• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019

    Montaj-Yan Sanayi, Yan Bilinç ve “Yandan Çarklı Ada Vapuru”

    14.03.2014 14:40
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

    Bir Türk, Japon arkadaşının daveti üzerine Japonya'ya gider. Bir kaç gün gezdikten sonra arkadaşı onu çalıştığı fabrikaya götürür.
    Teknoloji mükemmel. "Bak" diyor Japon :
    "Burada robot yapıyoruz. Şu robotlar öğle yemeğini hazırlar ve getirir. Şunlar bebek bakar. Şunlar araba bile kullanır” vs, vs.
    Bizim Türk vatandaşı hayretler içinde kalır. Dolaştıkça gözleri fal taşı gibi açılır.
    Nihayetinde Japonya'dan ayrılırken arkadaşı Türkiye'ye mutlaka gelmek ve teknolojisini görmek istediğini söyler. Ve o gün gelir, fakat bizim Türk nereyi gezdireceğini bir türlü bilemez.
    Düşünür taşınır ve ne göstermeli de altında kalmamalı Japonya'da gördüklerinin.

    Aklına hamam gelir ve Japon arkadaşını alır, Türk hamamına götürür.
    Japon'a çok ilginç gelir gördükleri.
    "Ne oluyor burada?"
    "Biz burada insan yapıyoruz!" diye yanıtlar Türk.
    "Sahi mi ?" der Japon.
    Bir odanın kapısını açarlar. İçeride bir tellak adamın kolunu ovmaktadır.
    "Bak," der bizimki, "Burada kollar monte ediliyor."
    Bir başka odada bacak ovulmaktadır.
    "Burada da bacaklar takılıyor."

    Diğer odanın kapısını açarlar, içeride bir kadının üstünde bir erkek.

    Japon sorar:
    "Peki burada ne oluyor?"

    Burada montaj işi bitmiş, delikler açılıyor."

    ***

    Nükte, oyunsal bir yargıdır. Yukarıdaki nükte ise, nesnel olayların sezgi ya da görüntüsel gözlemleri olan “estetik özgürlüğe” güzel bir örnek.

    Ve “Gülme eğrisi” saldırgan, ağırlıklı olarak da acımasız ve bir o kadar da “özgür” bir gülünç zemine doğru meyleder.

    Bu acıdan giderek daha rekabetçi ve karmaşık bir düzleme doğru kaymakta olan toplumun bazı kesimlerinde, bu durumlara alaycı espriler yaratarak tepki verirler ve bizimkisi de bir bakıma öyle bir tepki.

    ***

    Aristo; gerçek yaşamdaki duyguların denetimsiz bırakılmayacak kadar güçlü ve kontrol edilemez olduğunu ifade eder.

    Bu durumda medya; toplumun denetim ve edep konularında eğitilebileceği bir okula ya da pratikte gerçek bir eğitim ortamına dönüştürülmesine ortam hazırlama yönüyle kullanılması şöyle dursun, toplumun kontrol edilemeyen ve denetimsiz kalan bu duygularından istifadeyle toplumu, kaotik ortamlara sürükleme işleviyle ön plana çıktığı görülüyor.

    ***

    Daha yeni gelişmiş sayılan bilgisayar ya da diğer bir tanımla “siber alan” teknolojisi, medya eliyle kullanılarak montaj-yan sanayi ile birlikte gelişen ve hastalıklı genlerden oluşan “yan bilinci” tarumar etmekte ve bu teknolojiyle ortaya çıkan ürünler, ağırlıklı olarak kullanılan ve daha on yıl öncesine kadar olmayan “twitter” veya “facebook” gibi kanallarla ve medyanın diğer araçlarıyla kitlelere mesaj iletme adına “yan bilinç” üzerine servis edilmektedir.

    ***

    Ve öyle görülüyor ki, yaşanan tüm bu “karmaşa” veyahut çatışmanın arka planı, anormal ve tuhaf yöntemlerle adeta bir referanduma dönüştürülen yerel seçimden ziyade; seçimle iktidara gelme umutlarını yitiren “eski yapı” bloğu, açık olmasa bile “örtük” darbelere, skandallara, demokrasi dışı güçlerin ve yöntemlerin yardımına bel bağlamış görülmektedir. Ve montaj-yan sanayi kültürünün açıklarından istifadeyle ajitasyon, hamasi söylem ve özellikle para ve cinsellik gibi hassas dürtüleri okşayıcı komploları tercih etmek ve bu sayede “negatif feedback-geri besleme” manevralarıyla son on yılı aşkındır ülkemizde, Ak Parti hükümetleri eliyle gelişme gösteren ve mevcut iktidarın da içinde bulunduğu “iktisadi entelektüel yapı” bloğu üzerinde geniş tahripkar gedikler açmaktır.

    Ve bu delikleri tekrar “statik-bürokratik” lehimle kapatmak suretiyle kaybedilen mesafeyi geri almak ve “eski” kurumsal yapıları muhafaza etmek.

    ***

    Ancak, bürokratik vesayetin gücüne güvenerek ve küresel aktörler ile onların yerli distribütörlerinin desteğine sarılarak iktidara gelmek zor artık. Her seferinde “bu iş tamamdır” diye heyecanla açılan kasetlerden “montaj-yan bilinçli” solcuların “devrim” çıkarma halüsinasyonları, ancak Başbakan’ın arkasındaki safları daha da sıklaştırmasına yarıyor.

    Yıldıray Oğur’un deyimiyle; “Değil Başbakanın ses kasetini, altın dolu küpleri bahçeye gömerken çekilen görüntüleri servis etseniz bile, yine faydası yok.”

    Tuhaf görülebilir ancak, işin gerçeği şu; kasetlerin montaj olduğu anlaşıldığı için değil, toplum bu kasetlerle ne yapılmak istendiğini anladığı için olmuyor.

    Efendim, biz bu kasetleri yayınlarsak, millet şöyle düşünür ve ona göre davranır” diye bir umut besleniyor ya, işte onun için olmuyor.

    ***

    Başbakana karşı “sosyal ırkçılık” ve “sosyo-kültürel” aşağılama gibi yöntemlerle kendisini devirme meşruiyetini hazırlama görevini üstlenen-özellikle- ana muhalefetin, fırsatçı-oportünistçe muhalefet etme ya da padişaha benzetme göndermesiyle, gayri-meşru bir iktidarı devirmek için, her yolu meşru gören bir stratejinin sadece yerel seçimlerden umudunu kesmenin bir sonucu olduğunu belirtmek yeterli ve tatminkâr bir açıklama olmamakla birlikte; “devirmeci muhalefet” kılığına bürünme anomalisinin dinamiği, çok daha karmaşık ve gizli ilişkiler ağının varlığını kaçınılmaz kılmaktadır.

    ***

    Daha güncel ve somut örnek, Milliyet’in de ön sayfa başlıklarından biri Kılıçdaroğlu’nun beyanı ile ilgili; Gezi olaylarında yaralanıp, tam 269 gün sonra hayatını kaybeden Berkin Elvan’ın ölümü için “…Erdoğan’ın gözünden bir damla yaş düştü mü?” şeklindeki sorusu, cenazelerden siyasal çıkar devşirmek niyetiyle söylenen ezberlerden biri.

    Tam da “yan bilinç” üzerine servis edilen “para-normal/yandan düşünme” klasiği…

    Siyasetin kültürü ile ilgili bu üslup konsensüsüne, Halil Berktay’ın güzel bir tespitiyle; Bir “mikro-fragmantasyon”, düşük ölçekte zihinsel yapının, bir bölünme-parçalanma dönemine girdiğine işaret ediyor.

    ***

     “Eğilmezsen yanındayız, seni terk etmeyiz” demeye getiriyor millet. Elbette ki bu eğilmeme talebi, sadece CHP ve diğer muhalefet partileri karşısında değil. Anlaşılan daha bir “üst akıl”, “üst beyin” ya da uluslar arası konsorsiyum şeklinde organize olan bir “güç” kastediliyor.

    Cemaatin önemli simalarından Latif Erdoğan; “Bir yerden sonra serseri bir kadrolaşma söz konusu…” beyanı ile Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın; “ Cemaati aşan bir üst akıl var” şeklindeki açıklaması, arka planda daha da kombine ve adeta bir “gizli örgüt” gibi çalışan ve cemaat yapılanmasını istediği gibi kullanan ve dizayn eden daha da profesyonel bir yapıdan bahsetmek mümkün.

    Şükrü Elekdağ’ın konu hakkındaki görüşleri ise daha da ilginç; “Bu son derece planlı hazırlanmış bir hareket. Bunun arkasındaki stratejik ve çok kuvvetli bir beyin var. Atacağı adımları çok güzel hazırlamış. Bunun hükümeti yıkma amacı apaçık belli. Çünkü bu şekilde olaylar, kamuoyunun gözünde Türkiye’nin boğazına kadar yolsuzluğa battığı imajını uyandırmaya çalışıyor…”


     

    ***

    O halde Türkiye’de ana muhalefeti bile dümen suyuna alan bir “üst akıl” söz konusu ise, acaba bu üst akıl, şu anda Ukrayna’da, Almanya-Rusya şeklinde ittifak halinde olan Kuzey Enerji Koridorunun denetim ve kontrolünü Türkiye’nin de içinde bulunduğu Batı ittifakına kaptırmak istemeyen, Mısır için; “Türkiye’den umudumuzu kessek bile Mısır’ı kaptırmayız” diyen, Suriye’de güç dengelerini kendi lehlerine çevirmek isteyen;

    Öte yandan K.Irak’ta enerji kontrolünü denetimi altına alan ve ABD ile İngiltere’nin de tek seçeneği olan Güney Gaz-Enerji Koridoru bünyesinde geliştirdiği uluslar arası enerji projeleri ile Rusya’nın, haliyle de İran’ın enerji tekellerini kıran ve Ortadoğu’da belirleyici bir “eksen devlet” olma şansını yakalayan Türkiye’nin başına çorap örmek isteyen o “üst akıl” olmasın?

    ***

    Ve bir zamanlar “Humeyni Devrimi” diye devreye koyduğu stratejiyle İslam dünyası içinde çöreklenme, örgütlenme ile askeri ve sivil organizasyonlarını yayma imkânını elde eden o “üst akıl” mıydı acaba?

    O Humeyni ki, dışarıdan sanıldığı gibi Batılılarla veya İsrail’le değil, tarihi hasım gördüğü suni kitlelerle savaşa dalmıştı. ABD veya İsrail’le düşman olan bir yapı, Irak ve Afganistan işgallerinde bu ülkelerle nasıl birlikte hareket edebilir?

    Şimdi ise Türkiye’de askeri vesayetten kısmen boşalan alanı, Humeyni benzeri bir stratejiyle, dolayısıyla ahir zaman dostluğu gibi dışarıdan dost ama içten düşman olan “cemaat” türü beslemeyle doldurmayı ve benzer türde stratejileri tekrar hayata geçirmek isteyen o “üst akıl” olmasın?

    ***

    O zaman, cevabının verilmesi kaydıyla, akla iki soru geliyor:

    Cemaat ve ana muhalefetin bu “üst akıl” ile ilişkileri nedir?”

    7 Şubat, 17-25 Aralık operasyonları ile hedef, (Elekdağ’ın deyimiyle) hükümeti ya da Başbakanı devirmek ise eğer, bu durum cemaate veyahut muhalefete ne kazandırıyor, ya da ne kaybettiriyor?

    ***

    Ancak ne yazık ki, “yan bilinçli”, yandan düşünen ve 30-40 yıl öncesinde olduğu gibi adeda “yandan çarklı ada vapuru” ile yol almaya çalışan eski yapılar, bu sorulara yanıt bulamıyor. Ve bu yapılar rakiplerine karşı siyaset dışı çirkin yöntemlerle “mahrem delikler” açmakla ve o “üst akıl”a hizmet etmekle meşgul.

    ***

    Bilemiyoruz tabi, Sayın Kılıçdaroğlu bunların farkında mı?

    Eğer ise ve “yan bilinci” bilinçli bir şekilde kullanıyorsa, tam bir rezalet.

    Yok, eğer tüm olup bitenin farkında değilse, o da ayrı bir rezalet. 

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim