• BIST 106.991
  • Altın 151,481
  • Dolar 3,6762
  • Euro 4,3196

    Koalisyon Öbeği, Gavur Rahime’nin Göbeği

    03.07.2015 15:55
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

    Önce pek anlayamadığımız, algılamada güçlük çektiğimiz, bir nevi yabancısı olduğumuz iki kavram üzerine bir analiz yapalım istedik. Çünkü konuya paldır küldür girmenin, yapılan analizin anlaşılmazlık riskini artırıyor. Özellikle de “bağımlı kişilik”, ya da “güç bağımlılıkları” kıskacına tutulmuş kişilikler nezdinde…

    Demokrasi;

    Para, silah ve iktidar gücüne dayanmayan, sadece emek ve “Bilgi” gücüne dayanan bir sistemdir.

    Bu yüzden adına “bilgi demokrasisi” de diyebiliriz.

    Emekten kastımız ise, zihinsel ve bedensel türleridir şüphesiz.

    Bilgi Demokrasisi”, yaygın ve yanlış bir önyargı kabulüyle, düşünsel (ideolojik) bir sistem değildir; belli bir partinin, siyasetçilerin ya da ortak bir öğretiyi paylaşan bir topluluğun yapacağı propagandayla veyahut soyut bilgi teorisyenlerinin övgüleriyle insan topluluğuna ya da toplumlara benimsetilecek veyahut dayatılacak siyasal bir sistem de değildir.

    ***

    Bilgi demokrasisi; işe, üretime ve her türlü emeğe dayalı, insanlar arasında gelişmekte olan, doğal ve organik bir biçimde doğmuş, büyümüş, gelişmiş, akla dayanan kişiler arası ilişkilerin yönettiği yaşama işlevlerin toplamıdır. Bu tanıma en uygun Türkçe terim ise “Halk Yönetimi”dir.

    ***

    Bilgi demokrasisinin yeniliği ve önemi şudur; insan topluluğuna ilerde verilebilecek, ya da insanca yaşanılır sistemik bir düzenin, toplum bilim tarihinde ilk kez, öğretilerden ya da günün birinde yaratılacak koşullardan değil, doğal olarak elimizde bulunan ve bu güne dek var olagelmiş, öteden beri dünya kuruldu kurulalı etkinliklerini durmadan geliştirmiş, doğal süreçlerden çıkarılmış, üretilmiş bulunmasıdır.

    Yani; Yaratılış ya da doğal yasaların, kurulacak olan “idari-yönetsel” sistem üzerine hâkim kılınması.

    ***

    İster istemez bu kavram, sisteme, bir başka yeniliği veyahut temel özelliği getirir.

    O da şu; Demokratik sistemin her türlü siyasal polemikleri ve boş tartışmaları elinin tersiyle itmesi durumu. Ve bu durumun toplum üzerindeki izdüşümü ise, sistemin en can alıcı anahtar-kilit rolünü, halkın üzerine; “Halkın Sorumluluğu” şeklinde yansıması.

    Emeğe ve bilgiye dayalı demokratik sistemlerde halkın anahtar rolü her daim belirleyici bir unsurdur. Bunun için halk, sosyal hayata aktif bir şekilde katılıp sorumluluklarını yerine getirmesi gerekir. Sadece bir oy verip kenara çekilerek, özellikle de tarafsız kalarak demokrasi türküsü çağıranlar, bu işi anlamamış demektir.

    İşte bilgi demokrasilerinde çalışan kitleler, ya da halk yığınları, omuzlarına binen sorumluluklardan kurtulmak şöyle dursun, tam tersine yeni sorumluluklar yüklenirler.

    ***

    Ve hepsinden önemlisi bilgi demokrasisi; birtakım siyasal temsilcilerin seçilmesi temeline dayanan, yani seçmene oy vermekten başka hiçbir bir sorumluluk yüklemeyen “biçimsel demokrasiyi” dışlar ve sistemi, tüm uluslarca uygulanan sahici, elle tutulur “pratik bir demokrasiye” dönüştürür.

    Bilgi demokrasisi, uluslararası temele dayalı, sahici, gerçek, pratik bir demokrasidir. Bu demokrasi hoş görü ve saygıya, üretmeye ve bilgi edinme işlevlerine dayalıdır. Bu değerler bütünselliği içinde organik olarak gelişir. Bu acıdan;

    Demokrasi; bir serbestiyet ya da sadece ve alabildiğine geniş özgürlükler sistemi değildir. Demokrasi; Bireyi esas alan ve bireyin temel hak ve özgürlüklerinin sınırlarını tespit eden, bu alanı koruyan, kollayan ve disipline eden ve aynı zamanda bu özgürlükler alanını koruma maksatlı yasakları da içeren bir sistemdir.

    Kısacası DEMOKRASİ; yaşamın doğal/öz yasaların bir işlevidir.

    ***

    O zaman ikinci bir diğer önemli kavram olan Demokrat ne demektir?

    Yukarıda tanımını yaptığımız emeğe ve bilgiye dayalı demokratik bir sistemi özünde kavrayan, yaşayan, yaşatan, kurulmasının her aşamasında içinde yer alan, kurumsallaşmasında katkıda bulunan, her aşamasında içinde yer alıp sorumluluğunu taşıyan, sistemi pratik hayatın her alanında işlevsel olarak toplumsallaştırılmasında emek sarf eden ve tüm bu sayılanları içine alan bir “birey” olma bilinciyle donanmış kişilerdir demokratlar.

    Bilgi demokrasilerinde “demokratlar”, siyasal tutkuları olmadığı gibi şuraya ya da buraya gelmek için birbirleriyle yarışmazlar; “statü endişeleri” yoktur. Yani kişilik yapılarıyla barışıktırlar. Bu da demektir ki, kişilik ve sistemik parametreler, ahenkli bir orkestrasyon içinde çalışır ve bir denge hali mevcuttur.

    O zaman her demokrat, sistem içindeki emeğine, yeteneğine veyahut verimine göre pozisyon alır, güç, para ve iktidar hırsına kapılan alt düzey kişiliklerde olduğu gibi kendisi istemez.

    ***

    Bu iki kavramın “milli irade” oluşumundaki etkileşimi;

    Milli irade; “Tüm ulusça kullanılan ve hiçbir gücün etkileyemeyeceği kuvvet ve bu kuvvetin seçimlerle halkın kendi yöneticilerini seçme durumu” diye tanımlandığına göre, son seçimlerde iddia edildiği gibi milli iradeyle şekillenen bu günkü parlamento aritmetiği Türkiye’nin elini güçlendiriyor mu, yoksa zayıflatıyor mu? Veyahut da hiçbir koalisyon alternatifi Türkiye için umut veriyor mu, yoksa şu an eski durumu aratır halde mi?

    ***

    Bu sorulara menfi cevaplar veremiyorsak, milli iradeyi oluşturan ve hiçbir gücün etkileyemeyeceği bir erkten bahsetmek mümkün mü?

    Veyahut da kollektif anlamda böyle bir “iradi güç” var mı, yoksa toplumu istenildiği anda negatif oluşumlara itme mekanizmalarını tekrarından tetikleme, harekete geçirme mi söz konusu?

    Hiç kuşku yok ki, pozitif anlamda böyle bir iradi güçten bahsedemiyoruz.

    Ve de ne “demokrasi”den, ne de çokça iddia edildiği gibi; “demokrat” olabilmekten…

    Demek ki insanca yaşanılabilir bir düzeni, sistemi kurmak için, ne yeterince donanıma, birikime, yeteneğe ve güce sahip olmuşuz, ne bu uğurda yeterince “emek” sarf edebilmişiz, ne de yeterince “bilgi” sahibi olabilmişiz.

    ***

    Milli irade mi; “gel bu ülkeyi HDP ile beraber yönetin” dedi?

    Hiç sanmıyorum.

    Olsa olsa bu irade, milli iradenin oluşumunu engelleyen iç ve dış dinamiklerin işletilmesiyle “silah-para-iktidar” üçgenini oluşturan güç dengelerinin bölge üzerindeki sömürü stratejilerinin yansıtılması iradesidir.

    Efendim o partilere oy veren bu millet değil mi?

    Şüphesiz evet, ancak kendi kendimizi tuzağa düşürdüğümüz ve düşük merkezli bilinç ögelerinden oluşan “silah-para-iktidar” güç bloğuyla giriştiğimiz “hileli dansı” göremiyoruz ki, ya da fark edemiyoruz ki, oylarımızın kime veyahut nereye gittiğini anlayabilelim.

    ***

    Bir de tabi oyların sandığa gidiş yolculukları var. Bu yolculuk kimin/kimlerin refakatında, ya da kontrolünde yapılıyor?

    Doğu ve Güneydoğu bölgelerindeki sandıkların çoğunda, seçmen listelerinde bulunan kişi sayısından fazla oy çıkıyor. Üstelik de sandıktaki tüm oylar HDP’ye…

    Bölgedeki tüm evlerin kapları kırmızı yağlı boya ile işaretleniyor.

    Hala çözülememiş “feodal-aşiret” yapıdaki bozukluk ve dengesizlikler de, hiç şüphesiz o siyah renkle işaretlenmiş bölgeyi karanlık dehlizlere götürecek yola ışık tutuyor ve “dış bükey” bir iradenin oluşumuna ön ayak oluyor.

    Vesaire, vesaire…

    ***

    Efendim sorulabilir k; “Bütün oylar Ak Partiye mi gitsin yani?

    Ne münasebet! Olsa bile aynı durum söz konusudur.

    Milli irade, kendi toplum dinamiklerinin dışında hiçbir gücün etkisinde kalmadan, kendi içinde denge halinin korunmasıdır. Bu da demektir ki, milli irade; tez ve anti-tez zıtlıklarından sentez üssü oluşumlar üretir. Yani mevcut iktidarın dışında, olası alternatif iktidar ya da bu mümkün değilse yerini tamamlayacak ve nispeten bir bütün oluşturabilecek “koalisyon öbeği” her zaman hazırdır.

    ***

    Oysaki bir milli iradenin varlığı söz konusu olsaydı, çoğunluğu sağlayan ve tek başına iktidarı oluşturacak ve de en önemlisi; mevcut iktidardan daha başarılı bir grafik çizeceğine kesin gözüyle bakılan bir parti yaratırdı.

    Efendim, halk koalisyon istiyor.

    Ne münasebet, kim demiş halkın koalisyon istediğini?

    Seçimden önce tek tek soruldu mu ki; “Ey Halk! Bir koalisyon mu istiyorsunuz, yoksa her zamandan daha fazla ihtiyacımız olan siyasal istikrarı koruyacak tek parti iktidarı mı?

    Kim derdi ki; “Hayır efendim, her ne kadarsa mevcut istikrarın bozulması pahasına, ben yine de koalisyon istiyorum.”

    Hiç sanmıyorum, hiçbir vatandaşın böyle bir cevap vermiş olabileceğini…

    ***

    Sosyal medyada “Terörist Türkiye” kampanyaları başlatan, Birleşmiş Milletleri Türkiye’ye müdahaleye çağıran, Güneydoğuyu Kobani’ye çevirmeye uğraşan ve böylelikle tüm ülke sathına yayılacak bir iç savaş senaryolarını gerçekleştirmede bir “piyon” olarak kullanılan HDP ile mi koalisyona “evet” dedi milli irade?

    Milli irade; “PKK’ya terörist bir örgüt diyemezsiniz” diyen üçüncü sınıf bir örgüt üyesi ve beşinci sınıf seviyesiz ve alt düzey bir politikacı profili çizen HDP’li Pervin Buldan’ı mı bu ülkeye başbakan yapmak istiyor?

    HDP bunları çok yapıyor, kadın kişiliklerini kullanmak suretiyle, onları iki de bir masa üssüne çıkartıp göbek atan Rahimelere çeviriyor.

    ***

    Bu durumda biri ya da birileri kalkıp, milli irade adına HDP’nin kapısını çalıp; “Bak hele gurban, bu ülkeye yazık olmasın, etraf ateş çemberi. Daha büyük krizlere girmeden gel bu ülkeyi birlikte yönetelim” şeklinde bir teklif götürecekse, buyursun gitsin. Ancak gitmeden önce bu ülkenin kilit rolünün teminatı olan “anahtar”ını da, ellerini ovuşturur halde bekleyen ve kuduz köpek gibi ağzından salyalar akan “Neocon Çetesi”ne teslim etsin.

    ***

    Diğer muhalefet partilerinde milli irade yönünde bir evrilme gerçekleşebilir mi?

    Neden olmasın, eğer ayaklarındaki prangalardan ve ellerine tutuşturulan tehlikeli oyuncaklardan kurtulabilirseler.

    Bütünsel beyinden kopuk çalışan “el-ayak” diyalektiği şimdiye dek buna cevaz vermedi. Zihinsel yapıları ise “basit derinlikler”den, “derin basitlikler” üretmekle meşgul oldu hep.

    Ve Aksaray’ı Kaçaksaray’a, yemek sofrasını ise, meyhane masasına nasıl çevirir ve ‘bir kenarına nasıl bir böcek yerleştiririz’ uğraşındalar.

    ***

    Büyük balık, büyük kayanın altında yaşar” diyen ve milletinin anına, şanına yakışır bir saray inşa eden, bilinç dünyası adeta Karadeniz’in özünden kopan fırtınalarla harmanlanan ve ara sıra patlayan bir volkan gibi milletine reva görülen bu “makûs talihe” isyan eden bizim Kasımpaşalı ne diyor bu duruma peki?

    Anlaşılan hafife aldığı bu asparagas manevralara, bir ege havasıyla cevap veriyor:

     

    Masa üssü örümcek,

    Gavur Rahime’m;

    Eğilivese görüncek…

     

    Gerçek demokrat olduğumuz zaman, tam da şu anda, yaşamakta olduğumuz vatanımızdan taraf sorumluluğumuzun ne olduğunu anlamak için, bu sefer daha yüksek bir “bilinç merkezi”ne ihtiyacımız olduğunu idrak etmeye başlarız.

    Ve böylelikle aklın, düşük merkezli “güç-para-iktidar” üçgeninin hileli hırsıyla değil de,” bilgi”yle dansı başlar.

     

     

     

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim