• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021

    Kongre’de “Son Tango”

    06.05.2013 16:21
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

     

    Getirisi yüksek olduğu için küresel bir sektöre dönüşen futbolda, “büyük balık küçük balığı yutar” sözü pek geçerli olmayıp,  “küçük hızlı balık, büyük hantal balığı yutar” pratiğine dönüşmüş durumda.

    Bu itibarla klasik Türk Futbolunun en temel zaafı,  Benfica-Fenerbahce maçında da görüldüğü gibi, tempo-ritim bozukluğu ile ürkek ve titrek oyuncu yapısının ürünü olan “kaotik futbol anlayışı” ile“küresel çapta yönetim organizasyonlarının kurulamayışındadır.”

    Her ne kadar sahaya sürülen futbolcuların dörtte üçü, dış dünya futbol piyasasından astronomik bedeller ödeyerek transfer edilse bile.

    Dünya futbol devi İspanya’nın “El Clasico” diye tabir edilen iki takımını sahadan silen “Alman Futbol Otoritesi”  belki de yıllardır uğraş veriyor, rakibin hangi sistem üzerine oturttuğu  “stratejileri”nin şifrelerini çözmeye.

                                                                              ***

    Futbolun dinamik yapısı (tüm diğer yapılarda olduğu gibi),  kurnazlığa eğilimli bir pratik zekâyla oluşturulmuş“yapay bilince”ve buna dayalı bir oyun anlayışına paye vermiyor artık.

    Çünkü kurnazlık ile zekâ, birbirlerini bütünleyen/tamamlayan sistematikler değildir.

    “Başarma”nın en garantili ve kestirme yolu yoktur.

    Başarının en garantili yolu, rakibin kazanmak için belirlediği “tüm stratejilerini” keşfedip onları tüketmekten geçer.

                                                                             ***

    Biz de ise, bu uğurda çözüm adına “yönetime” ve “sahaya”sürülen yöntemlerde ne varsa, çözüm veya çözümün bir parçası olacakken, sorun ve sorunların bir parçası oluyor maalesef.

    İçinde bu kadar “kirli ve puslu” havanın bulunduğu ve büyük bir rant sarmalının içinde dönen bu “futbol topu”nun, oynanan kirli oyunlardan etkilenmemesi mümkün mü?

    Anlaşılmıştır ki;  şike kriziyle bazı “kara kutular” tam da açılmamışsa da, dar planda bir şike soruşturmasından ziyade, “bir suç örgütünün uzantıları” niteliği taşıyor olması gözlerden kaçmamıştır.

                                                                            ***

    Birbirinden bağımsız gibi görünen bu tür oluşumlara, bir bütünün parçaları/ögeleri perspektifinden bir arada bakmak pek alışageldiğimiz bir yöntem olamadı bir türlü.

    Bunun sonucunda da “başarı” bekleyen taraftar ya da kitlede, doğal olarak bazı zorlamaların ve tepkilerin oluştuğunu gözlemlemekteyiz.

    Bir kere “temiz futbol” ve “temiz futbol takımı” tutmak isteyenler ile “başarı ve şampiyonluklar” bekleyenler için asıl mücadele bundan sonra başlıyor. 

    Ancak önümüzdeki kongre, bir fırsata dönüştürülebilirse şayet.

    Ama öncelikle kulüp yapısının, varsa “kirli hava ve atık”lardan tümüyle arındırılması için ve bu konuda “görev ve sorumlulukları” olan taraftar kitlesinin büyük destek ve itici gücüyle bu fırsat değerlendirilebilir ancak.

    Yoksa bir sihirbazın şapkasından tavşan çıkartır misali, bavullar dolusu paralarla birisi/birileri gelsin, o bavulların içinden de şampiyonluklar çıksın “ütopyası”, her örgüt yapısında olduğu gibi futbolda da, “el,ayak, beyinve örgüt diyalektiği”yle örtüşmez hiçbir zaman.

                                                                            ***

    Başlama vuruşu olarak ilk yapılacak operasyon,  kulüp yönetici ve sorumlularının “çantacı” diye nitelendirilen, kim ve ne oldukları belli olmayan, sosyal ilişkileri güçlü ve bir ayağı siyasi kulvarda, bir ayağı mafya dünyasında “transfer bitirici” imtiyazlı ve muteber(!) kişilerden bu kulüp temizlenmeli;

    Çok ama çok hayati önem taşır; “parasal hareketlerin ya da akışının şeffaflandırılması” sağlanmalı ve mali yapının taraftar adına, “BAĞIMSIZ DENETÇİLER” tarafından yapılmasına olanak verilmeli;

    İşin kolayına kaçan, kural tanımayan, yaptıkları yanlarına kar kalmış, parasına ve varlığına güvenip kulüp yönetimine talip olan ve kişisel tatmin için camianın saygınlığını ve taraftarın duygularını sömüren kişiler, kurumlar, örgütler, çeteler dışlanmalı;

    Şehrimizde meslekleri ve uğraşları gereği yerel ve evrensel çapta hiçbir vizyonu olmayan, konuya uzak belli isimlerin etrafında dönüp duran ve işlevselliklerini yavaş yavaş yitiren idari-yönetsel kadro derhal tasfiye edilmeli;

                                                                              ***

    Nalburcudan, kalburcudan, mobilyacıdan, 3.sınıf inşaat sektörü elemanlarından, 5.sınıf otel işletmecilerinden, akaryakıt istasyonu ve oto galeri sahiplerinden, yarı mafya-yarı omuzu düşük parlak ceketli kabadayılardan, bırakın birkaç yabancı dil bilmeyi,  kendi anadillerini dahi verimli bir şekilde kullanma becerisinden yoksun, mesleği ayrı,  yaptığı iş ayrı olan kadrolardan “yönetim kurulu” oluşturacaksın ve şampiyon olacaksın ve de dünya futbol devleriyle yarışacaksın!

    “Kör gözüm parmağına…”

                                                                                  ***

    Üstelik bu kadroyu, dünya futbol arenasında, “futbolcu transferi” ile görevlendireceksin.

    Ve sonuçta, Zimbabwe, Zambiaya daYeni Zelanda gibi ülkelerden 3.sınıf, Brezilya’dan 5.sınıf futbolcuları “astronomik bedeller”ödeyerek ithal edecek ve bir sezon boyunca iki-üç maç hariç saha kenarında ya da yedekte bekleteceksin, ondan sonra da “herhangi bir suiistimal” veyahut “görevi kötüye kullanma” yoktur diyeceksin!

    “Yok, böyle bir dans…”

                                             ***

    Ancak belirtmeliyim ki, kişileri “hakir görme” gibi bir mantık söz konusu olamaz.

    Şahsım için “insani değerler” acısından bir çoban da aynıdır, bir cumhurbaşkanı da.

    Sorun, “işi ehline teslim etme” sorunudur.

                                                                           ***

    Sonucunun başkaları tarafından belirlenmeyen, bileğinin hakkıyla kazanılan ve zevkle izleyebileceğimiz futbolun bir bedeli vardır. 

    Bu bedel ise, şüphesiz “ileri sosyal organizasyonlar” kurmaktan geçer.

    Bu da demektir ki, etkin, verimli, hızlı, şeffaf, futbolun asıl unsurlarını işleten, “futbol dışı yaşamsal etkinliklere”  zaman ve mekantanımayan, yani politik güç istenci, kişisel menfaat sağlama gibi futbol dışı oluşumlara izin vermeyen, veyahut hayatlarını idame ettirmek gibi bir başka türden “efor” gerektiren tehdit ve tehlikelerin söz konusu olmadığı idari/yönetsel bir yapının, yani profesyonel bir  “KULÜP YÖNETİMİ”nin oluşturulması için kısa vadede yani önümüzdeki kongrede yapılacak tek şey;

    Gerek idari /yönetsel ve teknik yapının, gerek oyuncu kadrosunun sınırlı ve sorumlu oldukları özgürlük alanlarının “içe dönük-enformel” kurgulamalarla daha da daraltılmaması, tüm yapının “tek odakta/başarılı olmada” konsantrasyonun sağlanması ve bu uğurda “işlevsel bir örgüt” yani “profesyonel bir kulüp yapısı”nın kurulmasıdır.

    Eğer şimdiye dek bu tür “işlevsel bir örgüt” kurulamadıysa ve “geleneksel yönetim anlayışı” sorgulanamamışsa, başarısızlıkları açığa vuran hastalık semptomlarını kavrayabilir, akabinde de tedavinin ne olacağını belirleme şansına nasıl sahip olacağız?

                                               ***

    Tıp’ta kanser tedavisinde artık “kemoterapi” kullanılmıyor.

    “Akıllı Moleküller” ile tedavi yapılmaya başlandı.

    İddialı başkan adaylarından Muharrem Usta, “teşhis belli, tedavi reçetem de hazır.” Diyor.

    Ancak, “bozulmanın” neden ve niçin oluştuğu, “yeniden yapılanmanın” nasıl dizayn edileceği ile ilgili, yani teşhisinin “ne olduğu” ve reçetesinde “nelerin” yazıldığını bilmiyoruz.

    Neden Borussia Dortmund takımı gibi bir takım olmamız gerektiğini biliyoruz da, bunun nasıl ve ne şekilde olacağını, iddia sahiplerinin kamuoyuna açıklaması gerekmez mi?

    Hemen hemen tüm adaylar, aynı türde açıklamalar yapmakta ve gidişatın pek de eskisinden farklı olmayacağı anlaşılmaktadır.

    Yani, ne reçetenin içeriği belli, ne de “akıllı moleküller.”

     

                                             ***

    Bilinen bir gerçeğin altını tekrar çizmekte fayda var.

    Trabzonspor’un başarı kronolojisine bakıldığında, kendi “tarihsel kökenleri”  bakımından en elle tutulur öneme sahip bulgu, “kendi üretim güçlerinin” sürekli gelişimi ile ilgili dinamik yapısını görürüz.

    Bu da, özü itibarı ile Trabzonspor’un bir alt yapı takımı oluşudur.

    Bu itibarla orta ve uzun vadede sonuca gitme ve mevcut altyapıdan verim alınabilmesi amacıyla kurulan“Trabzonspor Futbol Akademisi”nden yeterince faydalanıldığı söylenemez.

    Nedenleri araştırılmalı ve işlevine uygun yeniden yapılandırılmalı, adına da “Şenol Güneş Futbol Akademisi” konmalı.

    Neden olmasın?

    Tanju Çolak adına futbol akademisi kuruyor da, Şenol Güneş’e yakışmıyor mu, yoksa?

    Böylelikle, ülkesine ilk kez “dünya üçüncülüğünü” kazandıran ve “bilen aklıyla” futbolda yine ilk kez “reformcu” bir çizgiyi, anlayışı başlatan, başkalarının on bir futbolcu ile başaramadığını, iki futbolcu ile başaran ve şehrine şampiyonluğu (verilmese bile) kazandıran İNSAN’ı da “onurlandırmış” oluruz.

                                                                           ***

    Yeri gelmişken belirteyim, şu verilmeyen kupanın alınma  “inadından”da vazgeçilmeli kanaatindeyim.

    Verilmesi için fazlasıyla beklenildi.

    Yeterince mücadelesi verildi mi?

    Sorgulanabilir…

    Ancak, bekleme sabrının da bir “erdem” haline getirilmesinin sınırına kadar beklenmeli.

    Bu zaman sınırı aşıldığında, verilse bile kupanın, o kirli ellerden“ALINMAMASI BİR ERDEMDİR” kanımca.

    Yani, “beyinsel bir gurur” meselesi…

     

                                                  ***

    Toparlarsak;

     İşlevselliğini yitiren geleneksel idari yapı yerine,  yeni kongre ile oluşturulacak yeni YÖNETİM;

     

    Bilgi, beceri ve mesleki formasyonlarının yanında, kendi anadilleri hariç en az üç dil bilen, vizyon sahibi, dünyayı tanıyan, aklı ölçü alan verimli politikalar üretecek ve uygulayabilecek, iktisadi yönden kulübün mevcut kaynakları ile ilgili fayda/maliyet analizleri yapabilen ve yeni bir dünya kulübü yaratacak bir kadroya teslim edilmeli.”

                                                                            ***

    Eğer bu başarılamayacaksa bu defter artık kapanmalı ve şu son yıllarda olduğu gibi, küme düşmeme uğraşı veren ya da ilk dörde girip UEFA”nın nimetlerinden “nemalanma”  kurnazlığı ile oyalanan, sıradan bir“amatör kulüp”  zihniyetiyle idare edilen, kimisini “ihya”, kimilerini ise “imha”  eden bir yönetim anlayışıyla yoluna devam eder.

    Millet de işine gücüne bakar ve yaşam aktivitelerinden biri olan sporu,  neden bir “tercih” değil de, diğer yaşam alanlarını geride bırakan bir “tutku”ya dönüştürdüğü bilincine varır.

    Varır da, bu yoğun“sürekli başarı ve şampiyonluk baskısı”ndan ve yapay“metaforlardan” oluşturulan bağımlılıklarından kurtulur.

                                                                           ***

    “Zengin Kulüp Başkanı” arama saplantısından bahsetmiyorum bile.

    Çünkü Tanrı insanları yaratır, insanlar da parayı.

    “Sorun, çözüm üretemeyen ALT DÜZEY KADRO sorunudur.”

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yorumlar
    sofistik gurbetci
    08 Mayıs 2013 Çarşamba 15:40
    profesyonellik
    Doğrusu bu anlatılanlar doğru olması gerekenler. Türkiyede istanbul takımları dahil böyle bir yapılanma yok. Bırankın spor kulüplerini siyasi partilerdebile yok. Ama yine bu yapılanmaya başlanılacak en uygun yer Trabzondur. Kendi iç dinamiklerini kullanabilen ve bunu enerjiye paraya veya sonuça dönüştürebilen ender yerlden bir. yapılırsa çok güzel olur..
    193.110.85.45
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim