• BIST 106.239
  • Altın 161,321
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671

    İkinci Bir Tehlike!

    22.12.2015 16:24
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

    “Benzetme” yöntemiyle yapılan nüktelere Alman asıllı yazar Lichtenberg’de sık rastlanır:

    Halkın arasında ‘Gerçeğin Meşalesini’ birinin sakalını yakmadan dolaştırmak hemen hemen olanaksız” nüktesi de kendisine aittir.

    Gerçeğin meşalesi bir benzetme. Özgün değil, biliniyor, çok kullanılan bir deyim. Ama bu espride onun eski anlamına yeni bir biçim veriyor yazar. Anlam yeniden yoğruluyor, böylece sıradan bir deyim, yeni bir güç, yeni bir nitelik kazanıyor.

    Kullanılan bu yeni nitel, güç ve anlam ise, örneğin; İslami bir bilinç kazanmış, inandığı peygamberin sünnetine uymuş ve sakal bırakmış olanlara atfen kullanılmamıştır şüphesiz.

    Buradan; “sakalını yakma” olgusunun örneklendirilmesi, hiç kuşku yok ki aslına “benzeme”, “benzetme” ve “benzetilme” sıfatlarını kullanma kurnazlığıyla, gerek beşeri/toplumsal, gerekse de beşer üssü/uhrevi hayatın nimetlerinden faydalanma kolaycılığına sapanlar içindir.

    Ve yine bu gönderme, ezik egoların tatmini için devlet’i aliyye’den, kıçının rahat edeceği bir koltuk kapma yarışından tutun da, kaymaklı bir ihaleden arda kalan bir villa ve yanında, içinde sakallı ve göbekli oturulan son model bir de jeep sahibi olmayı görkemli bir hayat sanan görkemsiz kişiler içindir.

    ***

    Efendim, muhafazakâr görünümlü, her gün Kur’an okuyup namaz kılıyor, ateistlerle mücadele ediyor, birçok kişinin de Müslüman olmasına vesile oldu, üstelik sakalı da var. Neden yalan söylesin?

    Deyip teravih namazının gereksiz bir ibadet olduğundan tutun da, tavuktan kurban kesilmesine kadar birçok saplantılara inananlara rastlamak böylelikle mümkün hale geliyor.

    Ve bütün bunlar; falanca tarikatın feşmekân “Şıh” hazretlerinin fetvalarına bağlanır.

    ***

    Peki, kim bu tarikat liderleri, ya da “Şıh” hazretleri?

    Elbette ki içimizden birileri… Hal böyle olunca da; “Mutlaka bir bildiği vardır, çünkü içimizden/bizden biri…” şeklindeki ön yargılara biat edilir, her dedikleri makul görülür.

    Atatürk’ün söyledikleri, daha doğrusu kendisine ait olduğu söylenen sözler kadar, örneğin; Adıyamanlı “Şıh” hazretlerinin söyledikleri de kuşkusuz o derece tartışılmaz olacaktır.

    ***

    O zaman soruyu şöyle soralım:

    Osmanlıyı yıkmak, hilafeti kaldırmak isteyen batı kolonyalizmi, örneğin İngilizler, bu işi işlevsel olarak bizatihi kendileri üstlenseydi, yani kendi elleriyle yapsalardı, sonuç ne olurdu?

    Hiç kuşkusuz tepki farklı olurdu ve izin verilmezdi; “düşman”ın kendi ülkesini parçalamasına ve inanç dünyasına dokunulmasına. En azından karşı konulur, mücadele edilir, çünkü karşısındaki muhatabı “düşman”dı ve “görgül” olarak kabullenilecek bir yönü yoktu.

    Ama aynı düşman bu işlevi, uygun koşulları yaratarak içimizden birine/birilerine yaptırırsa, bu kabullenmeme ve akabinde oluşacak tepki tamamıyla ortadan kalkacaktı. Buna da “aydınlanma” denilecekti.

    Ve nitekim böyle de oldu; Tıpkı Cemaat Yapılanmasında olduğu gibi.

    ***

    Hal böyle olunca da kişi, Kuran’ı ezberleyerek anlayacağını, Batı’yı reddederek kurtulacağını, ansiklopedik/sözlük bilgisinden hareketle, Tevhidi oluşturabileceğini ve Müslüman şahsiyeti ortaya çıkarabileceğini zannetti.

    Oysa ezberlemek anlamak olmadığı gibi, Batı’nın anti ’si de Batı’yı çözümlemek anlamına gelmez. “Tevhit -bütünleşme” ise, sözlük/lügat bilgisinden hareketle kurulamaz.

    Hiç kuşku yok ki, birlik, beraberlik ve dayanışma, diğer bir tanımla bütünleşmeyi ifade eden “tevhit”, Batı’nın bu parçalanmış Tanrısallığına karşı tek ilaçtır.

    Kavramın sosyoloji ’deki karşılığı “İnsanın Türsel Tekliği”dir ve buradaki türsel teklik kavramı biyolojik bir sınıflandırma olmayıp beşeri bir gerçekliğe işaret eder. Eğer bu kavramsal biyolojik bir kategori olsa idi, Antropoloji, Biyolojinin bir uzantısı olarak ortaya çıkmaz ve Batı Emperyalizminin hizmetine girmezdi. O halde tevhit beşeri/insani bir gerçekliğe işaret eder.

    ***

    Uzun ve ayrı bir yazı konusu olan aydınlanma olgusunu, Üstat Cemil Meriç, şu güzel cümlesiyle açıklamıştı: “Batı’yı farklı kılan, Tanrı’yı paranteze almasıdır.”

    Bu cümle İslami bir okumaya tabi tutulursa nasıl okunabilir?

    Bendenizin havsalasını aşar bu konu, ancak tevhidi bir anlayışa sahip olmayan batı zihniyetine epey kafa yormuş bir kişi olarak şu kadarını söyleyebilirim:

    Nasıl ki batı mantığının kurucusu Aristo’dan Olympos’un varlığı karşısında; “Tanrı mutlak özgürdür, Tanrı mutlak öznedir; o halde Tanrı tektir” tarzı bir yaklaşım beklemek imkânsızsa, bugünkü batı için de böyle bir yaklaşım beklemek de imkânsızdır. Çünkü batının karşısında da bu işi imkânsız kılan “üçleme” duruyordu. Hegel’in diyalektiğine sızan üçleme; “tez, anti-tez ve sentez”, yani; “baba, oğul ve kutsal ruh” şeklinde.

    Ancak batı da bu işin içinden zaten çıkamamış ve çıkar yolu Tanrı’yı tamamen reddetmekte bulmuştur. Reddetmesine reddetmiştir, ancak hiç şüphesiz ki kurtulamamıştır.

    ***

    Dünya felsefe tarihinde eleştirel yönüyle tek olarak kabul edilen Ünlü İslam Bilgini Gazali’nin “Tehafütü’l Felasife-Felsefenin Tutarsızlığı” adlı başyapıtı bu amaçla kaleme alınmıştır.

    Gazali’nin, bilginin kaynağı ve değeri konusundaki şüpheci tavrı, öte yandan zirvesinde bulunduğu şöhretin, manevi hayatı için bir tehlike oluşturacağı kaygısı, onda büyük bir bunalıma yol açtı. Bunun üzerine baş müderrisi olduğu Bağdat Nizamiye Medresesini terk ederek uzun bir müddet Şam, Kudüs ve Hicaz bölgesinde sakin bir hayata çekildi, yanlış bilgi vermek suretiyle günaha girmekten kaçınarak ve daha çok ibadet etmek gayesiyle.

    ***

    Hal böyleyken ansiklopedik/ lügat bilgilere dayanarak fetva vermenin veyahut almanın faturaları, zamanı gelip masamızın üzerine atıldığında apışıp kalıyoruz.

    Ak Parti hükümetleri döneminde onca güçlüklere rağmen ve hala ancak kısmen tasfiye edilebilen “Cemaat Yapılanması”nın yanında ikinci bir tehlike daha mı kapımızda?

    Neden olmasın, tanrıyı paranteze alan zihniyetin emperyal organizasyonlarına “alternatif stratejiler” kurma fırsatını böylelikle vermedik mi?

    Elbette ki bir “Tarikat Yapılanması” tehlikesinden bahsediyoruz ve bu tür yapılanmalar, kuşkusuz mezhepsel çatışmaların temel dinamiğini oluşturur.

    Ve belirleyici bir etkinliğe ve çoğunluğa sahip olmasalar bile, bu yapılanmalar kısmen de olsa Ak Parti kadrolarında mevcut.

    ***

    Neymiş efendim; “Kurtuluşa giden yol, tek değildir” ya da; “Bütün nehirler denize akar”mış.

    Akmasına akar da, Ak’ını bokuna karıştırmış olanların nehirleri de denize akar. Ve böylelikle o deniz, kirli atıkların döküldüğü “fosseptik çukuru”na dönüşür.

    Ve bu kirli denizde zehirlenen canlı yaratıklar, yunus balıkları gibi intihar edip karaya vurmaz, birer “canlı bomba” olurlar, başkalarının yaşamı için kendileriyle birlikte, lügat bilgilerle hipnoz edilen ve meydanlara dökülen onca günahsız vatandaşı da beraberinde götürerek.

    ***

    İtalyan asıllı  politik bilimin kurucularından, düşünür ve devlet adamı Niccolo Mechiavelli (1469-1527) olayı çağlar öncesi i özetlemiş;

             “Tükenmenin, erimenin başlarda tedavisi kolay ve anlaşılması zordur; ancak, zamanında keşfedilmediğinde, ya da uygun bir ilkeye göre tedavi edilmediğinde, anlaşılması kolaylaşır ve tedavisi güçleşir… Olup biteni önceden ancak yetenekli kişiler görebilir. Böyle bir mesafeden bakıldığında, doğacak kötülükler tedavi edilebilir, ne zaman ki herkesin görebileceği kadar büyürler, artık bir çare kalmamış ya da çare bulmak oldukça güçleşmiştir.”

    ***

    Evet, şimdi mazeret yok artık, “FG Cemaati” üzerinden yaşanmış bir tecrübe var.

    Uygun ilkeler tespit edilmiştir. Tehlikenin hem anlaşılması daha kolay, hem de tedavi edilmesi.

    Herkesin görebileceği kadar büyümeden.

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim