• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209

    'Kurban Olam!'

    23.09.2015 11:18
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

    Evet, nasip oldu bir kurban bayramı daha yaşıyoruz; hiç şüphesiz “şükürler olsun” her ne şartlar altında yaşanıyorsa.

    Dini bayramların özelliği, birleştirici etkileri herhangi bir ırka ya da ulusa dayanmadıklarıdır.

    Evrensel ve dinamik özellikleri itibarıyla tüm insanlığa hitap ederler.  
    Örneğin; ramazan ve kurban bayramları Hicret’in ikinci yılından itibaren kutlanmaya başlanmış ve bu inanç kültürü yaklaşık bin beş yüz yıldır devam edegelmektedir.
    ***          
    Hele “eski bayramlar” diye tabir edilen ve hemen hemen hepimizce özlenen köy-kasaba kırsalında kutlanan bayramlar, kesilen kurbanlar. Bir başka olur bayram sabahları buralarda, özellikle kent gürültüsünün yerini klasik köy ritüelleri alır. Tarif edilemeyecek bir huşu dumanı sarar zamanı ve mekânı.

    Ayrı bir zarafet, nezaket ve asalet taşıyordu o günkü bayramlar; kültür birikimleriyle ve tarihsel donanımlarıyla…

    Ve nükte üretme estetiği de bu kültür dünyasını evrenselleştiren uzantılardan sadece biriydi.
    ***

    Osmanlı’nın son dönemlerinde yaşamış bir hanımefendi Leyla Hanım, 1886 Diyarbakır doğumluydu ve 1970’de yine burada öldü. Şair ve aynı zamanda roman yazarı olan Leyla Hanım, bir kurban bayramında, bir devlet memuru olan bir Osmanlı beyefendisiyle karşılaştı.

    İkisi de bayramını kutladı birbirinin.

    Leyla Hanım: “Ben de kurbanlık almaya gidiyorum

    Osmanlı beyefendisi dilini tutamamıştı:

    Ben de size kurban olayım” dedi.

    Eh, bir şair olan Leyla Hanım da dilini tutamamıştı:

    Ben boynuzlu istemiyorum.”

    ***

    Ne o nükteler kaldı artık, ne o ritüeller, ne de o entelektüeller…

    Her bayramı bir arada "bayram gibi" kutlayan o koca aileler, görüntülü telefonlarla, ya da internet ortamında bayramlaşıyor kaç zamandır.

    "Modernleştikçe" o birikim ve donanımdan uzaklaştık, çokları gibi biz de...

    Tek sobanın etrafına çoluk çocuk hep birlikte kümelenip sohbet etmeler bitti.

    Kaloriferle ısı odalara yayılınca, sohbetlerin keyfi de dağılıp gitti.

    Yer sofrasından masaya terfi edilince de tadı kaçtı yemeklerin...

    ***

    Bir de “büyüdük” galiba, çoğumuzun düşündüğü gibi…

    Ne eski bayramların tadı kaldı. Ne de büyük bir heyecanla doldurduğumuz şeker torbaları…

    Ve ne de, neredeyse kazanca ve et yemeye koşullanan kurban kesmeler.

    Ne yeni alınan ayakkabının heyecanı, ne de o ailece yapılan kahvaltılar…

    Artık bayramlar o kadar da süslü değil çoğunun gözünde. Bir hafta önceden içimizi kaplayan heyecan bayramın büyüsünden değil de, işe gitmeyecek, sabahları biraz daha uyuyabilecek olmanın verdiği rahatlıktan veyahut da bir tatil beldesine “kaçmaktan” kaynaklanıyor.

    Seneler geçtikçe de anlamı yitiriyor bayramlar, birçok şeyin anlamını yitirdiği gibi…

    ***

    Hal böyle olunca, dini bayramların toplumsal izdüşümleri üzerindeki tartışmalar, geleneksellikle modernite arasındaki biçim farkına ve bu farkın yeniden ürettiği insan ilişkilerinin tek bir boyutuna odaklanmaktan kurtulamıyor.
    Hâlbuki günümüz bayramlarının özellikle büyük kent boyutunda ortaya koyduğu sosyo-politik görüntünün ana hatları, yalnızca eş dost ziyaretlerindeki azalmayla geçiştirilemeyecek bir toplumsal gerçekliğe ve kent sosyolojisine dair ipuçları vermektedir.

    ***

    İşte tüm bu süreçlerin ortaya çıkardığı entegrasyon zorluklarının en yakından gözlemlendiği takvim ise bayram günleridir.

    ***
    Tabii tüm bu olumsuz faktörleri gölgede bırakacak ve bayramlarımızı amaçlarına uygun ilahi bir ziyafet yönüyle bir festival havasında kutlanamamasına yol açan bir diğer önemli faktör ise, yıllardır süren terör ve iç savaş provakasyonlarının neden olduğu kan ve gözyaşlarıdır.

    Koskoca bir yüzyılı acı bir fiyaskoyla bitirdik, yeni bir yüzyıla; 21.yüzyıla yeni umutlarla başlar gibi olduk.

    Ancak, yine hüsran, yine yaşanan onca yıkımlar ve acı dramlar…

    İnsanlık adına işlenen cinayetler, katliamlar…

    Sömürü stratejilerin yol açtığı yıkımlar, acılar, gözyaşları ve göçler…

    Evlerinden, yurtlarından, sevdiklerinden ayrılanlar, ayrı kalanlar…

    Yoksulların kanı üzerinden şekillenmeye başlanan bir dünya…

    Ve sonunda insanlığın sürüklendiği “ahlaksal çöküntü…

    ***

    Ne denir bir bayram gününde, tüm bu yaşananlara?

    Aslında söylenecek bir şey kalmadı, belki de “iyi bayramlar” da dâhil.

    Vatanı uğruna ölen şehitlerimizin, sağ kalan ve kendilerinden sonra nöbeti devralan arkadaşlarına, bu kutsal günlerimizi dahi bizlere zeh’r edenler için seslendikleri şu mısralar dışında:

     

    Vatan bir köşedir, bize cennetten

    Temelini ördük, etle kemikten

    Ebediyete giderken, kutsal nöbetten

    Bizi vuranları, “VUR KURBAN OLAM

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim