• BIST 93.419
  • Altın 249,107
  • Dolar 6,4985
  • Euro 7,3766

    Muharrem Bey’in Matematiği ve “Sıfır”

    20.05.2018 15:50
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

    Seçim takvimi işlediğinden beri aday belirleme sürecinde birkaç kez dillendirildi, özellikle de CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İNCE tarafından. Kongrede genel başkan adayı sıfatıyla şöyle seslenmişti Muharrem Bey; “Aritmetik ya da matematik bilimine ters bir durum. CHP Genel Başkanı aynı zamanda doğal cumhurbaşkanı adayıdır, kaçamaz.” Bu mesajı, aday olana dek haklı olarak dile getirdiği bilmem kaçıncı isyanlarından sadece iki önemli cümlesiydi. Ancak farkında mıydı acaba, sarf ettiği kelimelerin ne anlama geldiğini?

    Çünkü doğru ve haklı olarak başlattığı çıkışı şöyle bitirmeliydi, genel başkanı tarafından kürsüye çağrıldığında; “Hayır efendim, ben değil siz aday olmalısınız. Ben genel başkan adayı oldum size karşı, ancak kaybettim. Kazanan siz oldunuz. O zaman cumhurbaşkanlığı adaylığı sizin hakkınızdır, KAÇAMAZSINIZ. Çünkü matematik bilimi böyle söylüyor.”

    ***

    Tek çiçekle bahar gelmese de, belki o zaman “muhalefet boşluğu”, matematiksel anlamda bir “sayı” ile doldurulma süreci başlatılmış olurdu. Ve de bir umut taşıyabilirdi bu başlangıç, CHP’nin milli kültür frekanslarıyla beslenen anatomisiyle yeniden bir DNA formülasyonunun programlanabilmesi ve bu toprakların üzerine döşenecek milli ve yerli raylar üzerine oturtulabilmesi acısından.

    ***

    Oysaki muhalefet bir “boşluk” ya da “yokluk” olarak muhafaza edilmek istenmektedir. Nasıl olur da bir fizik öğretmeni olan ve matematik bilincine hâkim gibi görünen bir cumhurbaşkanı adayının, matematiğin çatısını yıkma pahasına tekrarından o “sıfır” ordusuna katılır. Çünkü matematikçiler, hele hele de fizikçiler gayet iyi bilirler ki, boşluk ya da yokluk kavramlarının matematiksel karşılıkları “sıfır”dır. Sıfırın ise sayısal bir değeri yoktur, çünkü sayı değil bir rakamdır ve sembolik anlamda bir değer taşır. Ayrıca bir yer tutucudur ve yeri, 1’den önce ve -1’den sonra gelir. Muharrem Bey fizikçi olduğuna göre ve “Matematik, fiziğin dilidir” şeklindeki bilimsel gerçekliğin de farkındaysa eğer, o zaman matematik dilinde bir problem var demektir.

    ***

    Yapılmak istenen şeyin-farkındalık sorunu taşısa bile-matematiğin çatısını yıkan ya da çökerten bir durumun, yeniden bir çatı inşa etme cabalarına tercih edilmesinden ibarettir. Bir kere herkesçe bilinir ki matematik biliminde “sıfır”, toplama ve çıkarım işlemlerinde durumu değiştirmiyor yani etkisizdir. Ancak 0 (sıfır) , çarpma ve bölme işlemlerinde gerçek gücünü gösterir ve bu iki matematiksel işlemde “yutan” eleman olarak güçlü bir işlevi sahiptir.

    Yutan eleman nedir?

    Bir matematik işleminde, bir sayı (0) sıfır’a çarpıldığında veya bölündüğünde sonucun yine 0 (sıfır) olması, onun yutan-sayıları-sayısal değerleri yok eden-bir eleman olduğunu gösterir. (0x1=0, 0x5=0 ya da 0/1=0, 0/5=0 gibi…)

    ***

    Genel, yerel ya da referandum, kaçıncı kezdir muhalefet yenilgi içindedir?

    Mademki matematik biliminden bahsediyoruz; bu durumun matematiksel karşılığı (0) sıfırdır. Politik düzlemdeki izahı ise, içinde özürlü-kötürüm üniteleri ya da ideolojileri besleyen bir “muhalefet boşluğu” şeklinde olacaktır.

    Burada dikkatleri çeken husus, var olan bu boşluğu, karşısında mutlaka yok edilmesi gereken iktidarın sayısal bütünlüğünü ve üstünlüğünü yok etme ya da “yutma” şeklinde kullanmak isteyen arka plan mühendisliğinin hinoğlu hinliğidir.

    Ancak, iyi biliniyor ki “toplum mühendisliği”, toplumsal dinamikleri işleten çarkların, kendi doğallığında dönen dişlilerini her istediğinde tersine çevirip kıramıyor; fiyaskoyla bitme olasılıkları da vardır.

    Varılmak istenen sonuç şudur: Matematikte “Sıfır”, büyümeyi reddettiği gibi, bir başka sayıyı büyütmeyi de reddeder. Görüldüğü kadarıyla kendisini büyütemeyen, ya da büyümeyi reddeden bir muhalefet, karşısındaki gücü de büyütmeyi reddediyor

    ***

    Sıfırın böyle bir gücü vardır ve hiçbir sayı böyle sıfırın etkisi kadar hasar yaratmaz. Çünkü “sıfır” sayılar ile karıştırılmamalıdır. Karıştırıldığı anda da sayısal düzlemi çökertir. Sıfırı matematik bilimine Horasan kökenli Müslüman matematik El Harezmi (M.Ö.780-850) kazandırmıştır. Takriben üç yüzyıl sonra da İtalyan Matematikçi Leonardo Fibonacci (1170-1250) tarafından batıya taşınmıştır.

    Aslında sıfır, her ne kadar bir matematik terimi ise de, fizik bilimiyle de iç içedir. Ve sıfır, fizik biliminde “boşluk” ve “sonsuzluk” kavramlarını temsil ediyor ise, kâinatın “maddi-sayısal” düzlemini de yutar demektir. Tıpkı “kara delikler” gibi… Batı dünyasında sıfırdan bu denli korkulmasının ve nefret edilmesinin-ve de suçlu ilan edilmiş-olmasının nedeni budur.

    ***

    Hiç şüphe yok ki bu mühendisliğinin menşei, görüldüğü kadarıyla pek yerli değil. Çünkü böylesi “şeytani arşetipler”, batı mantığının mühendislik üretimleridir. Bu stratejileri algılayıp çözecek ve akabinde etkisiz hale getirecek yöntemlerden biri de zihnin analitik çözümsel yeteneğinin en önemli merkezi merkezlerinden biri olan  “matematik bilinci”dir. Bu yetenek bu topraklardan silindi ve karanlıklara gömüldü.

    Karanlıktan karanlık olduğu için değil, onun ardındaki “bilinmezlik” ile kendini emniyette hissedememe, yani “güvensizlik” sebebiyle korkarız. “Bilim”, korkuların temelindeki “bilinmezliği”, “hukuk” ise korkuların temelindeki “güvensizliği” bulup ortaya çıkarır.

    ***

    Ve bu iki bilinçten yoksun olan zihin ya da toplumsal bellek, hem “bilmez”, hem de bilmediği için de “korkar.” Bu iki hal, kişiyi ister istemez 0 (sıfır) noktasında dengeye getirir. Bu anomalik dengenin parametreleri ise, semboller, ideolojiler, rastlantılar ve keyfilikler olacaktır. Bu durumda beyin yağlanıp göbeklenir ve sürekli geviş getirir. Yapabilecek başka bir şeyi yok çünkü.

    Aslında insan beyni bu tarzı sevmez. Çünkü beyin, zorlanmayı, açılımları ve farklı kulvarlarda olmayı sever. Ancak bu durum kendiliğinden gerçekleşmez. Bunun koşulu ise beyni, sıfır noktasından her iki yöne, pozitif (+) ve negatif (-) kutuplara doğru hareket ettirmekten geçer.

    Ve böylelikle zıt kutupların üretimlerinden, değişik bir tanımla tez ve antitez çatışmalardan “sentez” ve “sentez üstü” oluşumlar doğar. Yaratılışın döngüsel diyalektiği denen şey de budur aslında.

    ***

    Bereketli Hilal”de doğan sıfırın öyküsü eski bir öyküdür. Bereketli Hilal, şu an İsrail Bayrağı üzerindeki semboldür ve “Orta Anadolu, Mezopotamya, Orta Doğu ve Mısır-Nil Vadisi” topraklarını kapsar. Aslında günümüz savaşları “Bereketli Hilal” merkezlidir ve son yüzyılda dünyayı kaotik bir küreye çeviren şey, içi boşaltılan bu Hilal’in işgaliyle içinin petrodolarlarla doldurulması savaşımlarıdır.

    Bu yönüyle “sıfır”, doğu ile batı arasındaki savaşın özüdür.

    Onunla ilgili çatışmalar, felsefenin, bilimin, matematiğin ve dinin temellerini sarsan savaşlardı.

    Sıfırın öyküsü, doğuda büyüyüp gelişmesi, Avrupa ayaklı batıda kabul edilme savaşımı, batıda yükselişi ve sonrasında doğuya karşı kullanılan bir tehdide dek süregelen çatışmaların öyküsüdür.

    Sıfırın öyküsü, batı dünyasının kendini bir doğu düşüncesinden başarısızca-çoğu zaman da sertçe-koruma girişimlerinin öyküsüdür.

    Sıfırın öyküsü, bilimde, özellikle de matematikte üstünlüğü eline geçiren batının, doğu dünyasında oluşan boşlukları “maddi-menfi” anlamda doldurmasının, işgal etmesinin öyküsüdür.

    ***

    Gelelim Muharrem Beyin matematiğine:

    Ne oldu o matematiksel zekâya ve “alt düzey-nihilist” bir tavırla söylenen “gel buraya bakayım!” şeklindeki çocuksu uyarısıyla aniden yerinden fırlayıp matematiğin çatısını yıkma pahasına aday olur.

    Bu, şu demektir; “Sen bir sıfırsın, kendini bir sayı yerine koyup ikide bir karşıma aday olarak dikilme. Çünkü ben de bir sıfırım. Her halükarda durum değişmez, ancak bu “matematiksel!” tavrın, CHP’nin o kast yapısını bölme ya da çökertmeye yarar. Buna da izin veremeyiz. En iyisi sen, sayı olan sağlam bir direğe çarp, deviremezsen de-ki bu da mümkün görülmüyor-en azından aklın başına gelir.”

    ***  

    Evet, Muharrem Bey, “sayı” olmak için iki önemli adım atmıştın; bilinçli miydi bu adımların bilinmez, ancak kürsüye davet edilişini elinin tersiyle itebilir, böylelikle de bir “çatı” inşa etme şansını yakalayabilirdin. Oysaki kürsüye çıkmanla-bırakın yeniden çatı inşa etmeyi-matematiğin çatısını yıktın.

    O zaman hiç kusura kalma; hiç kimse dışarıya “sıfır” balık satın almaya çıkmaz.

    ***

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim