• BIST 106.404
  • Altın 146,968
  • Dolar 3,4891
  • Euro 4,1811

    Medya

    03.03.2011 08:50
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

          Medya, hepimizin malumu, bir haberi, bir bildiriyi, bir ilanı ve bir olayı yayma tekniğidir.

          Bu teknik, hem bir ifade yoludur, hem de hiçbir özel durumu olmayan bir grup insanı veya bir halk kütlesini, bir bildiriden, bir olaydan, radyo, televizyon ve basın-yayın organları ile haberdar etme aracıdır.

         Ayrıca toplumbilimcilere göre medya, halk kültürünün yayılmasını ve anlatımını sağlayan etkendir; diye de tarif edilir.

         Genel olarak kamuoyu oluşumunda, baskı gruplarının içinde en etkin olanı yine medyadır şüphesiz.

         Ancak, bu durum medyanın aynı oranda, her zaman faydalı veya zararsız olduğu anlamına gelmez. Bilakis aynı oranda da tehlikeli olabileceği gözden uzak tutulmamalıdır.

         Günümüzde artık medyanın, tarafsızlığını ve sağduyusunu çok tartışmalı hale getirmesi dikkate alınırsa, objektif olmayan ve taraflı medyanın, ülke yönetiminin denetimi adına faydadan çok zarar getirebildiği gerçeğini de göz ardı etmemeliğiz.

        Bir ülkede, iktidar ve muhalefet sürekli medyayı kontrol etmeye çalışacaktır. Ya da iktidarın da, muhalefetin de kontrolünde olan medya grupları olacaktır, olmuştur da. Bunun sonucu da, iktidarın kontrolündeki medya grupları her zaman için iktidarın başarısını yansıtacaktır. Bunun aksı bir durum da aynı oranda zararlı olacaktır. Yani, muhalefetin kontrolünde olan medya grupları da, sürekli olarak ülkeyi bir kaos ve istikrarsızlık ortamındaymış gibi göstermeye çalışacaktır.

        Medyanın bu kadar gücüne ve kitleleri istenen düzeyde etkileyebilme imkanlarına rağmen, yönetimin aksayan yönlerini göstermeleri ve bu acıdan da mükemmel bir denetim aracı olmaları bazen mümkün değildir.

        Güçlü medya gruplarının, hem dünyada hem de ülke çapında genel olarak belli bazı medya patronlarının denetimi ve kontrolünde bulunmaktadır. Bu yüzden bu patronlar, sadece ulaşmamızı istedikleri gerçeklere yer vermekte, bu durum da onların menfaatine olacak bilgileri kapsamaktadır. Hatta bu medya patronları o kadar güçlüdürler ki, bazen dolaylı olarak siyaseti etkileme yerine, doğrudan siyasetin içinde yer almak koşuluyla, bir siyasi parti kurarak, en üst düzeyde siyaseti etkilemeye çalışabilmektedirler.

        Her an ellerinin altında gazete, radyo, televizyon ve internet araçları ile insanları durmadan haber bombardımanına maruz bırakabilmektedirler.

        Böylesine yoğun bir haber yağmuruna maruz kalan bireyler için, bir dereceden sonra haberler anlamlarını kaybetmekte, ancak sadece medya tarafından bilinçli olarak seçilen ve seçiciliği olan haberlere dikkat çekilmektedir.

        Neticede medya, insanların bilgisini çoğaltıp, iyi yönetişime zemin hazırlayacağı yerde, bireyleri “haber körü” haline getirmektedir. Böyle bir duruma gelindiğinde de kitleler, günübirlik eğlence, spor, magazin ve televole programlarını tercih edeceklerdir.

        Bunun sonucu, kaçınılmaz olarak da, bireylerin içindeki dış olaylara karşı ilgisizlik, pasif hale gelme ve saldırganlık duygularını harekete geçirmektedir. İnsanlar artık, günlük-siyasal olaylara karşı daha ilgisiz kalmaktadır. Sonuçta da medyanın, bir denetim faktörü olarak gücü zayıflamakta, hatta yok olmaktadır.

       Günümüzde en etkin ve yaygın  medya organı haline gelen televizyon üzerinde ayrıca durmak gerekir.

       Televizyonun amaçlarından en önemlisi de bir “enformasyon” aracı olarak toplumu bilgilendirmektir. Oysa televizyon, bireyleri bilgilendirme yerine, “dezenformasyon” denilen bir yöntemle, bilgilendirmenin anlamında değişiklik yapmaktadır. Dezenformasyon, yanlış bilgilendirme değildir. Ya nedir?  Yanıltıcı, yersiz, ilgisiz, parçalı ya da yüzeysel enformasyon demektir. Yani, bireyleri bir konu hakkında bilgilendirmekten uzaklaştıran enformasyon demektir.  Buna bir de medyanın olaylara reyting acısından yaklaştığını hesaba katacak olursak, haklı olan bir devlet kurumunun yerine, haksız durumdaki şikayetçinin tarafını tutarak olayı saptırmak suretiyle aktardığını görürüz. Televizyon ile ilgili, Neil Postman’ in “öldüren eğlence” adlı eseri oldukça ilginçtir.

       Bir kamu kuruluşu olan yerel yönetimlerde çalışmış bir kişi olarak, konu ile ilgili örneklerimle, ilgi alanıma giren bu tür örneklemelerle konu daha da anlaşılır hale gelir, umarım.

       Örneğin; Ülkemizde sıkça rastlanan kaçak yapı ve gecekondu olaylarında, medya, haklı olan belediye uygulamasını değil, kaçak inşa edilen evi yıkılan insanın feryadını ya da dramını televizyon aracılığıyla ekrana taşımakta, daha sonra da bu gecekondu bölgelerinde altyapı yetersizliği yüzünden halkın mağdur olduğunu dillendirmektedir.

       Yine benzer olaylardan bir örnek;

       Kent imar planında konut bölgesi yani iskan sahalı değil de, endüstri bölgesi olarak planlanan bir bölgeyi ele alalım. Bu bölgede iskana izin yoktur, sadece endüstriyel alanda fabrikalaşmaya izin verilir. Yapılan fabrikaların etrafına kaçak olarak gecekondu inşa edip bir mahalle oluşturan insanların, buraya elverişli bir altyapı yapılmasını ve “mahallemiz okulsuz, hastanesiz, yolsuz kaldı.” demeye hakları yoktur. Bu olayı da televizyon ekranlarına taşıyıp, mevcut idareyi vatandaşa karşı haksız göstermek ve yönetim aleyhine yayın yapmak, medyayı esas işlevinden uzaklaştırır ve başka mecralara sürükler.

       Hele şu terör olaylarını ekrana taşıma yöntemine bir bakın, Allah aşkına…

       Patlayan bombalar, makineli tüfekler ve tabanca görüntüleri. Savaş uçaklarından ve helikopterlerden atılan bombalar vb. görüntüleri ekrana taşımak, bir olaydan kitleleri haberdar etmek midir?  Yoksa, bir olayı, konunun uzmanlarına ya da akademisyenlerine yerel ve evrensel çaptaki koşulların da dikkate alınmasıyla, siyasi, sosyolojik, iktisadi ve toplumsal yönlerine  hiç değinilmeden, yapılanın, sadece ülkeyi kaosa ve istikrarsızlığa sürüklemekten başka ne olabilir ki.!

       Aslında, bu tür görüntüler, verilmeye çalışılan haberle de uzaktan yakından ilgisi yoktur. Belki de bir askeri tatbikattan çekilen görüntüleri, verilmek istenen habere monte etmekten başka bir şey değildir.

       Oysa ki medya. Bir çok yönetsel konuda yeterli bilgi ve donanıma sahip değildir ve sahip olması da beklenemez. Ama maalesef yeterli bilgisi olmadığı bu gibi yönetsel konularda, fikir yürütmekten de geri kalmaz. Bu gibi durumlarda yapılacak tek şey, tarafsız ve objektif bir medya organı olarak konu ile ilgili bir uzmanın ya da uzmanların görüşü ekrana taşınmalı ve halk aydınlatılmalıdır.

       Şu anda ülkemizde gündemi meşgul eden ve bazı medya çalışanlarının, basın özgürlüğünü bahane edip, kendi uğraş alanları dışında bazı yasa dışı faaliyetlerde bulunduklarından dolayı haklarında başlatılan yasal işlemleri haksız gösterme çabaları, bu duruma güzel bir örnek teşkil etmektedir.

       Tersi durumlar da mevcuttur elbette. Örneğin, otoriter rejimlerde, kamuoyunu çeşitli baskılarla,  denetimleri altında tutarak oluştukları yönetimin, aksayan yönlerini görüp denetlemekten ziyade, yönetimin haksızlıklarını meşrulaştırmaya çalışan medya gruplarına da rastlamaktayız.

       Bunun yanında, büyük ve güçlü işadamları dernekleri, işçi sendikaları gibi organizasyonlar, medyanın gücünü kullanarak kamuoyunu kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirebilmektedirler.

       Buna en güzel örnek, dünyadaki en büyük cevre örgütü olan “Greenpeace” in, çevreyi koruma adına ne derecede güvenilir oluşu tartışılmaktadır. Çünkü, bu çevre örgütünün, devletleri, eski fabrikalarda kullanılan makineler ve teknolojiler yerine, çevre dostu teknolojileri kullanmaya zorlamaktadır. Oysa üretim tarzını bu yeni teknolojiye dönüştürmek, son derece pahalı bir iştir ve bu yeni çevre dostu teknoloji gelişmiş batı ülkelerinden pazarlanmaktadır. Yani, gelişmiş batı ülkeleri, ilk önce çevreye zarar veren teknolojiyi üçüncü dünya ülkelerine satarak elindeki eskilerden kurtulmakta, daha sonra da aynı işi yapan ama daha pahalı çevre dostu makineleri üreterek bunları gelişmekte olan ülkelerde kullanmaya zorlayarak pazardaki talebi çanlı tutmaktadır.

      Greenpeace’e  sponsor olan şirketlerin başında “ Coca-cola ve”General Motors”gibi çevreye en çok zarar veren uluslar arası şirketlerin bulunması bir rastlantı değildir.

      Bu yanlış bilinçlendirmenin arkasında, yine medyanın rolü büyüktür.

      Kısacası, medya, özellikle gazete ve televizyon aracılığıyla haberin hangi biçimde sunulmasının gerekli olduğunu belirleme gücüne sahip ve bizlerin buna nasıl tepki göstereceğimizi de kendisi belirlemektedir.

      Medyanın bütün bu yanlış bilinçlendirmelerine karşı kamuoyu çoğu kez savunmasız kalmakta ve medyanın etki alanından kurtulamamaktadır.

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim