• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209

    “Oruç Tutma”nın” Psiko-Sosyolojisi…

    05.06.2016 16:18
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

    İlahiyat”; İslam düşüncesinde, din ve kâinatın yaratıcısı olan ilahi varlığı, sıfatlarını ile onun adına yapılacak ibadet biçimini konu alan disipline verilen addır; yani “İslami Bilim” şeklinde de tanımlanabilir. 

    Konuya şüphesiz ki ilahiyat uzmanları ancak yorum getirebilir; bendenizi aşan bir konu.

    Din Sosyolojisi” terimi ise, dinlerin İnanç sistemlerini, ibadet şekillerini, çeşitli dini kurumları ve di­ğer sosyal faaliyetleriyle bunların toplum haya­tıyla, toplum hayatının genel olarak dinle olan kar­şılıklı etkileşimlerini inceleyen bir bilim da­lıdır. 

    Psikoloji ve “psiko-sosyal” olgulara epey merak salan ve kafa yoran; bunun yanında inançlı ve dini inancının gereklerini tam da olmasa, “oruç tutma” başta olmak üzere belki bir kaçını ifa etmeye çalışan bir birey olarak, konunun ancak “psiko-sosyolojisi” yönüne bir katkı analizi yapabilirim düşüncesiyle birkaç satır yazmaya karar verdim, o mübarek aya girerken.

    ***

    Şu bir gerçek ki her türlü ibadetin edimi/ifası ve gayesi, insanın kendini yaratıcısının huzurunda hazır bulması halidir. Bu ibadetler vasıtası ile kişinin yaratıcısı, yani İslami terimle Allah ile kurduğu ilişki ağı, aynı zamanda “O”nun varlığı ve yüceliği hakkında bilgi ve şuur kazanma yöntemleridir de aynı zamanda.

    Diğer ibadetlerde olduğu gibi oruç ibadetinde de hem beden, hem de ruh eş zamanlı olarak ilahi şuurda sabitlenir. Fakat başlangıçta dikkati çeken husus, kulun gün boyunca hem bedenen, hem zihnen yaratıcısının huzurunda olma bilinciyle tam bir teyakkuz halinde olmasıdır.

    Bu yaklaşım bir bütün olarak ele alındığında ibadetler, güçlüklere katlanma, benliğini geliştirme, zorluklarla mücadele etme ve kendini aşma ile sonuçlanan psikolojik bir olgunlaşmanın itici güçleri olarak değer kazanırlar. İbadetler vasıtasıyla ferdin vicdanında sabitleşen "kendi kendini denetleme" sistemi, dengeli bir kişilik gelişiminin önemli bir faktörü olarak görülmelidir.

    ***

    Çoğu araştırmada, çeşitli yönleriyle inceleme konusu yapılan ve İslam'ın temel ibadetlerinden biri olan oruç, kişinin “biyo-fizyolojik” fonksiyonlarını kontrole yarayan basit bir "aç kalma" olayı da sanılmamalıdır.

    Orucu sadece bu yönüyle değerlendirmek, hem dini açıdan hem de insan psikolojisi açısından son derece yanlış ve eksik bir yaklaşım olarak kabul edilmelidir. Zira oruç köklü bir irade terbiyesi olup, insanı kötü alışkanlıklardan temizleyen, çirkin davranışlardan uzaklaştıran ve iyi huylar kazandıran bir ahlak eğitimi olarak görülmelidir.

    Ayrıca kişilik yapısının oluşumunda kaçınılmaz olarak var olan negatif unsurların yönü, örneğin oruçla, ibrenin, pozitife doğru meyletmesi ve böylelikle dengenin, yani ruhsal ve bedensel yönüyle “ayakta durabilme”nin önü açılmış olur.

    Keza toplumsal ahlak ve bütünleşme bakımından da bu ibadetin, sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı kalıcı bir sistem halinde topluma yaygınlaştırmada önemli bir rolü ve işlevi olduğu da göz ardı edilmemelidir.

    ***

    Bütün fizyolojik sistemlerin intibak faaliyeti, ferdin gelişimi üzerinde güçlü bir etki yapar.

    Susuzluk dokulardaki suyu boşaltır. Oruç, proteinleri ve organların yağlı maddelerini harekete geçirir. Sıcaktan soğuğa ve soğuktan sıcağa geçirmeyle, organizmanın hararetini tanzim eden çok sayıda mekanizma harekete geçirilir. İntibak süreçlerini uyarmanın daha başka pek çok yolları da vardır. Bunların işe karışması bütün vücudu mükemmelleştirir. Vücudun bütünleyici aygıtlarını daha güçlü, daha esnek ve görevlerini yapmaya daha hazır hale getirir. Organik ve psikolojik fonksiyonların ahengi, bireyin sahip olduğu en önemli niteliklerinden biridir. Aynı zamanda bu ahengin en etkin özelliği, her birimizin ruhsal ve bedensel bütünleşmede, kavramsal anlamda da birtakım olumlu etkiler yapmasıdır.

    ***

    Demeye getirdiğimin özeti şu: Aslında “din” ile “bilim”in barışması, genetik veya genetik olmayan negatif takıntıları az, kendisi ile derinliğine barışık insan olma mükemmelliğe ulaşmada çok gerekli görüldüğüdür. Hele günümüz Türkiye’sinde daha mükemmele doğru yol almak için bu konuda bilim ve dinin karşılıklı anlayış ve saygı göstermesinin zamanı gelmiş, hatta geçmiştir.

    Bu acıdan çok önemsediğim ve son yüzyılda orijin mecrasından saptırılmış ve yapay olarak oluşturulan “anonim bilinçaltı”nın daha iyi anlaşılması gerekmektedir. Öyle ya, bu genetik bilgi şifrelerini çözmede ve tekrarından eski-orijin rayların döşenmesinde kullanılacak her metot bilimseldir.

    ***

    Oruç için son söz; nihayetinde kişi inançlıysa, görüldüğü gibi, tutmasında kuşkusuz sayısız fayda var.

    Yoksa inanmayana göre problem yok; bu durumda konu zaten “psiko-patolojik” alana kaydırılarak değerlendirilir.

    Bir fıkra ile bitirelim:

    Bektaşi’ye sormuşlar; “Hocam, oruçla aran nasıl?

    Hoca yanıtlar:

    Her şey çok iyi de, şu sahur yemeği, öğle vaktine alınsaydı keşke..

    Allah(CC) inananlardan eylesin.

     

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim