• BIST 106.843
  • Altın 142,630
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209

    Papa bir 'Mocenigo mu?'

    03.12.2014 13:48
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

     

    Kısa ama özü itibarıyla belirleyici bir tespit yapmaya çalışalım, uzunca bir geçmişe sahip olan “Papalık” hikâyesine;

    Venedik’in en güçlü ailesi ve özellikle de döneminde Osmanlı Hükümdarı “Fatih Sultan Mehmet Han”a karşı her savaşta en önde yer almasıyla ünlenmiş ve aynı zamanda “Cizvit” olan “Mocenigo Hanedanı”na mensup, Engizisyon Mahkemesi Üyesi ve aynı zamanda papa temsilcisi olan “Giovanni Mocenigo” ile.

    ***

    Hikâye, tarihte son şekliyle Einstein’a nasip olan “Rölativite/görecelik” kuramının teorisi üzerinde ilk bilimsel çalışma yapan bilim adamlarından biri de Gökbilimci ve aynı zamanda rahip olan İtalyan asıllı Giordano Bruno üzerinde odaklanıyor.

    Cehalet, batıl inançlar ve dogmatizmin dört bir yanda dinsellik adı altında kol gezdiği ortaçağda, evrenin sonsuzluğuna inanan, “gökdoğabilimi –Astrofizik” terimleriyle dile gelen Tanrı sevgisini evrende yeniden bulgulamaya çalışan, evrenin temel tekilliğiyle çoğulluğu arasındaki karşılıklı bağlarıyla, bir sürü küçük dünyayı barındıran sonsuz evreni bulgulayıp bir düşünce sistematiğine oturtmaya çalışan Giordano Bruno.

    ***

    Ve böylelikle Bruno, insanı Tanrı’yı tanımaya götüren yolu bulup ortaya çıkarmıştı, dolayısıyla Katolik Kilisesinin “önüne” geçtiği için ölmeliydi.  Onu benimsemeye hazır olmayan bir dünyada ortaya çıktığı her türlü zamansız bilginin açıklı yazgısı budur ve Giordano  Bruno da işte bu yüzden can verecektir.

    ***                                                                        

    Cizvit” Giovanni Mocenigo’nun emriyle, Bruno hakkında önceden hazırlanmış ve düzmece gerekçelere dayanan bir ihbar mektubunu kendisine imzalattırarak Engizisyon Mahkemesi’ne gönderir. Ardından da onu kendi adamlarına tutuklattırarak yargılanması için Roma’da mahkeme önüne çıkarılmasını sağlar.

    Çıkarıldığı duruşmada kendi görüşlerini ısrarla savunmasına rağmen, hiçbir meşruiyeti dikkate alınmaz. İlginçtir; Katolik Engizisyonunun, Bruno’ya yönelttiği suçlama, Osmanlı Sultanının ajanı olmaktı. Ve böylelikle sucu, “yabancı ve kâfir” bir gücün emrinde “casusluk” yapmaktı.

    Bundan dolayı da yakılarak öldürülmesine karar verilir.

    ***

    Giordano Bruno’nun Müslüman olduğu hakkında söylentiler bulunsa da, bunula ilgili kesin bir bilgi yoktur. Ancak Bruno, Hz. İsa’nın Tanrı olmadığını, bir İNSAN olduğunu ısrarla söylemiş ve dolayısıyla da haça tapınmayı reddetmiş, kilisenin hiçbir öğretisinin doğru olmadığını ve insanları aldattığını yazmış ve de söylemişti.

    Vatikan’ın kirli ilişkiler ağının tomografisi çekildiğinde anlaşılacaktır ki, bu hazin öykü şimdiye dek hiç değişmedi ve bundan böyle de değişmeyecektir.

    ***

    Bu sonuçtan da çıkaracağımız yargı, Vatikan bir “din” kurumu değil, tamamıyla “politik bir kurum” olduğu, foksiyonel yapısından ve icraatlarından anlamaktayız. Bu gerçek de bize, Papa’nın “ruhani” bir vasfının olmadığı ve tamamıyla “politik” bir misyon üstlendiğidir.

    Bir “Cizvit”, yani bir “Roma Başkomutanı.”

     ***                      

    Son Türkiye ziyaretinde, Fener Patriği Partelemaus ile ortak yayınladıkları bildiride; “Doğu-Ortadoğu, Hristiyan ’sız düşünülemez” şekliyle bir cümle kullanıldı.

    Hiç kimse Hristiyanları Doğu ya da Ortadoğu’dan kovmadığı, sürgün etmediği, dışlamadığı ve bir Hristiyan katliamı ya da soykırımı söz konusu olmadığına göre, bu mesaj ne anlama gelir?

    Çok açık; “Hristiyan Dünyası, Orta Doğunun zenginlik kaynaklarından vazgeçmesi düşünülemez, enerji kaynaklarının dünyalaştırılması/ticarileştirilmesindeki denetim ve kontrolümüz aynen, bundan böyle de eskisi gibi devam edecektir.

    Bundan daha açık bir ifade tarzı olabilir mi?

    ***

    Bir açık darbe girişimiyle “kendilerince” kurtarılan ve Ortadoğu’nun iki kilit ülkesinden biri olan Mısır’ın başına getirilen ve meşrulaştıran bir diktatörü Kahire’de kutsadıktan sonra, hemen ardından bir diğer kilit ülke olan Türkiye’yi, yine kendilerince “diktatör” benzetmesiyle rakip Başkomutan olarak ilan ettikleri Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı, Ankara’da, yeni “Aksaray”ında, barış ve demokrasi vaadiyle, ama aslında “kutsama” maksadıyla “MEJBUREN” ziyaret etmesi ve bu ziyaretin, planlanan Putin ziyaretinden hemen öncesine rastlaması, biten veyahut da bitmekte olan batı veyahut Vatikan merkezli kirli bir “küresel sistem”in açık göstergesi olarak yorumlanabilir.

    1992 den önce SSCB’nin sonunun, dönemin Papa’sı tarafından kutsanmasında alınan başarı, benzerinin alınmadığı/alınamadığı, iki usta lider olan Erdoğan ve Putin görüşmesinin ardından anlaşılmıştır.

    ***

    Erdoğan konuşurken, kendisini izleyen Papa Francis’in yarıya inmiş göz kapaklarının gizleyemediği yorgunluk içinde; “bu velet de nereden çıktı, son zamanda?” der gibi bir hâlet’i ruhiyenin içinde olduğunu belli eden derin bir kızgınlığı da gizlenemiyor artık.

    Mazlum ve korunmasız dünyanın umudu ve beklentisi olan tek ülke, küresel sömürü sisteme karşı tavır koyabilen Türkiye’dir. Bunun açık kanıtı, Papa da dâhil, bu küresel sistemin sözcülerinin son günlerde ülkemize yaptıkları ziyaretlerdir. Bu diplomasi trafiği, aynı zamanda, yenidünya dengelerinin kim, hangi ülke tarafından ya da önderliğinde kurulacağını da belirtiyor.

    ***

    Bu bir kişisel fikir ya da temenniden öte, “sosyolojik” tabanlı bir dayanağı, dinamiği vardır.

    Türkiye’nin organik bünyesinde, Osmanlı’dan devraldığı küresel sisteme direnebilme kodları var, her ne kadar son üç yüzyılda bu kodlar yenilgiye uğramışsa da.

    Bu kodları pozitif yönüyle etkileyen, besleyen bir başka etken de, gücü silah, sömürü tekniği ve reklama dayalı batı dünyasının farklı kültür, din ve medeniyetlerle bir arada yaşama gibi bir derdinin olmayışıdır.

    ***

    Papa Francis’in, yani Vatikan’ın, bırakınız İslam dünyasıyla dinler ve medeniyetler arasında ilişki kurmayı, esas amaç İslam coğrafyasına karşın, Ortodoks Rusya ile Katolik Avrupa’nın iki kilisesini bütünleştirme/birleştirme isteğidir ve tamamıyla politik bir stratejidir. Yani, dünya iktisadi gelişmelerin “yeniden doğuya” everilme sürecine karşı kendi manevra alanını genişletmeyi amaçlamaktadır. Başarılsa bile bu süreci tersine çevirebilecek bir ivme kazanamaz.

    Örneğin; 1850’lerden beri batı ve kendi ülkemizdeki işbirlikçilerince engellenen “Türk-Rus” işbirliği ve bu işbirliğinin yoksunluğu, dünyanın “ekonomi-politiği”ni etkileyecek dengeleri ve dinamikleri acısından önemli bir işlevselliğe sahip olabilecek “ABD-Türkiye-Rusya” üçgeni kurulamadı.

    Ancak bu kurgu ömrünü tamamladı ve batının kendi sonunun başlangıç süreci olan Kuzey Afrika, Ukrayna ve Mısır, Irak ve Suriye merkezli Orta doğu operasyonları yeni bir denklemin kurulmasına yol açtı.

    ***

    Rusya, Almanya ve “neo-con” tuzağının farkında ve rotasını doğuya çevirmek ve Türkiye ile işbirliği yapmak zorunda.

    Dönemin İngiltere ve Fransa’sı, Kırım Savaşı için Rusya’yı Osmanlı üzerine saldırttı ve yukarıda izah etmeye çalıştığımız denklemin oluşmasını engellemeyi başardı, ancak aynı durum bu gün için geçerli olamazdı. Nitekim Putin, Car 1.Nıcola’dan daha zeki ve simetriğinde aynı güçte bir Erdoğan’ın olduğunun da farkında.

    ***

    Şimdi ise Türkiye bir “enerji hab’ı” konumuna getiriliyor. Sadece Azerbaycan ortaklı TANAP enerji hattına, Rusya doğal gazını Karadeniz’den Türkiye’ye, buradan da Bulgaristan geçişi AB tarafından kapansa bile Yunanistan sınırından AB ülkelerine ticarileştirilmesi sağlayacak proje üzerine de anlaşma sağlanmışa benziyor.

    Bu dinamik yapı, Çin ile başlayan ve tüm Asya’yı içine alacak şekilde Türkiye üzerinden Afrika’ya, ayrıca başta Avrupa Kıtası olmak üzere tüm batı dünyasına yayılan bir “doğu kalkınması” şekline evriliyor.

    Ve Türkiye’de oluşacak bu merkezi “enerji habı”nın, finans merkezi de ister istemez İstanbul olacak.

    Ancak son günlerde “Işid” ağzıyla verilmek istenen mesajlar dikkat çekiyor.

    Bu vesileyle küçük ağızdan, âcizane büyü bir laf edeceğim; “Aman İstanbul’a dikkat!”

    Çünkü İstanbul’un sonu; Ankara’nın, Trabzon’un, Hakkâri’nin, Edirne’nin, velhasıl Türkiye’nin sonu olur.

    ***

    Evet, Papa hazretleri ile başladık, onunla bitirelim.

    Papa bir “Mocenigo” mu?

    Şüphesiz, hem de “Baş Mocenigo

     

     

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim