti’nin ya da Başbakan R.Tayyip Erdoğan’ın çok kesimce de eleştirildiği “milliyetçi” söylem ve tavırları mı yanlış stratejiydi acaba?

    Hayır, hiç sanmıyorum.

    Tam tersine, bu stratejiyle ağırlıklı olarak CHP’nin hakim olduğu kıyı şeritine MHP’nin kalelerini fethederek inmeyi başardı. İnemediği çok az alanlara ulaşmak için de geniş koridorlar açtı.

               Kanımca olan şuydu.

    MHP’ye karşı yapılan kaset provokasyonları, bu partiyi barajın altına itme amacı taşıdığına hiçbir zaman inanmadım. Çünkü, Oligarşik güç merkezlerince yapılan bu tür provokasyonlar her partide aynı etkiyi gösterecek şekilde planlanmaz. CHP’ye karşı yapılan kaset operasyonun amacı ve getirisi farklıydı. MHP’ye karşı yapılanın daha farklı. İlkinin bir kadro değişikliği operasyonuydu, değişim değildi. İkincisi ise barajın altına itme değil tam tersine, Ak Parti’nin seçim stratejisini suya düşürmekti. Kısmen de başarı sağlandı.

    Bu kaset operasyonları ile köşeye sıkıştırılan Bahçeli, Diyarbakır’a, “Ne Mutlu Türküm Diyene” nutkunu atmak için gönderildi. Ve bu sayede Kürt seçmenini üzen söylemlerle ve bu söylemler sonucu oluşan tepkiyle, Ak Parti’ye gidecek batı oylarının tekrar MHP’de muhafaza edilmesi kısmen sağlanmış, baraj sınırında olan MHP’nin oyları 3-4 puan yükseltilmiş ve tehlike atlatılmıştı.

    Bir de gözden kaçmaması gereken şey de, MHP seçmeninin bu kaset operasyonları ile partilerinin madur olmaması için ellerinden geleni yapacaklarının da hesaba katılmasıydı.

    Buna karşılık etki-tepki mekanizmalarının çalıştırılması sonucu, Kürt seçmeni üzerinde oluşturulan “ulusal birlik” havası ile başlayan BDP’nin seçim kampanyası da meyvesini vermiş, 22 olan milletvekili sayısı  36 ya çıkarılmış oldu. Böylelikle Ak Parti’nin 6-7 puanlık artışı engellenmiş oldu.

    Tabii burada YSK’nın da marifeti unutulmamalı.

    Ve sonunda BDP, yeni anayasa çalışmaları için uzlaşmanın kilit partisi konumuna getirildi. 

    Ama bütün bunlara rağmen, Türkiye, önümüzdeki dönem, yeni ve uygar dünyaya açılan bir geçiş köprü niteliği taşıyacak olan yeni bir anayasayı oluşturmayı başarırsa ve sadece Türkiye ve Ortadoğu sorunu olmaktan çıkmış ve bir dünya sorunu haline gelen Kürt sorunu çözülmeye yüz tutarsa, BDP diye bir parti de kalmayacaktır. Ve tabiidir ki can simitleri olan “pe ke ke “de

    MHP için ise asıl tükeniş bundan sonra başlayacak ve en fazla yüzde 5-6’lık bir marjinal parti olma dönemine girecektir. 

    Eveeeet.. Gel gelelim CHP’ye.

    CHP’nin üst yöneticileri, seçimden zaferle çıktıklarını, oyunu ve milletvekili sayısını artıran tek parti olduklarını ilan ettiler. Kendileriyle yarışıyorlarsa onu bilemem.

    Hatta şöyle de diyebilirler.

     “Efendim, biz şerefli bir ikincilik kazandık. Oysaki bu ülkeyi emperyalistlere peşkeş çeken , bu ülkeyi bölmeye çalışan Ak Parti ancak sondan dördüncü olabildi. Biz ise sondan üçüncüyüz” ya da “bizim ardımızdan birinci oldular” gibi parlak fikirler üreterek  övünebilirler.

    Şaka bir yana, öncelikle belirtelim. CHP’de, seçim öncesi beklemeye alınan-dondurulan iç çekişmeler, yeniden canlanacaktır. Hatta başlamıştır.

    Kılıçdaroğlu’nu bir umut olarak görmedikleri halde salt Ak Parti’ye duyulan alerjiden dolayı CHP’ye oy veren kitleler, tasfiye edilen Baykal ve ekibi ile milletvekili listelerinde yerini bulamayan diğer muhalif gruplar, şimdiden kongre çalışmalarına başlanılması çağrısında bulundular. Bu durum ise partiyi Türkiye’nin gündeminden uzaklaştırıp, parti içi iktidar çatışmalarıyla meşgul olan ve enerjisini bu yolda harcayan bir konuma getirebilir. Ki CHP, maalesef yıllardır bu iç çatışmalardan kurtulamadı, bu gidişle de kurtulamayacağa benzer. Ama asıl meselesi bu da değil.

    CHP’nin durduğu yerdir asıl sorunu. Söylemiyle, söylediği ile durduğu yer örtüşmüyor. İdeolojik mirasından vazgeçmiyor. İdeolojik dönemlerin kapandığı gerçeği ile yüzleşemiyor. Bu mirası terk edemiyor.

    Oysaki Türkiye’deki siyaset, geç de olsa 2000’li yıllardan sonra, yeni bir bellek inşası üzerinden yapılmaya çalışılmakta ve yaşanmaktadır. Tarihsel olarak da, sosyolojik olarak da CHP, bu yapıyla, bu haliyle, Türkiye’nin sorunlarıyla ve en önemlisi Kürt sorunuyla baş edebilmesi mümkün değildir.

    Neden mi? Örneğin, şu günlerde yanı başımızda cereyan eden son derece önemli bölge hatta dünya sorunları ile nasıl baş edileceği tartışılırken, neden Türkiye’deki seçimlerin önemi artmakta?

    Çünkü,  yazımızın giriş bölümünde de izah etmeye çalıştığımız, Ortadoğu’da Baas rejimleri sonrası ortaya çıkacak siyasi tabloda, Türkiye’de hangi iktidarın bu oluşumlara  öncülük etmesi gerekir?

    Her halde baas modelli bir parti değil.

    Ne CHP’li politikacılar, ne de bu partiye oy verenler bu gerçeğin farkındalar.

    Farkında olan sol kesimi ise “dönek”likle suçluyorlar.

     Ama, nihayetinde bu süreçler de aşılacak ve evrensel sol normlarda oluşacak bir “ana muhalefet” kulvarı gerçekleşecektir. Geç de olsa.

     Yazımızı, sevgili Kılıçdaroğlu’nun affına sığınarak ve kendisine atfen, -tersi/zıtanlam- tekniğiyle oluşturulan bir fıkrayla bitirelim.

     

     “Ardında iyi bir geleceği vardı.”

            

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim