• BIST 82.779
  • Altın 147,316
  • Dolar 3,7701
  • Euro 4,0274

    Ortahisar Belediyesi; “Demokrasi Okulu”

    25.03.2014 16:22
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

    Öyle görülüyor ki mücadele halindeki toplumsal grupların seçime sadece belediye yönetmek düzeyinde bakmıyor. Kendi toplumsal aidiyetini, varlığını, gücünü, bekasını, kısacası sistem üzerindeki “iktidar gücünü” etkileyecek bir süreç olarak bakıyor.

    Türkiye’de siyasal gerilimin sosyolojik temelleri var ve şu anda yaşanan gerilimin ana nedeni bu. Ancak bu gerilimi tırmandıranlar sadece parti liderleri değil. Medya ve mensupları, iş adamı örgütleri, cemaatler, meslek örgütleri, illegal örgütler/örgütlenmeler gibi eski sistemi ayakta tutmaya çalışan yapılar-ön saflarda yer almasalar bile- gerilimin arka plan kurgulayıcıları olarak sahnede yerlerini almakta olduğu görülmektedir.

    İşin yerel seçim boyutunu aşan tarafı bu, ancak nihayetinde yerel yönetimleri yönetecek kadrolar belirlenecek.

    ***

    O halde seçilecek bu kadroların kaçı, “ŞEHİR” ya da “KENT” kavramının özüne vakıftır.

    KENT denilince yalnızca bakımlı ve bakımsız yol, cadde, park ve benzeri yapılanmaların, sadece; estetik ve mimari acıdan çekimsiz, çirkin ve insan ruhunu sıkan görüntüye sahip olup olmama yönüyle ilgili yaklaşımları içeren insan ve bina yığıntıları mı akla gelmeli?

    Ya da yönetime talip adayların kaç tanesi bizlere, yol ve asfalt, kaldırım ve tretuvar, park ve otopark gibi sadece alt yapı düzenlemelerin dışında Kent’lerin “İç Dünyası’ndan”, “Ruhu’ndan” söz etmekte?

    ***

    O halde birbirini etkileyen ve tetikleyen iki olguyla karşı karşıyayız demektir;

    Kentlerimizin sosyolojik yapılarında var olan ve alt yapıyı da aynı yönde etkileyen karmaşa ya da “karmaşıklık”; bir diğeriyse mevcut karmaşıklığa ve düzensizliğe karşı “önleyici ve düzenleyici “ nitelikte devreye konulan “örgütlenme biçimi.”

    Bu iki olguyu en ince ayrıntılarıyla göz önüne serdiğimizde, varılan yargı oldukça ilginç:

    Kentleşme çarpık, çünkü içimizdeki zihinsel örgütlenmeyi “masalların ötesinde” pek tanımıyoruz. Dolayısıyla da önleyici ve düzenleyici önlemler bütünü, yani “dış örgütlenme” de bu karmaşayı yansıtacaktır.

    ***

    Çağdaş kentçilik deneysel bir biçimde tasarlanabilir mi?

    Hadi bir BAŞKAN seçelim ve bir KENT kuralım. Ve olup biteni görelim.”

    İyi ama “kent kurma” bu kadar basit bir deney ya da olgu mu? Bu düşünce tarzı, daha çok, bir “yazı mı, turamı” oyunu değil mi?

    Kent gibi bir insan ürünü yapıtı; onu yaratan işçinin, mimarın, planlayıcısının, daha doğrusu bu kenti tasarlayıp gerçekleştiren insan kümesinin davranışına yön veren mekanizmalar veyahut “düzenekler” bilinmeden sınanabilir mi?

    Her önlemler bütünü ya da “örgütlenme düzeyi” kendine özgü özellikleri ortaya çıkarır. Ancak, “Altta” yatan düzeyleri devindiren/hareketlendiren güçlerin ya da süreçlerin bilinmeyişi, gözlemciyi gördüğünü yanlış yorumlamaya ve “etkisiz kararlar” vermeye götürebilir.

    ***

    Daha basit bir tanıma indirgersek; “İnsan ve Kent birbirinin aynasıdır.

    Bu anlamda memnuniyet verici bir “ilk” gelişme gözledik, insan ve kent’le ilgili, şimdiye dek pek duyulmayan ve alışık olmadığımız bir tespitle.

    Şubat ayında, İstanbul’da; Şehir Yazarları ve Akademisyenleri toplantısında konuşan Başbakan Erdoğan; “Bizim mana dünyamızda, şehir ve insan birbirini inşa eder, birbirinin aynası olan varlıklardır. İnsan şehri inşa eder, şehir de insanı… Şehir neyse insan da aynen odur…”

    Devam ediyor ve şöyle tamamlıyor konuşmasını Başbakan; “Şehri yansıtan o ince ruhu yeniden inşa etmenin peşindeyiz.”

    Kent ile insan arasındaki diyalektiğin şimdiye dek böylesine bir yaklaşımla, pek izah edilmedi Türkiye’de.

    ***

    Yerel yönetimler, halka en yakın yönetim birimi olarak, gerek yönetimsel; “vatandaşlara bilgi sağlama ve hizmet götürme”, gerekse de siyasi; “bir demokrasi okulu olma işlevini yerine getirme” için kurgulanmışlardır.

    Demokrasi tartışmalarında yerel yönetimler, demokrasi veyahut demokrasinin inşası için ideal bir okul ve uygulamadaki birincil yeri, temeli ve beşiği olarak görülmektedirler.

    Bu itibarla Trabzon’un “Büyükşehir” olmasıyla yeniden kurulacak “Ortahisar” merkez belediyesi, bu yönüyle hepimizi eğitecek bir demokrasi okulu olması fırsatıyla karşımızda çıkmaktadır.

    ***

    Ancak ne var ki, büyük bir çoğunlukla kamuoyunun, çoğu zaman yerel seçmenlerin kimin neyi yönettiği hakkında çok az bir bilgiye sahip oldukları ve bu durumda da yerel temsilcileri seçmede gerekli özen ve itinanın gösterilemediği, ya da mevcut temsilcileri uygun şekilde cezalandırıp, ödüllendiremedikleri, bu bilgiye sahip olmaları durumunda bile tercihlerini merkezi hükümet hakkındaki düşüncelerine göre yaptıkları bilinmektedir.

    ***

    Bu nedenle “kent yönetimi” için yeni, çağdaş ve daha da demokratik bir modelin geliştirilmesinin zorunlu olduğu kanaatindeyiz. Böylesine bir model; yeni rolleri, aktörleri, statüleri, normları ve sorumlulukları içermelidir.

    Yapıyı ve sistemi yeni baştan ele alan böyle bir yaklaşım her şeyden önce yerel yönetimler üzerindeki “yönetsel vasilik” uygulamasının yeniden düzenlenmesini gerekli kılacaktır. Bize göre ilk etapta, merkezi yönetimin vasilik yetkisi daraltılmalı, “yol gösterici” ve “eşgüdümü sağlayıcı” niteliğe bürünmelidir.

    Elbette ki bunlar yerel yönetimlerin kronikleşmiş yapısal sorunlarıdır. Öyle anlaşılıyor ki bu konuda köklü reformların yapılması ve yerel yönetimlerin bir demokrasi okulu işlevine kavuşması önümüzdeki on yılın gündemini meşgul edecektir.

    ***

    Bu yönüyle iyi bir başlangıç yapmak ve bizim için bir fırsat niteliğini taşıyan Ortahisar Belediyesi’nin yönetimine aday olan hemşerilerimize gelince;

    Ak Parti “Ortahisar Kalesini”, “GENÇ” bir hukukçuya teslim etme kararı ya da onca aday adayı arasından bir hukukçuyu tercih etmesi, kent sakinlerince de memnuniyetle karşılanmıştır. Artık iyi biliniyor ki, yeniden yapılanma, kurumsallaşma veyahut kurumların demokratikleştirilmesi “hukuk ilkeleri”nin işletilmesiyle ve bu ilkeleri hayata geçirecek donanımlı kadroların tercih edilmesi, seçilmesiyle mümkündür.

    Ahmet Metin Genç’in sahip olduğu vizyon, yapılan tercihin haklılığında bir kuşkuya yer vermiyor, ancak umarız ve temennimiz odur ki, birlikte çalışacağı kadroların da donanımlı ve üst düzey nitelikte kişilerden oluşacağıdır.

    ***

    Şöyle bir yanlış algı ve ön yargı var, yerel yönetimleri kimin/kimlerin yönetmesi gerekir konusunda; “Efendim, belediye başkanları mühendis ya da müteahhit kökenli kişiler tercih edilirse başarılı olma şansları daha yüksektir” gibi…

    Hayır, hiç de öyle değil. Olmasında bir sakınca yok elbette, ancak belediyelerin çevre ve şehircilik hizmetleri için İmar ya da Fen İşleri birimleri vardır ve bu işlevlerin yetki ve sorumluluğu zaten bu birimlerdedir.

    Özellikle de şehir planlama uzmanları ve mimarlar “siyasal erk”ten bağımsız ve “özgür” olmaları, şehirlerin bir “gecekondu mezbelesi” haline gelmelerini önleyecektir.

    ***

    Bir ön yargı daha vardır ki, o da “adalet”in sadece adliye koridorlarında dağıtıldığı ya da tecelli ettiği yanılgısı. Oysaki yerel yönetimlerin demokrasinin temeli ve yahut beşiği sayıldıklarına göre, belediyelerin, hukukun öncelikle uygulama alanı olarak seçilmesi gerekliliği ön plana çıkartır.

    Sınırlı olmasına rağmen özerk bir karar organı, özerk mali yapısı, özerk sorumluluk alanı ve yerel hizmet fonksiyonlanını ifa etme yükümlülüğüne sahip bir kurumsal yapının “adil” olması için en fazla ihtiyaç duyacağı alan “hukuk”tur.

    ***

    MHP’li bir diğer aday olan Osman Abanoz’un, CHP ile “yapay” bir ittifak halinde olduğu, ancak bu şekilde kazanma şansının olabileceği kanısı kamuoyunda dillendirilmektedir. Ne derece doğru olup olmadığının keyfiyeti, tasarruf sahiplerinindir.

    Ancak doğruluk payı var ise eğer- ki bu konuda kamuoyunda bazı semptomların varlığına işaret ediliyor- bu tutum, “eski” bir siyasi yöntem olarak tarihin “derin” çöplüklerine süpürülmesi gerekir artık.

    Geçmişinde Ak Parti ile geçirdiği siyasi bir travmadan dolayı, “küskün ve kızgın politikacı” ruh haline girmek ve karşı tarafı terbiye etmeye ve cezalandırmaya çalışmak, genellikle çocuklara özgü bir davranış psikolojisi olsa gerek.

    Üstelik amaç kent yönetimi ise, sadece ve sadece rakibi yenme, alaşağı etme stratejisi, bizlerin, kent sakinlerinin kafasında bazı soru işaretleri ve kuşkuların doğmasına vesile oluyor ister istemez.

    Beklentilerin karşılanmamasının yarattığı hayal kırıklığına bağlı olarak gelişen “stres” sonucu, karşı tarafı bir nevi “kalbinde infaz etmek”, ancak bu infaz, kapladığı yer kadar kendi kalbini de cezalandırmış olmuyor mu?

    ***

    Hayırlısı diyelim.

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yorumlar
    ortahisarlı
    25 Mart 2014 Salı 18:40
    18:40
    osman abanoz çok reklam verememiş herhalde size sitenin sağı solu hep ahmet metin ama halk bunları yemiyor 30 martta dürüstlük tecrübe güvenilirlik yani ABANOZ kazanacak
    78.183.179.206
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim