• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019

    Mağduriyet Psikolojisi ve ‘’Ayasofya’’

    13.07.2013 17:23
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

             Mübarek  ‘’Ramazan Ayı’’na, evime yakın  yüz metre doğusunda  yer  alan ‘’Ayasofya’’nın camiye çevrilmesi  ile ilgili bir yazıyla başlamak istedim, her türlü eleştirilere açık ve nezir olarak.

                                                                                 ***

            Yaklaşık 750 yıl önce inşa edilmiş ve Bizans Kiliselerinin en güzel  örneği kabul edilen, kapalı kollu haç planlı bir kubbeye sahip, üstün işçiği ve mimarisiyle, bölgede  250 yılı aşkın bir süre hüküm süren ‘’Kommenos Hanedanı’’nın sembolü olan  ‘’Tek Başlı Kartal’’ motifiyle, kubbesinde ana tasvir  ‘’İsa’’ ve onun tanrısal yönünü aksettiren değişik kompozisyonlar yer alan görkemli bir sanat eseri  ‘’Ayasofya’’

                                                                                 ***

            Müslümanların yönetiminde tarih boyunca  gayri müslimler hür olarak yaşamışlar diye yorum yapar tarihçiler ve Hz.Ömer’in Kudüs’te ‘’kilisede’’ namaz kılmak istemesi gözönüne alınırsa, Ayasofya’nın kiliseden müzeye, şimdi de camiye dönüştürülmesi,  ‘’din ve vicdan hürriyeti’’  ile nasıl uzlaşır  ya da hangi dini hükümlere dayanılarak  bu değişiklik yapılmıştır?

             Sorusuna  yanıt genellikle şu şekilde verilir:

                                                                                 ***

             İslam Devletler Hukuku’nun hükümlerine  göre barış ya da karşılıklı mutabakat yoluyla fethedilen ülkelerde mevcut olan ehl-i kitaba ait ‘’ma’bet’’lere asla dokunulmaz;  ancak yenilerinin de yapılmasına, inşasına izin verilmez.  Eskiye ait varolanlar tamir edilebilir.

             Savaş yoluyla kazanılan veya fethedilen topraklarda ise, durum tam tersidir.  İslam hükümdarı isterse, başka dinlere ait bütün ma’betleri  yok eder  ve gayri müslimleri de sürgün edebilir.

             Trabzon da savaş yoluyla fethedilmiştir.

             O halde Ayasofya’nın ve benzeri kiliselerin camiye çevrilişinin meşruiyeti  bu şekilde ifade edilir.

                                                                                 ***

             Buna karşın karşı tezler ise, ister barışla ister  savaşla olsun, elde edilen yerlerde bulunan ibadethanelerin yapılış amacı dışında kullanılmaları etik değildir.

             Kilise kilise olarak, cami de cami olarak kalmalı.

             Ta ki; ‘’ibadet edecek cemaat kalmayıncaya kadar’’

              Sonrasında bu bina, ma’bet her neyse, devlet tarafından kamulaştırılıp kilise ise parası başka yerlerdeki  ‘’kilise vakıfları’’na, cami ise  ‘’müslüman vakıfları’’na  ödenerek yerine  ibadethane dışında farklı amaçlar için kullanılabilecek alanlar, örneğin;  park-bahçe, çocuk oyun  ve eğlence alanları gibi kamunun faydalanabileceği alanlar oluşturulmalı.

             Bina da ‘’müze’’ olarak kalmalı.

                                                                                 ***

             Ancak, ‘’Din ve Vicdan Hürriyeti’’ acısından birincisine göre daha kabul gören ikinci önermeye karşın, uygulamada birincisinin ağırlık kazandığı gözlemlenmektedir .

             Örneğin İsrail’in yedinci büyük kenti olan ve bu gün nüfusu 200 bine ulaşan, ağırlıklı olarak Rusya ve Etiyopya’dan göç ettirilerek İsrail’e getirilen Yahudilerin yerleştirildiği  Osmanlı dönemine ait ‘’Beersheva (Osmanlı’daki adı Birrüsebi)’’  şehrindeki  ‘’Beersheva Camii’’  önce hapishaneye, daha sonra da müzeye çevrildiğini  ve yaz aylarında klasik müzik konserlerinin verildiği caminin avlusunda,  geçen yıl Eylül ayında  ‘’şarap festivali’’nin düzenleneceği açıklanmıştı.

                                                                                 ***

             İsrail Millet Meclsi ‘’Knesset’’in Arap Üyesi Talep Es-Sania;  ‘’Caminin  onuru, müslümanların onurudur; müslümanların onurunun çiğnenmesine izin vermeyeceğiz’’ şeklinde tepki göstermiş ve camide şarap festivalinin ‘’kışkırtma’’  amacıyla düzenlendiğini haklı olarak dile getirmişti.

             Doğrudur, İsrail her zaman kendisinin bir ‘’apart-heid devlet’’(kendinde daima güç kullanma hakkı ve yetkisini  gören ‘ayrılıkçı’ devlet) olma ‘’stratejisini’’ benimsemiş  ve  bu  yöntemi  devlet politikası olarak daima muhavaza etmiştir.

            Ve İsrail’in, toplumun bazı kesimleri için kışkırtıcı filllerde bulunması ise  bilinen bir gerçektir.

            Normalde İsrail Hükümetinin , ‘’eğer müslüman cemaat varsa’’ müze olan ve  Osmanlı döneminde cami olarak kullanılan bu mekanı  camiye dönüştürüp, müslümanların hizmetine sunması gerekirdi. 

            Olaya haklı olarak tepki gösteren Ak Parti’den  Bekir Bozbağ;  ‘’Tabi bir ma’betin bahçesinde şarap festivalinin düzenlenecek olması hem İslam’a, hem de Müslümanlara açık bir saygısızlıktır, provokasyondur’’ şeklinde bir  beyanda bulunmuştu.

             Ve Ak Parti, ‘’mağdur olma/edilme psikolojisini’’  yer  yer  haklı olarak kullanmış, bu ve buna benzer  tepkilerle  ve  ‘’one münite’’ çıkışlarıyla kitlelerden yoğun bir şekilde destek  görmüştür.  

                                                                                 ***

             İster  toplum, ister kişi gözünde olsun, ‘’haksızlığa uğramış kimse’’ mağdurdur.

             Mağdur olan kişi yeri geldiğinde ya da fırsatını bulduğunda ‘’benlik savunmalarını’’ kullanır.

     

             Ancak, bu savunmalar, bir ‘’cezalandırma’’ olarak değerlendirildiğinde ya da uygulandığında, bu eylem, taraflar değiştiğinde de özelliğini koruyabilmektedir.

     

             Çünkü o yeni yapılan eylem, içinde bulunulan ya da içine düşülen, care olarak düşünülen, hapsadilen  hale  veyahut  olup  bitene  bir  başkaldırıdır da aynı zamanda.

                                                                                 ***

             Bu savunma hali süreklilik kazandığında ise ‘’mağdur olma psikolojisini’’  tehlikeli bir hale sokar.

             Bu psikolojinin ilk adımı  ‘’kendine acıma’’,  ikinci adımı; içinde bulunduğun durum için ‘’karşı tarafı suçlama’’, üçüncü adımı ise; bunu önlemek için ‘’harekete geçme’’ olarak  yansır.

                                                                                 ***

             Mağduriyet  psikolojisi  Dostoyeski’nin tespitlerinden hareketle, ‘’meydan okumayla incinmişliğin, öfkeyle korkunun, aynı anda mayalandığı bir  ‘yeraltı’’  olarak takdim edilir.

             Dostoyevski, bu ‘’yeraltı’’ sayesinde toplumu oluşturan bu  ‘’sahte erdemlere’’  yönelik yıkıcı eleştiriyle bu değerleri değiştiremiyor olmanın yol açtığı tıkanma duygusunu  aynı anda ele alır.

                                                                                 ***

             Bütün bunlar, mağdurun, bazen neden eziklik ve ıstırap diline kilitlendiğini, bu gün bastırılmış olanın yarın hangi içeriklerle geri dönebileceğini, bu gün aşağılanmış olanın yarın nasıl kendinde başkalarını aşağılayacak enerjiyi bulduğunu, nihayet mazlumluğun bazen neden baskıcı iktidar taleplerinin ‘’temel harcına’’ dönüştüğünü anlamayı sağlar.

                                                                                 ***

             Türkiye’de, hele de Ak Parti dönemlerinde, eski kiliseler  restore edilip, ibadete veyahut amacına-yapılışına uygun kullanıma açılıyor diye haklı bir sevinç ya da olumlu bir tepki var.

              Ancak karşılığında şu şüpheci yaklaşım doğuyor, ister istemez;

              ‘’Biz sizin bir çok kiliseyi restore edip, açtırdık. (Örneğin; Sümela Manastırı, yılda bir kez de olsa ayinlere açılması gibi)  Karşılığında da ‘Ayasofya’larınızı’  cami yapacağız’’ demek gibi bir şey…

                                                                                 ***

              Olaki Hristiyan Aleminden; ‘’Müslüman kardeşlerimizin, bu mahalde ibadetlerini yapamayacak camileri yoksa, bir hristiyan olarak onlara yeni bir cami inşa etmek için her türlü yardımı yapmaya hazırız’’  şeklinde bir öneri gelirse daha mı rahat edeceğiz?

             Sonra, yukarıdaki örnekte olduğu gibi;  ‘‘Nasıl ki siz,  İslam Hukuku  anlayışınıza göre, kiliseyi camiye dönüştürüp,  içinde kendi ibadet eyleminizi  meşru görüyorsanız, bizim de camiden müzeye dönüştürdüğümüz mekanda  ‘şarap festivali’ düzenlemek, kendi hukuk ve ibadet anlayışımıza göre de meşrudur’’ denildiyse, bu eylemi meşru kabul etmek zorunda mı olmalıyız?

             Bize göre aynı şey değilse eğer, karşı taraf için de ‘’aynı şey’’ geçerli olmuyor mu?

                                                                                 ***

             Erken dönem Hristiyan otoritenin ‘’pagan-doğa dinleri’’ tapınaklarını  hristiyanlaştırdığını ya da Osmanlı döneminden kalma dünyanın başka ülkelerdeki camileri kiliseye çevrilmelerini  yanlış buluyorsak, tersi uygulamaların meşruiyetini  tartışılmaz, ya da mutlak tasvip görmeli mi kabul etmeliyiz ?

                                                                                  

     

                                                                               ***

              Bu gibi mekanlar kendilerine has öz varlıklarını yansıtan ‘’ruh’’uyla  inşa edilmişlerdir.

              Mekan ruhunu öldürüp, onların bozulmasına, başka bir şeye dönüştürülmesine, tahrip edilmesine, bazı bölüm ve parçalarının gizlenmesine veyahut saklanmasına  neden olan ‘’bilinçi-zihniyeti’’  biz sorgulamazsak, ille de başkaları mı sorgulasın istiyoruz?

     

              En hazini ise, bir  vali  veyahut  belediye başkanı, bir müzeyi  ya da kiliseyi camiye çevirsin..!

              Kendi kendine düzenlemiş olduğu  bir  ‘’tapu’’ya istinaden.

              Olacak şey mi?

     

              Kültür Müdürü’nün hazin durumu ise, politik makamların koskoca bir ‘’hiç’’ olduğunu, insanı da bir ‘’hiç’’e  nasıl çevirdiğini,  ‘’beylik tahtların’’ sallanmaması için ‘’istifa’’ müessesesi  nasıl  rafa kaldırıldığını görmüş olduk, bir kez daha böylelikle.

                                                                               ***

              Uygarlık Tarihi’nin ortak kültür mirasları olan bu yerler, tüm insanlığın rahatça gezip, görüp ziyaret edebileceği  mekanlar olarak tasarlanmalı.

              ‘’Medeniyetler Buluşması’’ olarak adı konan olgunun bir parçası da bu olsa gerek.

                                                                               ***

              Konu ile ilgili ‘’Medya Trabzon’’un  son başlığı ise şöyleydi;  ‘’Ayasofya’da kılınan Ramazan Ayı’nın ilk cuma namazına fazla ilgi olmaması dikkatleri çekti’’ şeklindeydi.

              Belki de bir ‘’Müslüman’’ olarak, başka bir dine mensup bir ‘’ma’bet’’te rahat  bir psikolojiyle ‘’kendi ibadetini’’ yapma çekingenliği miydi, bu ilgiyi azaltan?

              Ya da dışa yansımayan ‘’ne gereği vardı, o güzelim  camilerimiz varken?’’ şeklinde içgüdüsel bir tepki miydi?

              Belki de…

                                                                               ***

              Evet,  insan zıtlıkları bünyesinde barındıran ya da zıt özellikler taşıyan bir varlıktır.

              Onu zıtlardan birini seçmeye zorlayan, içinde bulunduğu ortam ve şartlardır.

              Bu şartları değerlendirme biçimi  ise, ‘’kendi seçimi’’ olur.

                                                                               ***

              Ancak bu seçim, her türlü ‘’tutku’’lardan arınmış  ‘’aklı’’ ölçü almalı.

              ‘’Hukuk’’ ise, Aristo’nun deyimiyle; ‘’Tutkulardan arınmış mantıktır.’’

              Hukukçu dostlar nasıl yorumlar?

              Ancak  bendeniz için  ‘’mükemmel’’  bir tanım.

                                                                               ***

              Nihayetinde Ayasofya, kilise ya da müze oarak korunsa da camiye çevrilse de,  ne kıyamet kopar, ne de kıyamet kazanılır.

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yorumlar
    Sofistike Gurbetçi
    16 Temmuz 2013 Salı 11:34
    Ayasofya
    Konu ile ilgili yazılan en gerçekçi ve mantıklı yazı. Ancak (kaka) tipi ne idüğü belirsiz yorumcuların, gerçekleri (tu kaka) yapmaya ve kirletmeye bir hakları yoktur. Gerçekleri yazmaya devam sayı yazar. Tebrikler...
    188.119.5.207
    dom dom
    15 Temmuz 2013 Pazartesi 17:38
    farketmek
    Ayasofya yıllardır orda duruyor bu haliyle yada eski haliyle Trabzonluların cokta farketmediği bir yapıydı. Sanırım yazarın son cümlesi herşeyi açıklıyor. o yüzden işi gücü olmayan insanların bunu kendine dert etmesine hiç gerek yok. Tespitleriniz için tebrikler sayın yazar..
    193.110.85.45
    kaka
    13 Temmuz 2013 Cumartesi 23:51
    23:51
    yorumumu yayınlamayan bu yalanlara ordakdır
    78.163.112.249
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim