• BIST 90.186
  • Altın 233,053
  • Dolar 6,1028
  • Euro 6,9689

    İmar Barışı veyahut “Kent Hakkı”

    31.07.2018 07:30
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

     

    Epeydir beklediğim bir konu başlığıydı “Kent” ya da “Şehir Hakkı” kavramı. Merkezi Hükümet, seçim öncesi vermeyi taahhüt ettiği maaş ya da ücret artışlarına ve benzeri ödemelere kaynak temini için yerel yönetimlerin yetki alanı içinde gerçekleşecek olan ve “imar barışı” adı altında bir yasa tasarısı hazırlandığını açıklamıştı. Biz de, “işte tam zamanıdır” diye elimize kalemimizi aldık; teknik yönüyle oldukça önem taşıyan bir kavramın daha da sağlıklı anlaşılırlığı acısından.

    Çünkü çok eminim ki bu ülkede, kent kavramı ile canlı hayat ya da insanbilim arasındaki ilişkinin, belli bir mantık çerçevesinde hiçbir zaman ele alınmamıştır. Bırakın böyle bir değer yaratmayı, “insan” ve “kent” arasındaki sorunların dinamiklerine inme konusunda hatırı sayılır bir öneri dahi getirilemedi. Veyahut da bu koskoca ülkede “şehir hakkı” konulu bir doktora tezine bile rastlayamazsınız.

    ***

    Sorun, kesin bir ifadeyle “karmaşıklık” ve “örgütlenme” sorunudur.

    Ve yine sorun, canlının bedenindeki hücre örgütlenmesinin tıpkısının, yaşadığı ortamda, ya da özel adıyla “kent”te de aynı olduğu, belli yasalara ayak uydurduğu, uydurması gerektiği sorunudur.

    Bu iki çapraşık konu, gittikçe kalabalıklaşan insanlığın temel işlevlerinden biri olmakta kalmamış, şimdilerde ise, çok daha karmaşık ve can alıcı bir soruna dönüşmüştür.

    Evet, varılan yargı şu; “kentleşme çarpık!”

    Ama neden?

    İşte en can alıcı nokta bu soruya verilecek cevapta gizli.

    Çarpık, çünkü içimizdeki biyolojik örgütlenmeyi “masalların ötesinde” tanımıyoruz, dolayısıyla da dış örgütlenme de aynısı olacaktır. Yani yapısal, özellikle de zihinsel alanda var olan karmaşa ve çatışmalarımız neyse, kent ya da şehir gibi dış örgütlenmelerimize de aynıları yansıyacaktır.

    ***

    Bu yargıya varmam hiç de kolay olmadı. Küçük çaplı bir yerel yönetim biriminde 26 yıl çalıştım, ancak Türkiye ölçeğinde büyük çaplı mesleki eğitim veren kurumlarında yetiştim. TODAİE (Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü) ile İçişleri Bakanlığı’nın ortaklaşa yürüttükleri eğitim amaçlı organizasyonlarda bulundum. Bu vesileyle Türkiye ve dünyanın diğer ülkelerdeki yerel yönetimlerin idari ve mali mevzuatı hakkında bilgi sahibi oldum. Bir mahalli idareler derneğinde üç yıl genel sekreterlik yaptım. Eğitim amaçlı yüzlerce seminer, konferans, panel ya da sempozyumlara katıldım. Belki de hiçbir belediyede ya da belediye çalışanlarında olmayan başyapıtlar, eserler, dergi ve benzeri yayınlar, maddi boyutuyla küçük ancak, bilgi yönüyle bir okyanus genişliğine sahip kütüphanemde mevcut.  

    ***

    İnsanlık tarihinde ilk kez şehirlerde yaşayanların sayısı kırsal kesimde yaşayanları katbekat geride bırakırken, şehirlerdeki mücadele ve sorunlar da dünya tarihinde görülmemiş ölçüde öne çıkmıştır. 

    Derinlikli çalışmaların analizinde görülmüştür ki, kent adı altında oluşan yeni gerçekliğin, sanayi şehrinin sonu, çeperler ve bizim deyimimizle “gecekondu”, batı toplumlarının tanımlamalarına göre ise “banliyö” ya da getto’lar halinde parçalanması anlamına geldiğini gösteren bulgular şu an elimizde mevcut. Bu sürecin itki gücü ile kentlerin sosyoekonomik çekim gücü, şehir mekânının kapitalist üretimini “kullanım değeri”nden ziyade “mübadele-değişim-değeri”nin belirlediğini, dolayısıyla sermaye ve mülk sahibi olmayan mekânların mübadele değeri üzerinden kâr sağlayamayan sınıfların şehir üzerinde söz hakkını yitirdiğini ortaya koymuştur.

    ***

    Daha anlaşılır bir ifadeyle kent mekânlarının kullanıcı hakları, bu mekânların kapital/finans piyasalarındaki değişim değeri üzerinden para kazanan sınıflarca sürekli gasp edilmektedir.

    Örneğin, kentsel dönüşüm projelerinde deyim yerindeyse soylulaştırılan mahallerde mülk sahibi değilseniz, o mekânın/mekânların “piyasa değişim değeri” yükseldiğinde, sizi, hayatınızı idame ettirme masraflarınızı ciddi şekilde yükseltmesiyle karşı karşıya getirecektir. Yükselen fiyatları “görüyorum ve artırıyorum” deme lüksünüz yoksa kent ya da “şehir hakkı”nıza elveda diyebilirsiniz. Buna karşın soylulaştırılmaya çalışılan o mahalde-tapusu elinizde olması koşuluyla-en azından iki katlı bir evin sahibi iseniz, “kent hakkı”nız yükselen piyasa değeri oranında kat kat artacaktır.

    ***

    Velhasıl, şehri yeniden-üreten siyasi ve iktisadi süreçlere taşıyacak ciddi bir çalışma, şehir ya da “kent hakkı”nın şehirli mülksüzlerce de paylaşılması gibi temel bir iktisadi ve politik hakların doğmuş olmasına vesile olacak ve nihayetinde adil ve yaşanılası bir kent yapılanmasındaki “kent hakkı” olgusu, haksız rekabet sonucu oluşan sömürü dünyasına karşın oluşacak mücadelenin ana eksenlerinden biri haline de gelmiş olacaktır.

    Ve kent ya da şehir hakkı kavramı, bu mücadeleyle doğrudan ya da dolaylı ilişkide bulunan herkesin, siyasetten sosyolojiye, sanattan felsefeye ve bilime dek her alanın düşünür ve aktivistlerinin dönüp dolaşıp geleceği referans metinlerden biri olmalıdır. Ve biz burada başka tür bir insan hakkı olan kent hakkını incelemek istedik; şimdiye dek pek kimsenin, kurumun, kuruluşun ele alma cesaretini ya da inisiyatifini gösteremediği bir hakkı.

    ***

    Son yüzyıldaki kentleşmenin hayret verici hızı ve ölçeği insanî mutluluğa katkıda bulundu mu?

    Bu soruya karşılık kent toplumbilimci ya da tasarımcıların cevap niteliğindeki görüşleri şöyle;

    Kent, insanın içinde yaşadığı dünyayı daha çok gönlüne göre yeniden yapmada en başarılı girişimidir. Ama eğer kent, insanın yarattığı dünyaysa bundan böyle orada yaşamaya mahkûm olduğu dünyadır da. Böylece dolaylı yoldan ve görevinin doğasına dair hiçbir açık algısı olmadan kenti yaparak insan kendini yeniden yapmıştır.”

    O halde ne tür bir kent istediğimiz sorusu ne tür toplumsal bağlar, ne tür bir doğa ile ilişki, ne tür bir yaşam biçimleri, ne tür teknolojiler ile ne tür ve nasıl güzel duyu ya da duygu değerleri arzuladığımız sorusundan ayrılamaz.

    ***

    Kent hakkı; kent kaynaklarına ulaşma bireysel özgürlüğünden çok öte bir şeydir.

    Kent hakkı; “Kenti değiştirerek kendimizi değiştirme hakkıdır.” Ayrıca bireyselden çok ortak bir haktır, çünkü bu dönüşüm kaçınılmaz olarak kentleşme süreçlerini yeniden şekillendirmek üzere ortaklaşa bir gücün kullanımına dayanır. Kentlerimizi ve kendimizi yapma ve yeniden inşa etme özgürlüğünün en değerli ama aynı zamanda en çok ilgisiz kalınmış insan haklarımızdan biri olduğunu ileri sürmek isterim.

    O halde imar barışı adı altında başlatılan ve “kent hakkı” kavramının alt yapısını hazırlaması yönüyle oldukça önem kazanan bu çalışma, ülkemiz düşünce tarihindeki şehir algısını değiştirmesi, yeni bir bilinçlenme yaratması, öncü ve kurucu bir misyon yüklenerek, şehir hakkı, kentsel yaşam hakkı gibi yaşamsal kavramları, yeni bir hümanizma ve demokrasi tasarımlarının odağında yer almayı hak eden temel bir başlangıç olması en büyük temennimizdir.

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim