• BIST 109.330
  • Altın 155,894
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501

    Öcalan, Karayılan

    02.07.2012 12:16
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

    Çalı çırpı toplamak için ormana giden bir köylü kadını, çalılıklar arasında yaralı bir yılana rastlar. Yılanı alıp evine götürür, sarar-sarmalar, yedirir- içirir, besler ve yılanı iyileştirir.
    Kadın yine bir gün işi gereği evinden ayrılır, ancak yılan bu sefer pusudadır ve kadını kapı arkasında beklemektedir.  Ve kadın eve girer girmez, zehrini vücuduna enjekte etmekte gecikmez.

    Kadın son nefesini verirken:

    “Bu muydu, yaptığım iyiliğin karşılığı?” diye sorar yılana.

    Yılanın cevabı gayet mantıklı:

    “Be zilli kadın, hangi akla hizmet edersin sen.  Ben bir yılanım. Benim işim bu”

                                                                     ***
    Türkiye bir türlü anlayamadı gerçek düşmanın kim ya da ne olduğunu.

    Bu sebeple de,  çözemedi yıllardır düştüğü kaotik labirentlerden kurtulabilme şifrelerini.

    Başta terör olmak üzere bu tüm belaları hangi dinamiklerin doğurduğunu, nasıl oluştuğunu-oluşturulduğunu, kim/kimler tarafından hangi güçlerce desteklenip beslendiğini anlamakta güçlük çekti hep.

    Dünyanın yarısını dost, diğer yarısını düşman ilan etmenin yerine, kabullenemedi dünyanın yarısının dost ve diğer yarısının da düşman olmadığı gerçeğini.

    Ve hal böyle olunca da bu belaları yok edecek “pan-zehir”leri üretemiyor ve arkadan gelecek mermiye karşı kendini koruyacak önlemleri bir türlü alamıyor.

                                                                     ***

    Hiç kimse kusura bakmasın, şu bir gerçek ki; T.C. hiçbir zaman bir “hukuk devleti” olamadı.

    O zaman kurulan bu “cumhuriyet”,  demokratik bir hukuk devleti ne dönüştürülemediyse tek yapacağı şey, koskoca bir yüzyılı halkına yalan söyleyerek geçirmek olacaktı.

    Amaç her şeyi tek başına planlayan bir “kurtarıcı” efsanesi üretip, bu efsaneye dayanan ve “mutlak iyi” olarak kodlamaya endeksli bir “kutsal ideoloji” yaratılarak, iç sömürü mekanizmalarını işletmek ve “oligarşik” devlet yapılanmalarını inşa etmekti.  

    Tüm bu yapılanların ve olup bitenin ne olduğunu anlamak için de, mevcut yapının röntgeni çekildiğinde veyahut bünyede var olan patolojik sapmaları/saplantıları  “analitik düşünce laboratuvarları”nda test edip, elde edilen bulguları göz önüne serdiğimizde,  oluşturulan şu ana sistem parametlerine ulaşırız:

    1- Kutsal ideoloji. (adına Kemalizm, Marksizm, Faşizm, Laisizm, …izm de, her neyse)

    2- Militer(silahlı) ve Para-militer(silahsız) vesayet kurumları.

    3- Terör.

    4- Dış destek.
    Bir ülke yönetimi yukarıdaki dört unsuru bünyesinde barındırıyorsa,  demokratik bir hukuk

    devletinden bahsetmemiz söz konusu olamaz. Ve bu toplum, yıllarca beslemiştir “farkında olmadan” bu dört başlı yılanı, kanıyla, canıyla ve malıyla veyahut vergileriyle.

    Hal böyle olunca da hayatın gerçeklikleri karşımıza dikildiği anda, bilgiye dayalı rasyonel çözümler yerine, çocuksu tepkiler ya da “mutlak iyi” olarak zihinlerimize kodlanan o yalanlar ön plana çıkıyor her seferinde.

    Eğer siz, yukarıdaki dört unsurdan biri olan “terör” olayını, tereyağından kıl çeker misali, alıp çözmek isterseniz,  diğer üç unsur size izin vermez.

    Ya da “biz biliriz bizim işlerimizi, işimiz kimseden sorulmamıştır” diye kendi kendimize böbürlenip “dış desteği” yok etmeye kalkarsanız, bu sefer kendi iç bünyenizdeki o “hücresel bozulma” unsurları buna izin vermez
    Bu durum diğer unsurlar için de geçerlidir.

                                                                            ***

    Terör örgütü, terör örgütüdür ve işini yapar, gerilla üreten ve besleyen havuzlara dönüştürülen doğu ve güneydoğu topraklarında.

    Terör örgütünün “içerdeki” lideri daha barışçıl, “dışardaki” lideri daha şahin olduğu, barışçıl olanla müzakere, şahin olanla mücadele yapma öngörülerine sahipseniz, eşyanın tabiatına ters düşen bir mantığa sahipsiniz demektir.

    Otuz yıla yakın uygulanan ”sadece güvenlik konseptli” sorun çözme mantıksızlığı, tam tersini yani çözümsüzlüğü körüklemiştir.  Kandil’e ya da benzer yerlere yapılan askeri operasyonlar, terör örgütünün daha da güçlenmesine ve etkisini artırmasına yol açmıştır. Zaten isteği ve arzu ettiği daha doğrusu istenilen ve arzu edilen de budur.

    Genel Kurmay Başkanı’na Kandil’e girme konusunda sorulan bir soru üzerine; “Elbette gireriz, eğer siyasi irade izin verirse Kandil’e kadar gider içine bile gireriz” cevabı ile şehit cenazeleri karşısında selam durur, gözyaşlarını tutamıyorsa, burada bir çapraz ilişki, bir çelişki var demektir.

    Diğer tarafta ise, ortada kendi mantığı ile örtüşen, tutarlı ve süreklilik arz eden bir örgüt aklı var.  Ve bu akıl terör örgütlerinin gerçek ruhunu yansıtır. Bu acıdan PKK’nın temel stratejisi, şiddeti tırmandırma ve savaşı büyütme üzerine kuruludur.

    Örneğin; PKK’ya hatta BDP’ye, bölgenin kalkınması, tarımın patlaması ve bunun sonucu işsiz binlerce Kürt gencine ekmek kapısı açacak Silvan Barajı inşaatına neden engel olduklarını sormaya gerek var mı?

    Barajın müteahhidinden istenen milyon dolarlık haracı, Kürt halkının refahı ve güvenliği için hangi projede(!) kullanmayı hedeflediklerini de anlamak çok mu zor?

    Kalkınma Bakanlığı’nın bu projesini, “Kürtlerin imha planı” olarak görmelerine anlam verememek çok komik değil mi?

                                                                       ***

     O halde bu iç bozulma ve mantıksızlık, bizi, yukarıda sıralan oluşum parametrelerinin “dış” bağlantılarına götürür, ister istemez.

    Suriye için pazarlıklar henüz bitmemiştir.

    Şam havalimanının kontrolü neden İran’ın, dolayısıyla da Rusya’nın elinde olduğunun cevabını yine Rusya vermiştir; “Düşürülen Türk jeti bir operasyon değildir” açıklamasıyla. Demeye getiriyor ki; “Bu konuda muhatabınız benim” Bundan daha açık bir ifade tarzı yoktur, uluslararası diplomaside.

    Türkiye’nin, Rusya destekli ve sürekli savaş stratejileriyle beslenen uluslararası neo-con silah tüccarlarının en karlı müşterileri olan İran-Suriye-İSRAİL”den oluşan bu “şeytan üçgeni”nden kolay kurtulamayacağı belli.

    G-20 gibi uluslararası toplantılarda, ülkelerin çıkar zıtlaşmalarının “kelebek etkisi”, sorunlu bölgelerde sıcak çatışmalara dönüşüyor maalesef.

    “Arap baharı” olarak adlandırılan ve zehirli otların nihayet yeşerdiği Kuzey Afrika Ülkeleri için pazarlıklar tamamlandı sayılır ve büyük ölçüde bu bölge AB kontrolüne bırakıldı.

    ABD-Rusya ittifakı ile Çin zayıflatılarak Krizli AB seviyesine indirilecek.

    Ortadoğu ise Türkiye üzerinden sisteme dâhil edilerek ABD’nin kontrolüne bırakılacak.

    Ancak sorun, Ortadoğu pazarlığında ABD-Rusya anlaşmazlığından kaynaklanıyor. İran ve hazar petrol havzaları konusunda.  Bu sorun aşıldığında da Suriye olayı bitmiş olacak.

    İşte burada kilit iki ülke dikkatleri çekiyor. Biri Mısır, diğeriyse son dönemlerde sorun oluşturan Türkiye.

    Mısır, son bir askeri operasyonla oluşturulan yönetimle seçime gitmesi ve işbirlikçi bir iktidarın iş başına getirilmesi sağlanacak.
    Türkiye ise “Ortadoğu pazarlarında benim de payım var” gerekçesiyle son olayı bir “koz” olarak kullanma eğilimde, ancak “beyin” ile “hastalıklı bünye-vücud” arasında bir uyuşmazlık söz konusu. Bundan istifade edilerek de iç çatışma ve terör olayları tırmandırılarak bu pazarlık payı asgariye indirilmeye çalışılıyor.

     Daha da ayrıntılara girmenin gereği yok, yazı da uzun oldu zaten.

                  

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yorumlar
    TEVFİK YIKDIZ
    03 Temmuz 2012 Salı 12:25
    ÇOK GÜZEL
    MRB.HAYRİ BEY ÇOK GÜZEL BİR KONUYU ÇOK GÜZEL TARİF ETTİNİZ TEBRİK EDİYORUM SİZİ.SELAM VE SAYGI İLE
    88.248.252.178
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim