• BIST 89.695
  • Altın 145,860
  • Dolar 3,6136
  • Euro 3,9258

    Öcalan, Karayılan ve “Yılan!”

    18.07.2015 12:59
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

    Ramazan Bayramı, Osmanlı dönemindeki adı olan “Iyd-ı Fıtır” adından Türkçeleştirilmiştir.

    Iyd’ bayram demektir, ‘fıtır’ ise fitre olarak bilinen oruç tutamayacak durumdaki Müslümanların verdiği sadakadır. “Şükretme sadakası” olarak da bilinir.

    Ancak hemen hemen tüm bayramlarımızı amaçlarına uygun ilahi bir ziyafet yönüyle bir festival havasında kutlanamamasına yol açan bir sürü felaketler yaşadık bu ülkede.

    Ve ağız tadıyla bir kez bile şükredemedik halimize, acılardan, kandan, gözyaşından, her türlü terör, katliam ve iç savaş provokasyonları ve bütün bunların tetiklediği ekonomik ve siyasi krizlerden başımızı kaldırıp da fırsat bulamadık ki.

    ***

    Son on yılı aşkındır bu ülke, yeni bir “özgüven”e doğru evrilmeye yüz tuttu ve o “makûs talih”ini yenecek diye umutlandık. Ancak bu umut, karamsarlığa, umutsuzluğa, hatta Allah korusun o karanlık dönemlere bir kez daha geri dönme sinyalleri veriyor bir bayram arifesinde daha, sudan ve komik sebeplerle.

    KCK diye bir terör yapılanması, ateşkesin bittiğini ilan etmiş.

    Gerekçelere bakın siz:

    Devlet, doğu ve özellikle güneydoğuda baraj ve yol yaparak, havalimanı yaparak ateşkesi bozmuş. Karakolları tamir edip güçlendiriyormuş, insanlar gözaltına alınıyormuş, onun içindir ki devlet ateşkesi bozmuş.

    ***

    Bunun Türkçesi; “Ancak böyle sudan ve komik bahaneler var elimizde. Terör estirecek, daha doğrusu işimizi icra edecek başka bahaneler bulamıyoruz” demektir.

    Dalga geçiliyor geçilmesine de, neden acaba?

    Öncelikle HDP’nin özellikle hatun milletvekilleri ağzından sık sık-PKK’nın bir terör örgütü olmadığı-dillendiriliyor, adeta bir sivil toplum örgütü veyahut Kürt Halkının milis gücü şeklinde tarif ediliyor.

    ***

    Bu açıklamaları; “Canım, ukalalık. Başka ne denir ki?” deyip, konu, geçiştirilecek kadar saflık, ya da basitlik taşımıyor maalesef.

    Neden?

    Efendim; Şişli, Nişantaşı, Bağdat caddesi, Etiler gibi semtler bile Gazi Paşa’sını silip PKK, bu da demektir ki KCK sempatizanı olmadı mı?

    Hakeza İzmir ve diğer “ridicul sol” entelijansiyası, yani “ilerici-gerici”, veyahut “gerici-ilerici” tabirle ancak tarif edebileceğimiz güruh.

    Birer terör örgütü olan PKK, KCK ve siyasi yapılanmaları HDP ile barış ve demokrasi, öyle mi?

    Beş yıla yakın bir süredir bu sayfada, yazdık, çizdik, söyledik; “Tam laf deliye söylenir” diye.

    Bir kez daha, fantastik olmayan çok basit bir fıkra:

    ***

    Yakacak odun ihtiyacı için ormana giden bir köylü kadını, çalılıklar arasında yaralı bir yılana rastlar. Yılanı alıp evine götürür, sarar, sarmalar, yedirir, içirir, besler ve yılanı iyileştirir.
    Kadın yine bir gün işi gereği evinden ayrılır, ancak bu sefer yılan pusudadır ve kadını kapı arkasında beklemektedir.

    Kadın işini bitirir ve evine döner, ancak kapıdan içeri girer girmez yılan yapacağını yapar ve zehrini kadının vücuduna enjekte etmekte gecikmez.

    Kadın son nefesini verirken:

    Bu muydu yaptığım iyiliğin karşılığı?” diye mırıldanır yılana.

    Yılanın cevabı gayet mantıklı:

    Be zilli kadın, hangi akla hizmet edersin sen. Ben bir yılanım, ‘benim işim bu.’”

    ***

    Dünyanın enerji deposu olan Ortadoğu coğrafyasında, onca terör örgütünü kuran ve onları istediği gibi sevk ve idare eden güç/güçler, bölgeye demokrasi, barış ve özgürlükler getirmek için mi milyar, hatta trilyon dolarlar harcıyor?

    ABD, birinci Irak işgali için 850 milyar dolar harcadı, ikincisi hariç.

    Işid’in her militanı için 5 bin dolar, üst düzey yönetici konumunda olan kadrolar için ise bu aylık 15 bin dolardan başlar. Bu durum PYD için de geçerlidir. Ve de diğerleri için de.

    Terör örgütleri arasında “yatay geçiş” şeklinde nakiller olabiliyor, bir El-Kaide elemanı bu gün Işid, yarın PYD kadrosuna dâhil edilebiliyor, daha sonra başka bir diğerine.

    Aynı terör örgütü değişik ad altında başka bir faaliyet yürütebiliyor.

    Vesaire, vesaire…

    ***

    Hemen hemen herkesçe bilinen bir gerçek neden göz ardı ediliyor, anlamak mümkün değil.

    Terör örgütleri şiddet eylemlerinin yüklenici firmalarıdır. Görevleri, üzerlerine düşen ihalenin şartnamesine uygun o işi bitirmek.”

    HDP ise, toplum olma bilinci ile oluşmuş bir kamuoyunun örgütlediği bir siyasi parti değildir.

    Bölge haritasındaki o siyahlık, çokça belirttiğim bir terimdir; “dış bükey” bir müdahale sonucu oluşan olağanüstü bir haldir.

    Dış bükey demek, müdahale olmaksızın denge halinin olamayacağı durumudur. Elbette ki bu denge hali pozitif anlamda “iç bükey”, yani ülke menfaatlerini gözeten bir denge olmayacak, konjonktürel anlamda bölgede oluşan dış güçlerin menfaatlerini gözeten ve negatif anlamda dengeyi sağlayan “dış bükey” etkidir.

    Ve bu ‘hal’de istediği şekilde at koşturacak oligarklar, HDP’yi ülke içinde “legal-meşru” bir parti konumunda pazarlıyor.

    Efendim, kime/nereye pazarlanıyor?

    İşte bu ‘fakur’un tespitidir; “yan bilinç üzerine..

    ***

    Yan bilinci, iktisadi anlamda ifade edecek olursak, alt yapısı “yan sanayi” olarak kurgulanan, karmaşık ve feodal üretim ilişkilerinin zihinsel yapıda, patolojik anlamda oluşan bir “üst yapı” ürünüdür. “Orijin-öz bilinç” üzerine inşa edilir. İstenildiği anda infilak ettirilerek öz bilinç abluka altına alınır ve öz bilinç üretimlerinin böylelikle istenilen alanlara kaydırılması sağlanır. Algı yönetimlerinin tekniği bu yöntemlerle üretilir.

    Yan bilincin oy kullandığı sandıklardan hemen hemen tümünde ise, seçmen listelerinin sayısından iki misli oy çıkar, hem dem tüm oylar barajı aşması gereken partiye, örneğin; HDP’ye.

    Bu mekanizmayı “psikolojik”, ya da bir sapma olarak “patolojik” anlamda dilimizin döndüğü kadarıyla izah etmeye kalktığımızda da, okurlardan “fantastik” yazılar yazma ile eleştiriliyorum.

    Ama en azından kulağa “hoş” ve içeriği “boş” laf etmekten daha iyidir.

    ***

    İşte bu yan bilinç, bir yan sanayi ürünü olan “yandan çarklı bir ada vapuru”na bindirilir, İmralı’ya gönderilir ve orada bir metin hazırlanır.

    Diğer yan bilinçler de bu metinle avutulur.

    İmralı’nın düdüğü ötseydi, onu kullanan güç, alternatifleri olan PKK veyahut Kandil’i sahaya sürmeden paket yapıp düşmanına teslim etmezdi.

    Diyelim ki bir iyilik meleği, Öcalan’ın kulağına üflemiş ve beynine barış ilhamı gelmiş, kötü ruhu da kıçından çıkıvermiş.

    Neye yarar ki? Yaramadı zaten. PKK’yı kuran, yöneten, sevk ve idare eden Öcalan değil ki.

    Açın bu sayfadaki 02.07.2012 tarihli yazımı, aynı ifadeleri ya da bu günkü gelinen süreci anlatan ifadeleri bulacaksınız.

    ***

    Oligarşinin en son mamulü olarak sahaya sürülen ve Kürtlerin Harika Çocuğu tabiriyle dillendirilen Selahattin Demirtaş, Önceki akşam Habertürk TV’de, Fatih Altaylı’nın sorularını cevaplarken söylediklerine bakmayın siz, ne yaptığına bakın.

    Erdoğan’ı başkan yapmamak için kıçını yırtan Demirtaş, aynı performansı neden çözüm süreci için göstermiyor?

    Efendim, neymiş? Türk Devleti Kuzey Suriye’de “kendi kaderlerini tayin etme” mücadelesi veren PYD’li kardeşlerimize yardım edecekmiş.

    “Çüşşşş…” dedirtecek alt düzey aforizmalar bunlar.

    Ne etmeli ki siyaset, bu kadar ucuz ve seviyesiz olmamalıydı bu ülkede.

    ***

    Peki, başkan seçtirilmeyen Erdoğan ne yapıyor şu sıralar?

    Türk Savunma Vakfı Güçlendirme Vakfı bünyesindeki Aselsan ile Suudi Arabistan devletini temsil eden iki şirket olan KACST ve DST arasında bir işbirliği imzalandı geçtiğimiz hafta.

    Bunun anlamı ne, peki?

    Erdoğan’ın önderliğinde ve gayretleriyle ortaya koyduğu ve üretim oranını %60’a getirdiği yerli savunma sanayinin daha da güçlenmesi ile ilgili bir gelişme çünkü. Ve artık savunma sanayinin yazılımları tamamen yerli yapım ve kontrolünde gerçekleşecek. Kaynak olarak da yine Erdoğan’ın “5G” vizyonu kapsamında, teknoloji şirketleriyle, savunma sanayi şirketlerinin birleştirilerek, tutarı 20 milyar doları aşan yabancı malzeme alımından vazgeçilmek suretiyle elde edilecek tasarruf miktarıyla karşılanacak. Ki bu 20 milyar doların en az 3 ila 5 milyar doları yerli işbirlikçi çetelerin olacaktı.

    En önemlisi de, Amerikalılar, dünyanın en büyük silah alımını gerçekleştiren Suudi Arabistan’a, şimdiye dek hiçbir yabancı şirketi sokmamalarıdır.

    Ve böylelikle Aselsan ile ilk kez bir Türk şirketinin Suudi Arabistan’a girmesi mümkün oldu.

    ***

    Erdoğan 2008 yılında; “Türk Savunma Sanayi tamamen yerli olacak” dediğinde, F-16’lar bile İsrail yazılımıyla uçuyordu. 2015’e geldiğimiz şu günlerde, savunma sanayinin %60’i yerli, yazılımların %100’ü yerli, firkateynlerin %100’ü yerli, füzelerin, uçakların ve birçok malzemenin %60 ila %100’ü arasında yerli olarak tedarikleri sağlanmakta.

    Yerli “FX” uçağı projesi başlamış, yerli motor dizaynı başlamış, TAİ, ROKETSAN, ASELSAN, HAVELSAN, Makine- Kimya gibi birçok şirket %100 randıman kapasiteyle çalışmaya başlamış ve son gelinen aşama; Türkiye Aselsan’la Suudi Arabistan’a girmiş.

    ***

    Erdoğan, yazılımı İsrail’in kontrolünde olan Türk F-16’larıyla “kendi uçağınla, kendi vatandaşını katletme” izlenimi verilmek için, Mossad ile CIA’nin ortak bir operasyonu olduğu akıl sahibi bir insanın kavrayabileceği kadar açık bir katliam olan ve bombaların altında kalmak suretiyle can veren 37 Kürt vatandaşın katledilmesiyle sonuçlanan “Uludere Operasyonu” benzerlerinin bu ülkede bir kez daha yaşanmaması uğraşında.

    Kürt Halkının “Küçük Ulu Önderi” olan Demirtaş ne yapıyor peki?

    Kürt Halkının o makûs talihini yenmek için uğraşan bir lideri “başkan” yapmamak için elini değil, başını bile taşın altına koyma riskini göze alıyor.

    ***

    Elbette ki, uluslararası silah tüccarların, ya da küresel oligarşinin bir numaralı hedefi Erdoğan’ı yok etmek olacaktır.

    Hal böyleyken, yurt içindeki muhaliflerince dillendirilen;

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, darbe anayasası’nın sınırlarına çekilsin” uyarılarına ne demeli?

    “Çüşşşşş..!” bir kez daha demekten başka ne denilir ki.

    ***

    Bu durumda, böyle bir liderin kurduğu ve halen kontrolünde olan partiden, küresel oligarşizmin kurduğu müfreze partilerine oy kaymaları yaşanıyorsa ve bundan sonra da yaşanacaksa, şüphesiz temennimiz aksi yönde, fakat çok daha bayramlarımız, “yürekleri eriten ince bir sızı” olmaya devam edecektir demektir.

    Hepinize iyi bayramlar.

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim