• BIST 97.533
  • Altın 145,647
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019

    “Memur ve maaşı”nın ekonomik politiği(1)

    04.06.2012 12:30
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

    Günümüzde kamu istihdamı milyonlarca insan için ana geçim kaynağıdır.  Hemen hemen her ülkede çağdaş devletin zorunlu kıldığı hizmet fonksiyonlarının büyük bir kısmı kamu personeli ya da yaygın bir deyimle memur eliyle üretilir.

    Bu itibarla memur sorunu teknik, hukuksal ve siyasal yönleri olan karmaşık ve evrensel bir sorundur.  Güncelliğini her zaman korumuş ve toplumsal tartışma gündeminin her zaman ilk sıralarında yer almıştır. Bu karmaşık sorunu, en yalın biçimiyle “devlet-vatandaş-memur” üçgeni çerçevesinde ele almak gerekir. Bu nedenle ülkemizde bu sistemle ilgili yapılan düzenlemeler, genellikle çıkarıldıkları dönemin izlerini taşımış ve kalıcı çözüm arayışlarından çok günü kurtarma endişesini yansıtmıştır.

                                                                                 ***

    Memuriyet sisteminin temel ilkeleri “diploma” ve “kıdem”dir. Bu işlevler temel ilke kabul görmediği müddetçe ve sistem iktisadi yapıya ayak uyduracak iç mekanizmalardan yoksun ise, kendiliğinden iç dinamiği bozularak “üst derece maaşı” ve “ihtisas mevkileri” uygulamaları ile başlayıp, çeşitli “tazminat sistemleri” ile devam eden bir parçalanma ve dağılma sürecine girer.

    Ülkemizde kamu personeli sistemi üzerinde düzenleme yetkisi uzun yıllardır bütünüyle hükümete devredilmiş, parlamento ise her zaman devre dışı bırakılmıştır. Kanun hükmünde kararname gibi ilginç yöntemlerle çözüme gidilmesi denenmiş, fakat bu kararnamelerin bir tekinin bile TBMM’de ele alınıp onaylanması sağlanamamıştır.

    Hemen hemen hiçbir önemli değişikliğe uğramayan, sistematiği bozulmuş ve günümüzde de halen devam eden “657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu”  ve bu kanunla izlenen eğilim, iki önemli sonucu doğurmuştur. İlki, inisiyatifin sadece yürütme organına bırakılması, ikincisi ise memur hukukunda “kanuni” rejimden “idari” rejime geçilmesi olmuştur.

                                                     ***

    Örneğin; yasa ile saptanan ücret ödeme unsurlarının sayısı, idari kararlarla iki veya daha fazla misline çıkarılabilmekte, bütünsel değil parçalı bir yaklaşım sistemi uygulanmaktadır.

                   Sorun, kimlerin ne kadar ek gösterge, kimlerin ne kadar yan ödeme ya da özel hizmet tazminatı veya fazla mesai alacağı tartışmasına indirgenmiştir.  Sayıları bir düzineyi bulan ödeme rejimleri ihdas edilmiş, ek ödemeler esas aylığı çoktan katlamış duruma gelmiştir. Her kategori kendi çıkarlarını maksimize etmek istemekte, kendisini kurtaran kaptan olmakta, ana hedef yitirilmektedir.

    Ve bu sistem sayesinde üst düzey yöneticilere özel ödeme olanakları yaratılmıştır

    Danışmanlıklar adı altında hizmetsiz memuriyetler (arpalıklar) kurumsallaştırılmış, bu sayede görevden alınmaları kolaylaştırmak için “danışmanlık kadroları” alabildiğine artırılmıştır.

    En önemlisi yapılan düzenlemeler tepeden inme ve tek yönlü yapılmakta, sayıları iki milyonu aşan kamu görevlilerinin, kendileri ile ilgili düzenlemelerde söz sahibi olamamakta, örgütsel temsil ağırlığı olmadığı için de ilgililerin etkili bir biçimde uyarılma olanağı bulunmamaktadır.

                                                     ***

    Burada sendikalaşma üzerinde pek fazla durma gereği de yoktur. Çünküyıllardır devletin memurlarına sendikalaşma hakkı tanımakla gösterdiği çekingenlik ve ürküntü, aynı paralelde de sendikal hareket üzerinde yarattığı olumsuz etki sonucu ve var olan sendikal hareketin bir “korsan sendika” ya da daha eski bir deyimle “sarı sendika” düzeyinden ileriye geçememiştir. İşçi ya da memurlardan alınan aidatlarla bürokrasinin yığıldığı başkentte kurdukları beş yıldız oteller lüksünde “misafirhane”lerdeya da “tatil köyleri”nde,  sendika patronlarının dışında hiçbir memur ya da işçi hemen hemen hiç faydalanamamaktadır.

    Son dönemlerde kurulan “Uzlaşma Hakem Kurulu” adı altındaki yapılanmaların, yürütmenin belirlediği rakamlar üzerinde, adeta formaliteden öteye geçmeyen milimetrik oynamalarla belirlenen ücret artışları kabul edilmektedir.

    Kısaca sendikal hareket, ücret ve rejiminin belirlenmesinde uluslararası sendikal düzlemde olduğu gibi hiçbir yaratıcı, üretici ve verimli bir fonksiyonel etkide bulunamamış, sürekli bir handikap oluşturmuş ve böylelikle sadece yapay bir memur-işçi ayrımı yaratılmıştır.

                                                   ***

    Yozlaşan bir emeklilik rejimi uygulanmakta, yan ödemeler ve özel hizmet tazminatları emekliliğe yansıtılmadığı için de, çalışanlarla emekliler arasında, emekliler aleyhine büyük uçurumlar yaratılmıştır. Bu farkın belli kesimlerin lehine çevrilebilmesi için, örneğin; general, müsteşar, vali,öğretim üyelikleri gibi özel olarak korunan, kollanan kadroların emekli aylıklarına ek olarak “makam tazminatları” ödenmektedir.

    Örneğin; yüksekokul mezunu olup, birinci derecenin son kademesinden emekli olan bir memur,  emekli ikramiyesi olarak 35 ile 40 bin TL ve emekli maaşı olarak da 1200 ile 1300-TL aralığında bir maaş alır.

    Aynı derecenin aynı kademesinden emekli olan bir orgeneral ise 600 ile 650-bin TL emekli ikramiyesi, 7500 ile 8500-TL aralığında emekli maaşı alır.

    Bu iki örnek, tipik bir “üstünler oligarşisi”ne işaret eder.

    Memur-işçi isteyince gerekçe hazırdır, “devletin kaynakları kısıtlıdır”

    Aslında koskoca bir yalandır, kaynakların kısıtlı olduğu iddiası.

    Sadece iktidar hırsı sonsuzdur ve oluşturulan oligarşik kadrolarla iç sömürü mekanizmasının işletilmesidir, esas olan.

    2012 Türkiye’sinde ise çok az şey değişmiştir.Medeni dünyanın eleştirisinde biraz mesafe aldık söylenebilir. Ancak, esas olarak tümörleşmiş yapıya el atmakta hala ürkek ve çekingen.

    Ülke savunması gerekçe gösterilerek rutin olarak her yıl satın alınan silah alımlarına 6 milyar dolar kaynak ayıran devletin, üstelik de bu alımların kimler tarafından, hangi komisyonlarca pazarlık suretiyle kimlerden nasıl ve hangi yöntemlerle satın alındıklarının ve miatlarının bilinmediği aynı zamanda Sayıştay denetimi dâhil hiçbir devlet denetimine tabi olmadığı halde;buna karşın, taşranın en ücra köşesinde bir devlet kurumunun bin bir güçlükle ve mahrumiyetle hizmet fonksiyonlarını ifa etmeye çalışırken yapmış olduğu harcamaları didik didik etme titizliğini gösterebiliyor ve memur-işçi isteyince de halen-kaynakların kısıtlı olması- gerekçe gösteriliyorsa, bizlere de bir “vatansever” olarak“asil” kanımızın son damlasına kadar sabretmek düşer.

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yorumlar
    Ayşe
    29 Mart 2017 Çarşamba 00:22
    00:22
    Bu sene Kardiyologlar ne kadar maaş alıyor http://personelmemur.com/kardiyolog-maaslari-ne-kadar/ baktım ama doğruluğu ne kadar ?
    217.131.215.102
    TEVFİK YILDIZ
    16 Haziran 2012 Cumartesi 12:02
    Sabır...
    Mrb.hayri bey çok güzel bir konuya değintiniz,memuru bu ülkeye kambur gibi gösderiyorlar memura bukadar zam verirsek devlet batar mandığı,Dediğinize katılıyorum sonuna kadar sabır...! saygılar
    88.248.252.178
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim