• BIST 109.050
  • Altın 153,540
  • Dolar 3,8375
  • Euro 4,5051

    İki Yaşam

    15.06.2017 11:29
    Ahmet Rıza Güner / Yazar

    Ahmet Rıza Güner / Yazar

    Sabah erkenden kalktı Tayfun. Annesi heyecanlı idi. Acaba olacak mıydı bugün dilediği şey?
    -‘’Kalk , önemli birgün bugün. Nasıl uyuyabiliyorsun böyle? Ya olmazsa işimiz?’’ dedi eşine.
    -‘’ Nasıl olmaz , belediye başkanını aradım. Parti başkanı ile görüştüm. Herkes ‘olur’ dedi bu iş. Sen canını sıkma’.’’
    Kahvaltı masasına oturdular. Sessizdi Tayfun. Hayalleri vardı. Acaba bugün torpil ile yakın bir şehirde yapabilecek miydi askerliğini? Heyecandan kahvaltı yapamadı. Annesi yemesi için ısrar etse de yiyemedi. 
    Babasına baktı, kendinden emin bir şekilde yiyordu. Demek ki olacaktı bu iş.
    Bir taraftan da torpil yaptığı için vicdanı sızlıyordu. Acaba onun gitmediği yere kim gidecekti. Aman sen de dedi. Kim giderse gitsin. Herkesin öleceği zaman belli değil mi? Annesi öyle demiş ve rahatlatmıştı onu. Ayrıca onun bir işi vardı ve yakın bir yerde yapıp işlerini takip etmeliydi. O kadar işçi çalışıyordu fabrikalarında. Onlara maaş veriyordu, sigortalarını ödüyordu. Az da olsa vergi de veriyorlardı. Askerliğini güneydoğuda yaparsa işleri bozulabilirdi. Sonra nişanlısını görmeden, telefonda sesini duymadan yapamazdı ki.
    Hadi iyi günler diyerek uğurladı annesi. İnşallah bugün torpil işi olacaktı ve oğlu çok uzağa gitmeyecekti. Gitse nasıl dayanabilirdi! Çok seviyordu oğlunu. Onun oğlunun gitmemesi gerekiyordu. Babasına sıkı sıkı tembihliyordu kaç aydır. Olmazsa sakat raporu aldıracaktı. Onun oğlu gitmemeliydi.
    Öğlenden sonra haber geldi. Oğlu yakın bir ilde acemi askerliğini yapacak, sonra orada kalacaktı. Sevinçten havalara uçtu. Dünya onun olmuştu. Akşama tüm sevdiklerini ve oğlunun nişanlısı çağırıp bir yemek vermeyi düşündü ve hazırlıklara başladı.

    Mehmet erkenden kalktı o sabah. Komutan çağırdı. Güneydoğuya kaydırılmıştı birliği. 3 gün içinde hazırlanması gerekiyordu. Evliydi, çocuğu vardı. Onlar geldi aklına. Annesi geldi, kardeşleri sonra. Türkiye’nin bir ucundaydı birliği. Eve gidip gelmesi için zaman yoktu. Yani vedalaşamayacaktı. Aradı evdekileri. Önce ciddi ciddi konuşmaya başladı. Hakkari’ye gidiyordu. Sonuçta dünyanın sonu değildi ya! Fakat konuşma ilerleyince dudakları titremeye başladı. Sonra yaşlar yanaklarından aşağıya süzüldü. Karşı taraftakilerin sesi de bir durgunlaştı. Telefonun her iki ucundakiler birbirini teskin etmeye çalışsa da olmuyordu. Sonra arkadaşlarını aradı. Size emanet dedi. Ben ölürsem size emanet ailem ve çocuğum dedi. 
    Annesi çok ağladı peşinden. Bir görseydim keşke dedi içinden. Kardeşleri de çok üzüldü, ama belli etmediler. Eşi gözyaşlarını bazen içine bazen dışına akıttı.  Ama vatan sağ olmalıydı. 
    Mehmet derinden bir iç çekti. Çocuğunu kokusu geldi burnuna. Burnunun direği sızladı sonra. Birden  ölümünü düşündü. Annesi yaşlıydı, kaldırabilir miydi? Ama vatan sağ olmalıydı. Şehitlik az şey mi dedi kendi kendine. Herkese nasip olmaz dedi,  ama keşke son bir kez görebilseydi. 
    2,5 gün zamanı vardı. Bir gün sürüyordu otobüs ile. Düşündü bir günde giderdi, yarım gün ailesi ile helalleşir, çocuğunu koklardı. Bir günde de dönerdi. Ama olmaz dedi komutan. Göndermem, gidemezsin. 
    Misafirhanede odaya geldi. Sonra bir boş çuval gibi çöktü yatağın kenarına. Koyverdi gözlerindeki yaşı. O da yatağını bulmuş nehir gibi sessizce aktı dakikalarca.
    Ama vatan sağ olmalıydı.

    Vatan Mehmet’in miydi, fabrikaları olan Tayfun’un mu?
    Vatanın Mehmet’e mi ihtiyacı vardı Tayfun’a mı?
    Tayfun’a sorsan o önemliydi bu vatan için. Çünkü işçi çalıştırıyordu. Ülkeye yararlı biriydi. Mehmet’e sorsan o da önemliydi. Çünkü vatanın onun gibi askerlere ihtiyacı vardı.
    Yani herkes memnundu halinden.
    Bir de annelere, çocuklara soralım mı kim daha önemli?
    Çanakkale’de ölenler mi, onlar ölürken evlerinde gizlenenler mi?
    Çanakkale’de savaşıp ölmeden Dumlupınar’da şehit olanlar mıydı  bu ülkenin sahibi, yoksa şehitlerin toprağına çöken toprak ağaları mı?
    Çocuğunun alnına kına yakıp askere kurban edenler midir bu vatanın sahibi, yoksa tanıdığı bütün önemli adamları arayıp askerden kaçanlar mı?
    Tayfun’un annesi mi daha iyi koklar oğlunu Mehmet’in ki mi?
    Kimdi bu vatanın sahibi, kim?
    Herkesin kalbindeki vatan farklı olunca herkesin oluyor tabii ki!
    Ama gerçekten kimindi, bu vatan?
    Tarihin yazdığına bakılırsa Mehmet’indi.
    Sermayeye bakarsan Tayfun’undu.

    Bence vatan Mehmet’in annesinin ve onun yanan yüreğinde,
    çocuğunun kokusunda,
    Eşinin gözyaşlarındadır.

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim