• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021

    Neredesin Ah Osmanlı !

    07.01.2013 13:07
    Hasan Suiçmez / yazar

    Hasan Suiçmez / yazar

     

    Yedi bin yıl öncesinin medeniyet yolcuları, yedi yüz yıl önce gelip, küçük Asya'nın Şirin bir köşesinde konaklamaya karar vermişler.

    Çul çadırlarının ıslatıp devamlı nemli  tuttuğu sırtlarını kurutmak için kurundukları güneşi onlara çok görenler olmuş. Ağaç  dalları ile güneş ışınlarından yararlanmalarını engellemeye çalışanların önce bu tuhaf davranışların anlayamamışlar, yine de bu dalları aralayarak süzülen ışıklarla yorgun ve nemli bünyelerini kurulayıp dinlendirmişlerdir.

    Sonra... Sonra sevmişler bu konaklama yerini. Konaklar yapmaya başlamış, konuklar kabul ederek burada yaşamaya karar verdiklerini anlatmaya çalışmışlardı. Başlarında ki yürekli bey, önlerindeki bilge kişinin ipek yumuşaklığındaki bal gibi tatlı  sözlerini emir telakki etmiş, o ne demişse bey, onun sözlerini dokuduğu kilimin ilmikleri olarak kullanmış.

     

    Bu kilim öyle bir kilimmiş ki, her gelen bey hep, nasihat eden bir bilgenin sözleriyle bu kilime yeni ilmikler atıp, yeni renkler katıyormuş. Dokundukça ortaya çıkan yeni desenler görenler için bu kilimde desen olma, renk olma
    isteğine dönüşüp hayranlık uyandırıyormuş.

    Kurucusunun adından dolayı isimleri Osmanlı olan bu insanlar daha sonra dokudukları kilimin renklerinin adına bu ismi verecekler ve bu kilimdeki en canlı renk  ve en güzel desen olarak diğer renk ve desenlerin varlığı ile kendi farklılıklarının daha  bir anlam kazanacağına inanıp yollarına devam edeceklerdi.

    Tarih bir değişim alanıdır. Tarihte her şey dönemlere, coğrafya ya ve toplumsal  olaylara göre değişmektedir. Bir dönem bir toplumda insanın cesareti, yiğit1iği, topluma yararı, öldürdüğü insan sayısı ile ölçülürken diğer bir dönem bu ölçü yaşanılan dönemin  sosyal ölçülerine göre şekillenebiliyordu.

    İşte Osmanlı diye bilinen ve dört yüz çadırlık bir aşiretten bir cihan devleti çıkaran anlayış Anadolu medeniyetlerinin varsa faydalı olabilecek mirasını da iyi değerlendirerek varlığını devam ettirdiği çağlara damgasını vuracak çalışmaları bu  özelliklere uygun olarak büyük bir başarı ile gerçekleştirmiştir.

    Hindistan da, Çin'de kadın sadece hizmetçi anlayışı ile kabullenip, cahiliye döneminde Arap toplumunda diri diri gömülürken, Osmanlı'da kadın nezaket ve zarafet sembolü olarak görülüp öyle yetiştiriliyordu. Osmanlı' da yönetimde bile söz sahibi olan  kadın, Avrupa'da şeytan görüldüğü için İncil'e bile tutturulmuyordu.

     

    Osmanlı' da sanat ve musiki çalışmaları saraydan başlatılıp toplumsal kesimlere  kadar ulaştırılan gerekli bir ruh eğitimi olarak değerlendiriliyor, Edirne Beyazıt
    külliyesinde insanlığın asrımızda bile yeterince tedavi edemediği "akıl hastalıkları"
    suyun akışının noktalandırılması ile adeta müzikle tedavi ediliyorlardı.

    Bütün toplumsal kesimlerin kendi kültürlerini harmanlaya bildikleri kültür
    etkinlikleri yapılıyor, medeni olarak bilinen diğer ülkelerde ise hâkim milletler,
    başkalarının doğal haklarını güçleri yettiğince, onları ölüm fermanı olarak
    imzalamaktan çekinmiyorlardı.

    Mimari de İyonya'nın mermer şekilleri yerine Sinan'la inceliğin, estetiğin ve  derinliğin asude eserlerini medeniyete ve insanlığa hediye eden Osmanlı, ahlak anlayışı  ile ördüğü toplumsal dokuyu, eğitimle pekiştiriyor, ilmi; toplumun her çağda  kullanacağı en etkili silah olarak bilip, ona sahip olmanın bütün metotlarını deniyordu. Bunun için Hazerfen Ahmet ile kanatlanıp uçmaya, Lagarı Ali ile roket olup yükselmeye, Itri ile nota olup nağmeye dönüşüyordu.

    Fethettiği ülkelerdeki korkulu bakışları ve bekleyişleri "Bundan sonra Hıristiyan âleminin de İslam âleminin de hükümdarı benim" gürlemesi ile sona erdiriyor, aldığından çok fazlasını o insanlara hizmet olarak sunup onların şaşkınlıklarıyla tarihin derinliklerinden gelen taşkınlıklarını terbiye etmiş oluyordu.

    Kurmuş olduğu askeri sistem ile hem ekonominin temeli olan üretimi mükemmel yapıyor ve hem de çağa damgasını vuran askeri gücün devlet bütçesinden bir kuruş masraf, yapılmadan en mükemmel şekilde yetiştirilmesini sağlıyordu.

    Bu nasıl bir güç ve bu nasıl bir bağlılıktı ki, sahip olduğu sınırların bir ucundan diğer ucuna bu günkü teknoloji ile bile bir günde varılamayan bu koca imparatorlukta, İstanbul'da verilen bir ferman hiç karşılık verilmeksizin imparatorluğun bütün sınırları içerisinde kabul
    görüyordu . Bunun en önemli sebebi tabi ki uygulanan kültür politikası ve yönetim
    anlayışının mükemmelliğinden kaynaklanmaktaydı.

    Lanetlenmiş bir kavmi bile medeni Avrupa'nın giyotinlerinden kurtaran bir insanlık anlayışı, bu gün bu değerleri sözde savunan yine aynı Avrupalıların çalışacakları en önemli derslerden biridir.

    Toprağı kilim gibi dokuyan bir devlet anlayışı, ona hürmet edene hizmet eden bir  yönetim uygulaması, Mağrip ‘teki siyah ile Lehistan'daki bir beyazın, Mekke'deki

    Müslüman bir Arap ile Budin’deki Hıristiyan bir vatandaşını ayni sorumluluk duygusu İle kucaklayana bir hoşgörü; günümüz insanlığının bulduğu zaman sahiplenmesi gereken ön önemli kayıp eşyası değil midir? Eşkıyalar için Osmanlı'nın hâkim olmadığı coğrafyalarda tüccarların mallarının
    yağmalanması medeni bir hak iken, mallarına zarar gelen tüccar eğer Osmanlı'nın topraklarında ise zararı misliyle ödenebilmekteydi.

    İnsan haklarını kendilerinden başkalarının ölüm fermanı olarak algılayanlar ile hayvan sevgisini lüks marinalarda ve evlerinde süs köpeği beslemek olarak zannedenlerin bugün muhteşem Osmanlı medeniyetinden almaları gereken çok dersler vardır.

    Bu yazıyı okuduktan sonra öyle inanıyorum ki sizlerde benim gibi bir iç çekerek;

    Nerdesin ah! Osmanlı diye hayıflanacaksınız!. 

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yorumlar
    Aklıselim
    11 Ocak 2013 Cuma 15:07
    Merak ediyorum
    Merak ediyorum, osmanlıyı bu kadar içlerine sindiremeyenler, bize hangi tarihi devleti örnek gösterirler. Onlar neleri başarmışlar, adalette nerelerdeymişler. Bizim devletimiz Osmanlının enkazının uzantısı değil mi de neyiyle övünüyoruz şu an için. Osmanlıdan daha fazla hangi alanda başarı gösterebildik şu ana kadar. Bunları merak ediyorum. Ayrıca bunları söylemekle Osmanlı sütten çıkmış ak kaşıktır diyenler gibide bir düşüncem yok, bu kural Resuller hariç herkes için geçerlidir.
    81.214.70.138
    aydın sacide
    09 Ocak 2013 Çarşamba 16:45
    nerdeee
    yani yorumlardan şunu mu anlamalıyız:Osmanlıyı tarihe gömelim ve ebedi unutup sadece mustafa kemalle yol alalım.ya da 'müslüman olan bir iktidar genelde adaletsizdir ama gayri müslüm olanlar adaletlidir.ben bunu anladım şahsen:gözünüzü hangi gayri müslim kör etti ki çevrenize bu kadar kör olabildiniz? yoksa sizler de küreselleşmeye adalet diyen zihniyetlerin,adaletine mi(!) razısınız??Sizi değil Atatürk feriştahı gelse kurtaramaz ilerde,daha çok söylenir 'sarı saçlım mavi gözlüm nerde'diye...
    78.186.105.91
    ÖĞRETMEN HARUN
    08 Ocak 2013 Salı 12:01
    AH ADALET NERDESİN
    Sayın Hocama teşekkür ediyor,bir eklemede bulunmak istiyorum.
    Yıl 1972.elektriğin olmadığı bir köy düğününde Fatih Medresesinde eğitim görmüş"Çepni Hafız"adıyla maruf büyüğümüz(Şimdi Rahmetli)konuşuyor."Gençler sanmayın ki ülkeyi büyük partiler yükseltirler,insanlara müreffeh bir hayat sağlamaya vesile olurlar.Ben Fatihteki dersiam hocamdan işittiğimi size söyleyeyim'Evlatlarım bir memleket müslüman ama adaletsiz ise tez batar,bir memleket gayri islam ama adaletli sonsuza kadar yaşar".Sevg
    88.250.148.142
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim