• BIST 82.273
  • Altın 147,972
  • Dolar 3,8196
  • Euro 4,0766

    “Mocenigo”

    28.04.2013 15:17
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

     “Ne gördüğüm hakikati gizlemekten hoşlanırım, ne de bunu açıkça ifade etmekten korkarım. Aydınlık ve karanlık ile bilim ve cehalet arasındaki savaşa her yerde katıldım. Bundan dolayı her yerde zorluklarla karşılaştım ve cehaletin babaları olan resmi akademisyenlerin yanı sıra kalın kafalı çoğunluğun öfkesinde hedef olarak yaşadım.”

                                                                               ***

                              Bu sözlerin sahibi, tarihte “düşünce özgürlüğünün ilk havarisi” olarak kabul edilen, İtalyan filozof, rahip, şair Giordano Bruno’dur. (1548-1600)

                             Tarihte “Rölativite/görecelik” kuramını kullanan ilk bilim adamıdır. 20. yüzyılda bu kuramın teorisini yapmak ise Einstein’e nasip olmuştur.

                             Babasıyla bir gezi sırasında uzaktan çıplak ve gri görünen Vezüv dağını görür. Babası ona, orada aynen oldukları yerdeki gibi zengin bir bitki örtüsü olduğunu anlatır. Giordano, o zaman, “şeylerin” uzaktan başka göründüğünü/görünebileceğini anlar ve duyulara güvenmemek gerektiğinin bilincine varır. Her şeyin şüpheli olduğunun farkına vardığı anda, içindeki düşünür doğar.

                                                                               ***

                             Giordano Bruno, cehalet, batıl inançlar ve dogmatizmin dört bir yanda dinsellik adı altında kol gezdiği ortaçağda, evrenin sonsuzluğuna inanır.  Gökdoğabilimi (Astro-fizik) terimleriyle dile gelen Tanrı sevgisini Evrende yeniden bulgulamıştır. Evrenin temel tekilliğiyle çoğulluğu arasındaki karşılıklı bağları, bir sürü küçük dünyayı barındıran sonsuz evreni bulgulayıp bir düşünce sistemine oturtmuştur.

                                                                                 ***

                              Ailesi peder olmasını istediği için onu bir manastıra gönderdiğinde, “Katolik Kilisesi”,  en büyük “yargılayıcısı”na kendi elleri ile kapılarını açar. Kapılar açılır ama o kapıları bir bir yıkmak ister. Sorguladığı şeyin tam göbeğine düşmüştür. Bu yüzden sorgulamaları, bunalımları ve çıkarımları herkesten daha farklıdır.

                              Bu farklılığı onu ülke ülke dolaşmaya ve kaçmaya zorlamış ve gittiği her ülkede Katolik Kilisesi’nin hışmına uğramıştır. Bruno en son Almanya’ya sığınmış ve burada “konuşmaması”  koşuluyla  yaşamına izin verilmiştir.

                             Ancak Bruno, insanı Tanrı’yı tanımaya götüren yolu bulup ortaya çıkarmıştı, dolayısıyla Katolik Kilisesinin “önüne” geçtiği için ölmeliydi.  Onu benimsemeye hazır olmayan bir dünyada ortaya çıktığı her türlü zamansız bilginin açıklı yazgısı budur. Giordano  Bruno da işte bu yüzden can verecektir.

                                                                              ***

                            Bazı gizli dostlarının maddi yardımıyla son derece mütevazı bir yaşam süren Bruno, 1591 yılının Mayıs ayında Venedik’in en güçlü ailesi ve özellikle de döneminde Osmanlı Hükümdarı “Fatih Sultan Mehmet Han”a karşı her savaşta en önde yer alarak ünlenmiş ve aynı zamanda  “Cizvit”  olan “Mocenigo  Hanedanı”na mensup  “Giovanni  Mocenigo”dan bir davet alır.

                            Bu davet mektubunda kendisinin ve görüşlerinin bu hanedanın güçlü kişileri tarafından çok beğenildiği ve bu nedenle de kendisine kitaplarını yazabilmesi için Mocenigo Hanedanı’na ait bir ev ve aylık tahsis edileceği belirtilmiştir. Çok sıkıntı içinde olan ve sağlığı bozulan Bruno, daveti kabul ederek Venedik’e gitmiş ve Mocenigo’nun evine yerleşmiştir.

                                                                               ***

                           Ancak bu kabul, sonun başlangıcı olur.

                           Kendisini güler yüzle karşılayan Giovanni  Mocenigo, Bruno’dan kendisine “Occult” (gizli bilgi, doğaüstü, bilinmez) bilgilerini aktarmasını istemiş ama Bruno bu bilgilerin “inisiye edilmemiş”  (ehil, ermiş olmayan) kişilerle paylaşılamayacağını, isteniyorsa felsefe ve bilimle ilgili bilgiler verebileceğini söylemiştir.

                             Bu gelişme üzerine “Cizvit Mocenigo”, hakkında önceden hazırlanmış olan ihbar mektubunu imzalayarak Engizisyon Mahkemesi’ne vermiş ve Bruno’yu kendi adamlarına tutuklattırarak Roma’ya göndermiştir. Çıkarıldığı duruşmalarda kendi görüşlerini ısrarla savunan Bruno, kilise yetkililerinin suçlamalarını şiddetle reddetmiştir. 

                             Katolik Engizisyonu’nun, Bruno’ya yönelttiği iki suçlamadan biri, gizli Calvinist olması; diğeri ise, çok ilginçtir ki “Osmanlı Sultanı’nın  ajanı” olmaktı. Resmi tarihin yazdığı gibi Bruno, gerçekte dinsel ve bilimsel görüşlerinden dolayı değil, Mocenigo’nun ustaca kaleme aldığı ve “Casusluk” suçlaması ile ilgili yaptığı ihbara dayandırılarak “yabancı ve kâfir” bir gücün emrindeki casus olmaktan dolayı yakılarak öldürülür.

                                                                                  ***

                            Müslüman olduğu hakkında söylentiler bulunsa da, bunula ilgili kesin bir bilgi yoktur. Ancak Bruno, Hz. İsa’nın Tanrı olmadığını, bir İNSAN olduğunu ısrarla söylemiş ve dolayısıyla da haça tapınmayı reddetmiş, kilisenin hiçbir öğretisinin doğru olmadığını ve insanları aldattığını yazmış ve de söylemişti.

                                                                                  ***

                            Nihayetinde bu yaşam öyküsünden ve binlerce/milyonlarca benzerlerinden elde edilen veri;  “Katolik Kilisesi, ya da benzeri kurum, kuruluş ve organizasyonların, kazayla(!) ya da bilinçli, İNSAN’ın başına çöken bir yıkım olduğudur”

                           Kullandığı araçlara ister “Mocenigo” deyin, ister “Gocenigo” , ister “Evrenigo”,  ya da ister Neron, ister Kayafa, ister Firavun, ister Stalin yahut Hitler, ister ihtilal mahkemelerinin yargıçları.

                           Öykü hiç değişmez, değişmeyecektir.

                                                                                  ***

                           Dolayısıyla Sokrates’in zehir içmesine neden olan,

                           Pisagor’u deniz kenarında, kumsalda “üçgen”lerini çizerken Romalı askerlere hancerlettiren,

                           Galileio’i  “dünya dönüyor” dediği için ölüme mahkûm eden,

                           Hz. İsa’yı çarmıha gerdiren,

                           Hz.Muhammet (S.A.V)’e isyan eden hatta “O”nu öldürmeye teşebbüs eden,

                           Tıpkı Bruno Giordano’ya  yapıldığı gibi, Sıvas’ta otelin içinde 35 vatandaşı alevlerin içinde diri diri yakan,

                           Adnan Menderes ve iki Bakanı’nı,

                           Hiç “can”a kıymadıkları halde, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını idam sehpasına götüren,

                           Turgut Özal’ı zehirleyen,

                           Uğur Mumcu’yu arabasında paramparça eden,

                           Adnan Kahveci veya Vali Recep Yazıcıoğlu’nu karayollarında kazayla(!) linç eden,

                           Eşref Bitlis’i uçağı ile havada imha eden,

                           İçinde 5 fizikçi bilim adamının bulunduğu uçağı ise, “hedefinden” saptırarak Isparta’nın bir dağına çarptırarak yok eden,

                           Uludere’de “makûs talihleri”,  “kullanılabilir yoksul hedefler”  olan 37 Vatandaşı katleden;

                           Ve yüzlerce, binlerce “gerçek” yazar, çizer, bilim adamı ve sanatçıyı “kodes”lerinde çürüten  “düşman;”

     

                           “İnsanoğlundaki bedensel ve ruhsal katılaşmanın adı olan ‘HASTALIKLI YAPI ve KURUMLARI’dır.”

                                                                                  ***

                           Muhtemelen daha sonraki  kurbanlar ise, “Tanrı’nın Cenneti”ne ya da “adalet, insan hakları ve demokrasi”ye ne denli yakınsa “Mocenigo”lar eliyle can vermesi de o denli kesindir.  O andan itibaren de hastalıklı yapının, yüzyıllar boyu geliştirdiği değirmen taşı dönmeye başlar ve kurban un ufak olmadıkça da durmaz.

                                                                                    ***

                           İşin ilginç yanı, dünyanın hiçbir “barosu”, bu tür “can”a kıymaların gerekçelerinin tartışılmalarına izin vermez. Ölüm yargısını veren yargıçlarla, bu yargıyı yerine getiren “cellatlar”, kurbanları yüzde yüz suçsuz da olsa, ellerini kollarını sallayarak dolaşabilmektedirler.

                           Çünkü en büyük güvenceleri ve yardımcıları “Yasanın Uzatılan Kolu”dur.

                                                                                    ***

                             Can’a kıymanın “temiz-yasal” yollardan gerçekleşebilmesi için bir hukuk cinayeti işlenmesin diye, bütün biçimsel, düzmece/formalite önlemler alınır. Kimsenin adaletsizlikle suçlanmaması gerekir. “Onur(!) Yasası” tertemiz kalmalıdır. Herkes olup biteni bilir, kimse parmağını oynatmaz. Kimse onun üzerine araştırma yapmaz, kimileri hor görse de, kimse onu suçlu bulmaz.

                                                                                   ***

                           Dahası “kurban” haklı olarak çarmıha gerildiğini, yakıldığını, giyotine vurulduğunu, idam sehpasında asıldığını, çünkü “Yerleşik Yönetime”  karşı tek başına ayaklandığını, uslu durup insanların “hareketsizlik, uysallık ve boyun eğme” halinde çürümelerine göz yumacak yerde, Katolik /Engizisyon Yargıçlarını, Yassıada ya da İhtilal Mahkemeleri  Yargıçlarını boş yere kışkırttığını söyleyenler bile çıkacaktır.

                           Ve bu kurbanların sorununu nasıl es geçebileceğimizi, bilincimizi nasıl rahat ettireceğimizi anlatan kitaplar yazılacak, yazdırılacak ve büyük kalabalıklara okutulacaktır.

                           “Aman, hiç bir zaman, kimse dokunmasın bu konuya!”

                                                                                    ***

                           Evet, Sevgili Dostlar;

                           Vatikan bir “din” kurumu değildir. Tamamıyla “politik bir kurum” olduğu, foksiyonel yapısından ve icraatlarından anlamaktayız.

                           “Her şey ”in, dışarıdan dizayn edildiği gibi olmadığı ve şüphelenmemek için de bir nedenin bulunmadığı anlaşılmıyor mu, zaten?

                           Vatikan’ın “kirli ilişkiler ağı”nın  tomografisini ustaca kaleme alan ve bu yazıyı yazmamda da bir noktada vesile olan Muhammet Ali Altuntaş arkadaşımıza da teşekkürlerimi bir borç bilirim.

                                                                                    ***

                           Bu vesileyle yeni seçilen Papa’nın Güney Amerika’lı, özellikle de “Cizvit Hanedanı”nın  bir mensubu  oluşu ve özellikle de Katolik Kilisesi’nin binlerce yıllık geleneği bozularak ilk kez, mevcudu ölmeden yenisinin seçilmesine “ihtiyaç” duyulması, en az ABD Başkanı seçimi kadar önemlidir.

                           Bu acıdan Türkiye’yi  ve dolayısıyla da “İslam Dünyası”nı  etkilemesi ve ilgilendirmemesi düşünülemez.

                           İktisadi, siyasi ve sosyal anlamda kriz sarmalına giren “Hristiyan Dünyası”nı  ve bunun baş aktörü “Katolik Kilisesi”ni eski konumuna getirmek için “Baş Mocenigo” görevini mi üstlenmiştir, yeni Papa?

                           Büyük bir olasılıkla…

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim