• BIST 107.206
  • Altın 143,369
  • Dolar 3,5533
  • Euro 4,1312

    Kaderi Öfkelendirmek

    07.04.2015 14:03
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

    Modern İngilizcedeki “tempting fate-şansına fazla güvenmek” deyişi, Antik Yunan’da kötü kaderi temsil eden Ate’nin insanları böbürlendikleri ve geleceği öğrenmeye kalkıştıkları için cezalandırdığı öyküsü Yunan tragedyalarından gelir.

    Eski Roma’daysa, şans tanrıçası Fortuna’nın, zarda gelen sayıları belirlediği düşünülürdü. Bir veya birkaç tanrı tarafından yönetilen bu evrende, cesarete yer olsa da şansa pek yer yoktu.

    ***

    Analitik düşünce sistematiğini oluşturabilme veyahut “bütüncül yaklaşım”; Bu kavramlar ise, gündelik hayatımızın basit kaygılarıyla ilişki kuramadığımız anlarda, deyim yerindeyse; “yorucu” kavramlar olurlar.

    Sezgisel veya kişisel yargılardan yararlanmaksızın belirli olasılıkların hesaplanmasını sağlayacak bir yöntem bulma ihtimalimiz pek azdır. Yani bu da demektir ki; insanların duygusal olarak odaklandıkları şey, gerçekleşme olasılığı yüksek olan “kaybetme”dir.

    O zaman insanlar bu yorucu kavramlardan kaçarak, olumludan çok olumsuz uyaranlara karşı duyarlı olurlar ve bu durumlarda şans ibresi “kaybetme”ye doğru meyleder. Sizi mutlu edecek çok az birkaç şey varken, kendinizi kötü ya da mutsuz hissettirecek sayısız etken bulursunuz.

    Bu durum, insanların ister gündelik yaşamında, kariyer, aile ve evlilikte, ister siyasi, iktisadi faaliyetlerinde, isterse de kumar masasında olsun, risk alırken olası kazanımlardan çok, kayıplara önem ve dikkatini verdiği sonucuna varılır.

    ***

    Toplumbilim ve psikologların deyimiyle; “korkunun matematiği” olarak adlandırdıkları hayatın bu alanını aydınlatmaya dönük çalışmalarında, “regresyon-gerileme”, yani doğru/olumlu sonuç alma şansının şiddetinde giderek azalma olması. Ya da pozitif yönlü şansın sürekli gerileme hali göstermesi olgusu, yani zarın ilk atışında gelecek sayıyı doğru olarak bilmenin bir sonraki atışta gelecek sayıyı bilmeyi garantilememesine, aksine zardaki sayıların giderek sabit olmayan bir ortalamaya doğru gerilemesine dayanıyor. Yani bir sonraki sonuç iyi de olabilir, kötü de. Ancak sonucu belirleyen bu olasılık eşit dağılım göstermez, yani paranın iki yüzü gibi yazı ya da tura gelme olasılığı simetrik olarak gerçekleşmez. Ya ne olur peki?

    Belirleyici “form’a”, ya da “genel iradeye” karşı zorlamalı direnmeler, pozitif yönlü sonuç alma olasılığını sürekli azaltır. Yani “kaybetme olasılığı” artar.

    İşte o zaman içinde bulunduğumuz “an’ı” Tanrı değil, “kör talih” yönetir.

    ***

    Tam da burada “tempting fate”, yani şansına fazla güvenme, kaybetme kaygısına dönüşür ve risk yönetimini gölgede bırakır. Bunun sonucunda da adeta “kader öfkelenir”, yanlış bir pozisyona saplanma ve başımıza dert açma olasılığı kaçınılmaz bir hale dönüşür.

    Bu durumda da kader artık, kozmik planda “yaratıcı şuur”un, ya da “ ilke”nin değil, “kör talih”in entrika dümenindedir.

    ***

    Evet, demeye getiriyoruz ki Bülent Arınç ve Melih Gökçek rezaletinin hemen arifesinde, o evrensel şuur ya da kozmik yaratıcı ilke harekete geçiyor ve CHP yönetimli Mersin Büyükşehir Belediyesi’nde milyar dolarlarla ifade edilen bir yolsuzluk operasyonu gerçekleşiyor. Böylelikle “bütüncül form”da, ya da “genel irade”de bir regresyona, gerilemeye izin verilmiyor. Ve hayatın aydınlatılmasına dönük cabanın dümenini “kör talih”in eline vermiyor ve uğraşların “kötü” sonlanmasını önlüyor.

    ***

    Soruşturmakta olduğu dosyanın “criminal” olasılıklarını 21’de 2’ye indirgeyen ve davayı kurgulanan şeklinden çıkarıp, gerçek suçluları “de-şifre” edecek şifreleri çözmeye ramak kalan çalışmayı yürüten bir savcıyı öldürebilirsiniz. Çünkü güvenlik de dâhil olmak üzere tam ve mükemmel bir sistem kurulamaz karşınızda. Ne de olsa; “puştluğa dağlar taşlar dayanmaz.” Ancak cenaze merasimine katılmanıza ve “timsah gözyaşları” dökmenize izin verilmez. O evrensel ya da “kozmik şuur” tarafından engellenir. Bu büyük kaybın ve acının faturasını da, zamanı geldiğinde ödenmesi için kendi adalet terazisinin bir kefesine koyar.

    Hesaplaşma zamanı ise, kesinlikle keyfi ve gelişigüzel değildir. Seçim zamanı mı olur, geçim zamanı mı veyahut ahir zamanı mı? Orasını da simetrik hareketin haklılığı ve aciliyeti tayin edecektir kuşkusuz.

    ***

    Sorun ya da konu, bu bağlamda kâinatın oluşumu ve düzeni, “form” ve anlamın kaynağı, maddi dünyanın yapısı ve işleyiş ilkeleri, insan varlığının evrendeki yeri, varlığın yani yaratıcının birliği ve evrensel şuurun kapsamı gibi konular ile açıklanabilir ancak.

    Elbette ki kâinatın yaratılışında ve evriminde yüce bir kozmik zekânın varlığı ve maddi gerçeklik yalnızca doğa yasalarıyla açıklanamayacağı önkoşuluyla ancak, anlamlı bir sonuca gitme mümkün hale gelir.

    ***

    O halde bu kozmik uyuma ya da forma, kendimizle, dünyayla ve başkalarıyla olan ilişkimizi açıklayabilecek ve yorumlayabilecek yeni bir “insan bilinci” hipotezi kurmakla ancak entegre olunabilir. Bu hipotez de; “öznel farkındalık”tır.

    O zaman nedir bu öznel farkındalık?

    Zaten sorun da burada başlıyor, anlatabilme ve anlayabilme kavramsallığının zorluğu şeklinde.

    Bırakın uzmanlık profesyonelliğini, “izafiyet-göreceli” deneyimlerden, en azından “kuantum” alfabesine sıçrayamayan zihinlere, kaderin oluşum dinamiklerini izah etmek ne derece mümkün?

    Ya da kaderi kendi dinamiklerinden koparıp, bir tarafta “devlet kuşu” şanslılığı ve karşısında “kör talih” şanssızlığı şeklinde ütopik metaforlara indirgeyen ve profesyonel kadrolarca tertiplenen sömürü stratejilerini yok edecek öznel farkındalığa sahip “öz bilinç” mekanizmaları nasıl tesis edilecek?

    ***

    Dünyanın en zor işi olsa gerek. Hele de aralarında onca tecrübelere rağmen amatör tutumlarıyla alt düzey tozutma şeklinde sırıtan kadrolar, kaderi öfkelendirme sınırına çekmeye zorluyor ve pusuda bekleyen sömürü oligarşisinin tuzak çukurlarına düşme olasılığını artırıyor.

    Abdullah Gül bile en üst düzey mevkiden inerken, o bütüncül yaklaşımdan uzaklaştı ve basit bir “kaybetme kaygısı”na kapılıp, “regresyon”a uğradı, yani geriledi.

    Uluslararası sömürü stratejilerinin profesyonel kadroları, neden hala Erdoğan’ın yok edilmesi üzerinde ısrar etmeleri, böylelikle daha kolay anlaşılabilmekte.

    ***

    Oligarşi” demek, kendi kurgusu olan sistemin “sistemik” zaaflarından yararlanarak ve kendi üretimi olan DHKP-C’yi ya da PKK, veyahut başka ad altında bir örgütü kullanarak, kendini yok edecek ve temel dinamiği olan “halk hareketi” üzerine kolayca operasyon düzenleyebilen güç demektir.

    Bu gayet de doğaldır ve bunda şaşılacak bir şey yoktur.

    Doğal olmayan, kendi dinamiğiyle çelişen ve anlatılması/anlaşılması zor olan şey ise, “kaderi öfkelendirmek” adına ve bir çukura saplanma olasılığını artırma pahasına karşı saflarda yer alan anafor akıntılardır.

    Allah akıl-fikir versin ve kendini kendinden şaşırtmasın.

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim