• BIST 82.504
  • Altın 147,463
  • Dolar 3,8179
  • Euro 4,0606

    Oligarşinin müfreze partileri

    27.04.2011 15:57
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

    YSK ve "Mechiavelli"

               

              İkinci dünya savaşı sonrası başta ABD ve Avrupa müttefiklerince soğuk savaş için inşa edilen Nato’nun, öncelikle Portekiz, İspanya, Yunanistan, İtalya ve Türkiye’nin de içinde bulunduğu Kuzey Afrika ve Orta Doğu ülkelerinde kont-gerilla ya da ‘gladio’ tipi örgütlenmeleri ve bu örgütlenmelere dayalı ve kendileri ile uyumlu yönetimler  oluşturarak, dünyanın enerji deposu olan bu bölgelerin ve dünyaya açılan  enerji yollarının kendi kontrolleri altında tutulması amaçlanmıştı.

             Bu doğrultuda gelişen dış konjonktürün, ülkemizde de özellikle 1960 ve 1971 askeri darbelerle başlayan ve 1976 da ilkiyle danıştığımız Milliyetçi Cephe hükümetleri ve iç savaşla devam eden,  1980 de ise son derece profesyonelce hazırlanan askeri faşist bir darbeyle son bulan süreç, bu gün demokratikleşmeye direnen oligarşik yapıları oluşturmuştur.

            Demokratikleşmeye direnen ve sistem içinde yapılandırılan militer ve paramiliter güçler, kendi bünyelerinde kurdukları ve gerektiğinde her türlü provakasyonlarda  kullanabilecekleri terör örgütleri ve müfreze partiler oluşturmuşlardır.

            Aslında farklı görünmelerine ve toplum tarafından farklı algılanmalarına rağmen aynı sistem içinde fonksiyonel olarak işlevleri aynıdır.

             BDP(Barış ve Demokrasi Partisi) oligarşik yapının bir ürünü olup,  bu yapı içinde gerektiğinde kullanılan bir “müfreze parti” konumunda biçimlendirilmiştir. Kürt vatandaşların demokratik hak ve özgürlüklerini   korumakla bir ilgisi yoktur. Tam tersi, varlıkları, bizatihi kürt sorunun ve bu sorunla ilişkilendirilmiş terörün devam etmesine bağlıdır.

             Değişik bir ifadeyle, hayatiyetleri birbirlerinin varlığına borçlular.

             Bütünüyle oligarşik yapı tasviye edildiğinde bu tür yapılanmalar da kendiliğinden yok olur.

             Her ne kadar kürt halkının oyları ile parlamentoya  girseler bile.

             Her ne kadar seçilen bu parlamenterler, hangi güç odakları tarafından ne şekilde kullanıldıklarının farkında olmasalar bile.

             Devlet ya da belediye bütçesi ile satın alınan 650 bin TL’ lik zırhlı makam otoları ile sivil itaatsizlik  eylemi gerçekleştirmenin, nasıl ki hak ve özgürlüklerle hiçbir ilgisi yoksa , kriz yaratan YSK kararının arkasına sığınıp, seçilebilme özgürlüklerinin ellerinden alındığı gerekçesiyle demokratik direniş tepkisiyle de bir ilgisi yoktur.

             YSK  kararı, eski Türkiye’nin hukuk mantığıyla alınan bir karardır. İşi de odur zaten.

              Nihayetinde YSK, iç sömürüye dayalı dizayn edilen oligarşik devlet ve uzantılarının  menfaatini korumak için yemin etmiş paramiliter-bürokratik bir vesayet kurumu.

              Benzer kararların, üst yargı kurumlarının raflarında binlercesi vardır.

              Her ne kadar kendilerinin hukukçu, kurumlarının da demokratik hukuk devletinin birer kurumu olduğunu iddia etseler bile.

              Olaya kurumsal acıdan yaklaşılırsa daha mantıklı olur şüphesiz. Çünkü, sorunu salt o kurumlarda çalışan kişilere indirgenirse ve sadece kişiler suçlanırsa istenilen tuzağa da düşülmüş olur. Ya da sorunu bir bilinçaltı kurgulama tekniğiyle oluşturulan   hipnozlarla karar veren bir zihinsel yapı ya da  anonim bir bilinçaltı yaratılmak suretiyle istenilen kararların alınmasını ve bu kararların istenilen krizlere dönüştürülmesi sağlanmaktadır.        

              Dikkat ederseniz, YSK son kararı ile yapmaya çalıştığı kendince meşru savunma, tıpkı BDP’li yöneticilerin “biz halkımızın oyları ile seçilip parlamentoda bulunuyoruz, bulunmalıyız.” kılıfına meşruiyet kazandırmaya uğraşması gibi.

               BDP li yöneticilerin, kararın hemen ardından yaptıkları açıklamalarda, alınan kararın ve ardından yaratılan krizin sorumlusunu buldular. Ak Parti.

              Aman ne buluş!  Sevsinler…  Zekanıza hayranım Sayın Demirtaş.

              Hangi güçlerin santranç oyununda kullanılan bir “piyon”sunuz Sayın Demirtaş.

              Krizin önlenmesi için Cumhurbaşkanlığı’nca yapılan davete önce evet deyip, sonra bu davete katılmama kararını kimler aldı. Ve bu davete katılmama kararının alınması için bu uğurda illede masum bir vatandaşımız mı ölmeliydi. Yada bölgenin bir  iç savaş ortamına sürüklenmesi gerekliydi.

              Bu oyunun ya da çapraz ilişkilerin farkındamısınız? Sayın Demirtaş.

              Bu büyük rant sarmalının içinden pay alan bir”oligark”mısınız.

              Zannetmiyorum. Olsa olsa dediğimiz gibi kullanılan bir “piyon”sunuz.

              En fazla, “sivil itaatsilzlik” yapmak için bir zırhlı araç hediye ederler. Daha sonra da bin bir türlü hile ve provokatif yönlendirmelerle o masum ve oynanan kirli oyunlardan habersiz kürt halkının oylarıyla parlamentoya girmeniz sağlanır. Üç aşağı beş yukarı bu kadar. Fazlasını vermezler ve yemezler.

              Halbuki Ak Parti pek çok YSK kararından olumsuz etkilenirken, aynı kurumun veto kararından dolayı iktidar partisini “günah keçisi” ilan etmek hakkaniyetle de bağdaşmaz.

               Olup bitenin adını koyalım.

               YSK kararının etkisi, BDP nin tepkisi.

               Bir bütünün değişik iki versiyonu. Birincisi kullanılarak kriz, ikincisi kullanılarak çatışma hatta iç savaş kışkırtıcılığı yaratılıyor.

               Peki, hangi etkilerin, hangi tepkileri doğuracağı konusu; “devlet” örgütlenmesindeki oligarşik yapının kapasitesi dışında mı? Yoksa içinde mi?

               Elbette ki dışında.

               Çünkü, oligarşik devlet yapılanmasında kullanılan kadroların, olup biteni önceden gören ve buna göre önlem alan yetenekli  kişilerce donatılmamış oluşu, siyasi alanın dar bir alana sıkıştırılıp, evrensel kalibrede yetişmiş yetenekli kadroların bu alana girmelerinin önlenmesi, yaratılan bu krizlerin ve buna bağlı çatışmaların kimin ya da kimlerin çıkarına olduğu, bu çatışmalardan en çok kimlerin yarar sağladığı ve arkasından gelecek karmaşa ortamı sonrası karlı çıkacak güç ya da güç odakları kimlerin olduğu, küresel savaş yanlısı güçlerin ve bunların Türkiye’deki bayilerinin provokatif  hamlelerinin nasıl oluştuğu gibi bahse konu etki ve tepkilerin analizleri sağlıklı bir şekilde yapılamıyor da ondan.

              Son olaylara bir göz atalım.

              YGS provakasyonu, Musevi mezarlığına saldırı, Bedri Baykan’ın bıçaklanması ve YSK kararı sonrası yaratılan kriz.

             Halkın kanaatini değiştirecek, psikolojik yönü ağır basan provakasyonların tertiplenmesi.

              Bunları alt alta konulduğunda, çıkan sonuç apaçık ortada.

              MHP ile BDP’nin birbirini beslemesi.

              BDP’nin hamleleri ile MHP’nin genetik yapısında var olan“reaksiyonel” yönü kullanılıyor. MHP’nin bu yönü ile de BDP besleniyor. Her iki partinin de barajı aşma ve akabinde Ak Partiyi zayıflatma stratejileri.

              Gerçek bir laboratuar ortamı.

              İç piyasa dönük, uyduruk tarih ve ideoloji  üretilerek Ak Partinin önüne kasıtlı mayınlar döşeniyor. Ve basması için iteleniyor.

              Amaç, Ak Partiyi ırkçı-faşist bir milliyetçiliğe yöneltmek, bu becerilemiyorsa yeterince milliyetçi olmadığı için gayri meşru ilan etmek.

              Böylece, başta AB yolunu bu hükümet üzerinden kesmek, Türkiye’nin egemenliğinin korunması söylemi üzerinden içerdeki güç ilişkilerini korumak, iktidara tutunmak ve hükümetin olası zaafıyla oluşturulacak siyaset boşluğunu “halktan geldiği” izlenimini veren ama tamamen üstten yönlendirilen bir “milli siyaset”le doldurmak, modern ve çağdaş nitelikli bir anayasanın hazırlanmasını engellemek. Vs…

             Peki tüm bunlar gerçekleşirse, arkasından ne gelir?

             Kestirmek zor olmasa gerek.

             Provakasyonları ve ardından operasyonları artırırsınız. Hatta terör medyasının yardımıyla ve kışkırtmalarıyla çatışmaları ve iç savaş provakasyonlarını batıya doğru yaymaya çalışırsınız ama bunu en fazla iki yıl bilemedin 3 yıl devam ettirebilirsiniz.

            Sonra ne olur?

            Başta ABD, AB ve giderek bir dünya ordusu niteliği daha da açığa çıkan NATO’nun bir askeri seçenek olarak devreye girmesi gündeme dahi gelir. (Her ne kadar bu tür müdahalelerin Kuzey Afrika ve Orta Doğu ülkelerinde daha kolay ve hızlı gelişiyorsa, Türkiye’de de aynı şeylerin olması  durumuda çok uzak bir ihtimal de değil.) Çatışmaları ya da savaşı yaymaya çalıştığınız bu süreç sonunda oluşturulmak istenen CHP-MHP koalisyon hükümeti ile ülkeyi iflasa götürürsünüz ve kriz sonrası yeniden yapılanacak “yeni dünya düzeni” için tüm pazarlık şansını ve bölge pazarları üzerindeki ekonomik ve ticari şansınızı kaybedersiniz. O zamanda Ak Parti hükümetini mumla arasınız.

             Sonuçta savaşı isteyenlerin bile kaybettiği bir süreç içine girilir.

             Oysa. Türkiye’nin önünde zor da olsa tek seçeneği, demokratikleşme sürecini takvimleştirerek ve sivilleştirerek devam ettirmesidir.

             Sürecin sivilleşmesi, insiyatifi barış ve demokrasi güçlerine bırakmak demektir.

             Elbette burada, dış dünyanın desteği de önemlidir.

             Evet değerli okurlar. Türkiye’nin işi zor. Ama önemli olan zoru başarmaktır. Bu durumlara kolayı seçerek geldik. Zahmetine de katlanmak zorundayız.

             Yazımızı, İtalyan asıllı  politik bilimin kurucularından, aynı zamanda düşünür ve devlet adamı olan Niccolo Mechiavelli (1469-1527)’nin “Sontag’ın İllnes as Metaphor”undan bir alıntı ile bitirelim.

             “Tükenmenin, erimenin başlarda tedavisi kolay ve anlaşılması zordur; ancak, zamanında keşfedilmediğinde, ya da uygun bir ilkeye göre tedavi edilmediğinde, anlaşılması kolaylaşır ve tedavisi güçleşir… Olup biteni önceden ancak yetenekli kişiler görebilir. Böyle bir mesafeden bakıldığında, doğacak kötülükler tedavi edilebilir, ne zaman ki herkesin görebileceği kadar büyürler, artık bir çare kalmamış ya da çare bulmak oldukça güçleşmiştir.”

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim