• BIST 89.496
  • Altın 146,559
  • Dolar 3,6433
  • Euro 3,9136

    Irkçılık, Yoksulluk ve Sosyal Adalet

    09.12.2013 09:01
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

    Klasik ırkçılık, genellikle; “kendi ırkının diğer ırklardan üstün olduğu inancı ve buna eşlik eden davranış kalıpları” diye tanımlanır.

    Ama buna karşın, ırk kavramının bilimsel olarak terk edilmesi, ırkçılığın sona ermesi anlamına da gelmez. Dolayısıyla artık, “ırksız ırkçılar”dan da söz edebiliriz.

    Ancak, böylesi bir anlayış bu günkü ırkçılıkları açıklamaya yeterli değil, çünkü daha çağdaş anlamda ırkçılıklar diye adlandırılan kategoride ise, “biyolojik” üstünlükten ziyade, “kültürel” bir hiyerarşi temel alınıyor.

    ***

    Kapsamlı kültürel farklılıklara dayalı ırkçılıklar epey yaygın, “ekonomik durum kötüleştikçe daha da yayılıyor, yoğunluğu ve yansımaları artıyor.

    Bazı grupları dışlamak ve belli belirsiz ayrımcılık yapmak yerine biyolojik ve ırk yerine kültürel farklar öne sürülüyor. Gruplar arası eşitsizliklerin nedeni olarak da aşağılık ve alttaki grupların çalışma ahlakı, kendine güven, kendi kendine disiplin ve bireysel başarı gibi temel değerleri öne sürerek düşüncelerini meşrulaştırıyorlar.

    Bu durumda üstünlük ya da tam tersi aşağılık iddiaları, çoğunluk kültürün standartlarına göre belirleniyor. Böylelikle çoğunluk kültüründen farklı olanlar, asimile olmayı reddettikleri gerekçesiyle marjinalize, yani pek önemli olmayan, dışlanmış, itilmiş hale getirilebiliyor.

    ***

    Ayrıca yeni ırkçılığın politik bir boyutunun da olduğu düşünülüyor. Sömürgeleştirme süreçleri dışında da örnekleri var.

    Örneğin; Antony Giddens’e sgöre İngiltere’de, ilk ve orta öğrenimde tarih ve edebiyat temel programlarında, burada yaşayan çeşitli halkların yazarları yerine, hala İngiliz yazarlar yeğleniyor.

    Türkiye’de de durum farklı değildir. Hatta Türkiyeli yazarlar arasından da, sadece “milli tarih”, “milli gelenek” anlayışlarını, “resmi tarihi” benimsemiş yazarlara ağırlık veriliyor, diğerlerinin adı anılmıyor.

    Türkiye’de yaşayıp, yazmış çizmiş, ancak etnik kimlikleri farklı nice yazarlar ise “resmi eğitim”in tamamen dışında bırakılıyor.

    ***

    Buraya kadarki açıklamalarımız, bendenizin bu konudaki naçizane olarak bakış acımı yansıtan değerlendirmelerdir. Nihayetinde ne bir Türkolog’um, ne de bir genetik bilimci.

    Ancak bu konuda ülkemizde yapılan bir bilimsel araştırma ve inceleme var.

    Boğaziçi Üvinersitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü araştırmacıların önderliğinde, Türkiyeli araştırmacılar tarafından gerçekleştirilen “genom dizileme” ve “bio-enformatik”, yani karmaşık biyolojik verilerin derlenmesi ve analizi sonucu, bilgisayar teknolojisinin moleküler biyolojide kullanımını içeren araştırma kamuoyuna açıklanmıştı.

    Ekibin liderlerinden Dr.Cemalettin Bekpen araştırmanın temel amacının “Sağlıklı bireylerden Türkiye’de sıklıkla dağılım gösteren genetik DNA çeşitlilik haritasını çıkartmak” olduğunu söyledi.

    Araştırmada Türkiye coğrafyasında yaşayan insanların DNA diziliminde, başka coğrafyalarda yaşayanlara göre bazı faklılıklar tespit ettiklerini belirten Dr.Bekpen, ayrıca Türkiye’nin kendi içindeki DNA çeşitliliğinin Avrupa’dakinden daha fazla olduğunu ifade etti.

    ***

    Ve sonunda esas konuya değiniyor Dr.Bekpen, Türk “IRK”ıyla ilgili; “Bundan söz etmek mümkün değil, yok böyle bir şey” şeklinde.

    Araştırmanın sonucunda da, “İnsanlar ve toplumlar arasındaki genetik farklılıkları en iyi açıklayan değişken, ırk, dil, etnik köken, ten rengi değil, “coğrafi konum” vurgusu yapılırken, ABD’deki Harvard Üniversitesi’nden Dr.Ömer Gökçümen, çoğrafi konumun neden etkili olduğuna dair şunları söyledi:

    Fransız ırkından bahsedemediğimiz gibi, Türk ırkından da bahsedemeyiz. Ama şunu söyleyebiliriz:

    Belirli bir süredir, 100 yıldır, 200 yıldır insanlar kendilerini Türk bilmiş ve o yüzden Türklerle evlenmiş, birbiriyle evlenmiş olmalarından dolayı bir benzeşme var. Ve bu tamamın aynı çoğrafyada yaşamakla ilgili.

    ***

    Gökçümen sözlerini “Keşke size ‘yüzde yirmi Avrupalı, yüzde 5 Afrikalısınız’ diyebilsem. Ama bu mümkün değil. Bir kere hepimiz Afrikalıyız. Genetik çeşitliliğin %90’ı Afrika’da, tüm Avrasya halkları ondan oluşmuş, biz onun minik bir koluyuz. Avrasya içinde de en fazla çeşitlilik Orta Doğu’da var. Çeşitlilik, Orta Doğu’dan, doğuya ve batıya doğru azalarak gidiyor. İsveç’e, İzlanda’ya giderseniz genetik çeşitlilik çok az” şeklinde sürdürdü.

    ***

    Araştırmaya göre Türkiye’de tespit edilen DNA diziliminde bazı harflerin frekansları başka coğrafyalara göre daha sık. Bu, Türkiyelilerin genetik olarak farklılıklarını ortaya koyuyor. Öte yandan bir geçiş noktası olan Türkiye’de hem farklı grupların birbirine karışmış olması, hem de insanların yaşadığı eski bir coğrafya olması nedeniyle DNA dizilimi çeşitliliği Avrupa’ya göre daha fazla. Ancak farklı DNA dizilimleri ülke sathına yayılmış durumda.

    Ekipten Pınar Kavak ise “Ülke içinde doğu illeriyle batı illeri arasında genetik kümelenme yok” diyor.

    Verilen bilgilere göre, İstanbul’un genetik dizilimi Ankara’dan ne kadar farklıysa, Diyarbakır’dan da o kadar farklı” şeklinde konuşuyor.

    ***

    Neyse…

    Doğru ya da yanlış, bu bilgileri veyahut araştırmayı okuyucuya sunmamızdaki asıl amaç, hemen hemen aynı şeyleri söyleyen Prof.Dr.Yasin Aktay, hakarete varan tepkilere hatta küfürlere neden maruz kaldığıdır.

    Ya da, Dr.Bekpen ve Gökçümen’e veya Pınar Kavak’a aynı tür tepkiler gösterilmiyor da, aynı zamanda Ak Parti MKYK Üyesi olan Sayın Aktay’a neden gösterildiğidir.

    Yoksa başkalarının doğrusunu ya da yanlışını, başkalarına satmak gibi bir amacımız yoktur kuşkusuz.

    ***

    Demek ki sorun, siyasi kutuplaşmanın yarattığı “alt düzey” anafor dalgalanmalardır.

    Ya da akademisyenlerin, hatta başarılı akademisyenlerin siyasi arenada “yanlış zeminde” ve “yanlış zamanda”, doğru da olsa, yanlış da olsa, sık sık yaptıkları gereksiz manevralardır belki de.

    ***

    Evet, Türkiye’de ırk, millet, halk gibi kavramların, bilimsel içerikten yoksun negatif değerlendirmelerle ele alınması ya da tartışılmasının gerisinde, “reaksiyoner siyaset” alışkanlığının payı var elbette. Ancak temel dinamik sosyolojik, hatta “psiko-sosyolojik” gelişmişliğimizle ilgili olduğu kanaatindeyim şahsen.

    Tarım ağırlıklı üretim ilişkilerinden, sınai üretim tarzına henüz yeni geçmekte olan bir toplumun, kentleşme olgusundaki “karmaşa” ya da kentleşme sancılarının henüz sona ermediği bir süreçte, aşiret bağlarının yahut “etnik aidiyet” hislerinin bu gibi kavramların anlaşılması yolunda esaslı bir engel olmaya devam etmesi kaçınılmazdır.

    ***

    İsveçlilerin Norveçlileri aşağılamak için, Norveçlilerin İsveçlilerle dalga geçmek için, Danimarkalıların ise, hem İsveçlileri hem de Norveçlileri küçümsemek için yarattığı fıkralar pek ünlüdür.

    Kopenhag’ın dünya sıralamasında “dünyanın en mutlu ve refah içinde yaşayan insanların bulunduğu kent” sıralamasında birinci seçildiği rastlantı değildir.

    Tıpkı Fransızların Alman Irkçılığına, Almanların ise Napolyon cüceliğini esas alan Fransız zayıflığına dair fıkralarda olduğu gibi.

    ***

    Zaman zaman fıkra okumayı pek severim, size de “ırkçı” bir gündem fıkrası:

     

    Amerikalı bir turist tatil için ırkçılıkla pek ünlü olan Güney Afrika Cumhuriyeti’ne gider, ırkçılığın hat safhada olduğu günlerde.

    Bizimki, gece vakti, bir yerlere gidip eğlenmek ister. Bakar ki ülkenin sadece sinemalarında kalabalık var, herkes orada.

    Bilet almak için kuyruğa girer, sıra kendisine gelince bilet görevlisi şaşkınlıkla sorar:

    İlk gelişiniz mi Güney Afrika’ya?”

    “Evet”, der adam. Gişeci kadın ekler:

    “Burada sadece zenciler girer kuyruğa, siz hemen alın gişeden biletinizi.”

    Adam gider, gişedeki görevli bu sefer sorar:

    “Nereden, hangi mevkiden bilet istiyorsunuz, oradan vereyim.”

    Adam da ucuz olsun diye: “Salondan” der. Görevli de:

    İlk gelişiniz mi Güney Afrika’ya?”

    “Evet efendim.” Görevli yine:

    “Burada sadece zenciler bilet alır salondan, siz balkondan almalısınız” der ve adam oradan alır biletini.

    Film başlar ve ara verilir, filmin ortasında. Adamın ihtiyacı gelir ve tuvaleti arar ama bir türlü bulamaz, sorar görevliye:

    “Tuvalet nerde, lütfen gösterir misiniz?” Görevli şaşırır:

    İlk gelişiniz mi Güney Afrika’ya?”

    “Evet efendim!”

    “Burada sadece zenciler gider tuvalete, siz balkondan aşağı yapıverin” der görevli.

    Adam da başlar ihtiyacını yapmaya balkondan aşağı salona.

    O sırada zencilerden biri kafasını kaldırır ve bizimkine sorar:

    İlk gelişiniz mi Güney Afrika’ya?”

    “Evet efendim!”

    Zenci ekler:

    Öylece… sadece bir yere yapmayın, sağa sola sallayın ki herkese eşit gelsin, ve böylelikle ‘sosyal adalet’ sağlansın.

    ***

    Ah! Yoksulluk Ah! Her türlü felaketin kaynağı yoksulluk!

    Ve hey gidi “Mutlu Yoksullar” hey!

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim