• BIST 106.239
  • Altın 161,217
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671

    İbni Haldun ve Üniversitesi

    29.10.2017 08:54
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

    Evet, nihayet İbni Haldun’un adı anıldı bu ülkede; bir üniversiteye adı verilerek.

    Yüzyıla yakın bir eğitim-öğretim süreci içinde, çok kısa satırlarla geçiştirilen, sadece kimliği ve yaşadığı dönemi ile yetinilen, eserlerine içerik yönüyle hemen hemen hiç değinilmeyen felsefe ya da sosyoloji kitaplarında yer aldı.

    Bihaber dardı bir büyük bilim ve devlet adamından kendi dünyası. Nedeni de hiç kuşkusuz bilinmiyor değil; öncesi bir tarafa, üniversite müfredatında bile yer verilmedi yeterince eserlerine ya da evrensel ölçekli kuramlarına.

    Elbette ki bendenizin de herkes gibi pek bilgisi olmayacaktı ya da olma şansı çok azdı; ta ki 2009 yılında birinci baskısı çıkan ve Avusturya kökenli felsefe tarihi Profesörü Franz Martin Wimmer’in Kültürlerarası Felsefe” adlı eserini okuyuncaya dek.

    ***

    Bakın ne diyor ünlü yazar, adı geçen eserinin 197’inci sayfasında; “İbni Haldun’un tarih ve kültür felsefesi teorisinin, dünya çapında başkaca bir örneği yoktur. Yüksek politik ve akademik görevlerde bulunan İbni Haldun, arkasında kapsamlı bir dünya eseri bırakmıştır.”

    Aynı eserin “Tarih ve kültür felsefesi” bölümünün ikinci paragrafında ise şöyle devam eder yazar: “İbni Hldun’un yeni bilimi, kültür için, yani insanın ortak yaşamı ve ortak yaratısı için zorunlu olarak onun doğasından kaynaklanan her şeyi kapsar. İbni Haldun, metodolojisiyle geçmişe ait yanlış bilgilerin doğru, mümkün olmayanların mümkün görülmemelerini güvencelemek ister…”

    ***

    Ne garip değil mi değerli okurlar; en azından benim için öyle. Kendi öz değerlerini, dış dünyasından, kendi ülkesiyle bunca dramların yaşandığı batı bloku ülkelerinden birinin vatandaşı olan bir yazarın eserinden öğrenmek.

    ***

    Benzer başka bir örnek İngiliz tarihçi Arnold Joseph Toynbee’den; “Bulutlara yükselen ve bir kâinat öğretisine dönüşen İslam Medeniyetinde çöküşün sinyalleri yayılırken, tekrar zirveye çıkmasını başarabilen İbn Haldun, yükseklerde ‘bulutları dağıtan bir rüzgâr’ estirir: ‘Mukaddime’ ile. Ve şimdiye kadar hiçbir çağda, hiçbir insan zekâsı böyle bir eser yaratmamıştır.”

    On yıl bile olmadı bunları öğreneli ve o an koştum bulunabilme ihtimali en yüksek olan Beşikçi Kitabevi’ne. İki cilt halinde hazırlanan O muhteşem başyapıtı bir çift takunya parasına satın aldım; ne yazık ki değerlerin git gide değersizleştiği bir dünyada.

    ***

    Kuvvetli bir zihin faaliyeti, yetenek, zekâ ve duyarlılıkla yazılan mukaddime, kelime anlamı “giriş” demektir. İnsanın siyasi ve toplumsal örgütlenmesinde meydana gelen değişikliklerin bir modelini ortaya çıkarmak için bir tarihçinin giriştiği “ilk” ve “tek” caba olarak kabul edilir.

    Mukaddime bir hamlede fethedilemez. Atıfların ve imaların karanlık dehlizlerinden geçeceksiniz. Tanımadığınız/tanışmadığınız mefhumlar kesecek yolunuzu. İbni Haldun külliyatını incelemeyen, araştırmayanlara sırlarını ifşa etmez o eser. Mukaddime ne bir sosyoloji ne de bir tarih kitabıdır. O hem çözümleyici, hem de birleştirici bir tarzda incelenen ögelerden oluşan dev bir medeniyet ve beşeri ilimler ansiklopedisidir.

    ***

    Ve eserinde şöyle der İbni Haldun: “Herhangi bir ilimde bilgin olmak için gereken ilk bilgileri, o ilmin kaide ve kurallarını ve ilimde incelenen meseleleri asıl ve esaslarından, başka bir deyimle “külli-bütünsel” olan usullerinden “fer’i-ayrıntı-teferruat” olan meselelerini çıkarabilmekle olur. Her hangi bir ilimde bu huşularda meleke keşfedilmedikçe o ilimle meşgul olan kimse onu iyice kavramış ve bilmiş sayılmaz. Bu meleke, fehm, anlam ve ezberlemeden başka bir şeydir.”

    ***

    İbni Haldun sadece tarihle uğraşmaz. Eserlerinde medeniyetlerin doğuşunu, yükselişini ve çöküşünü çözümler. Masalcıların masallarını yıkmaktır onun hedefi. O, çağını yakalamak için eğilir tarihe. Çünkü her tarih eseri, doğrudan doğruya veya dolaylı olarak yazarın hayat tecrübesine bağlıdır. Bu hayat tecrübesi de hiç kuşkusuz bir kültür ve medeniyet ortamında oluşacaktır. Onun amacı rivayet etmek için tarih yazmak değildir. Onun yapmaya çalıştığı şey, kendisinden önceki büyük tarihçiler olarak bilinen şahsiyetlerin hata yaptıklarını gördükten ve hesaba katmadıkları başka bir bilimin kuralları olduğu bilincine vardıktan sonra onu aramaya koyulmaktır. Çünkü onun nazarında tarih “külli-bütüne, genele, tüme değgin, tümle ilgili” bir ilimdir.

    ***

    İbni Haldun, tarihin bir ilim olduğunu, geçmişi bilmekle insanların “hal- şu an’ı” değerlendirebileceklerini söyler. Ve devam eder; bir su damlası diğer su damlalarına nasıl bir benzerlikleri var ise bir milletin geleceği de geçmişe aynı derecede benzer demektir.

    Yine ona göre tarih; “sıklet merkezliği” yapan bir bilgidir. Sıklet yani ana güç merkezi şeklinde hukuki bir terime de evrilebilen tanım, yani bir araştırma ya da gözlem sürecinin temel bilgi konusu ya da bir gözlem dağılımının ortalama eğilimi olan “ağırlık merkezi” dikkate alınarak, toplumsal-sosyolojik oluşumların en yoğun ve en dinamik kısmının bulunduğu nokta merkezi tespitlere ulaşmak demektir.

    ***

    Bir tarihçi olmamam hasebiyle, henüz bir ciltlini dahi bitiremediğim “Mukaddime”den anlayabildiklerim ya da çıkarımlarım ancak bu şekliyle özetlenebilir. Hal böyleyken günümüzde popüler tarihçi sıfatıyla bilinen şahsiyetlerin “kurnazlık” yaparak, Türk ve Osmanlı Tarihinde önemli bir yere sahip olan Kayı Boyunun 2 ok ve 1 yay figüründen oluşan “IYI” simgesini alıp, batının şeytani stratejilerinin “ağırlık merkezi”ne oturtarak siyasi parti kurmalarına ne demeli?

    Ya da yeni küresel güç haritalarının değiştiği, güç merkezlerinin yeniden doğuya evrildiği bir dönemde, tekrarından bir “Truva Atı” olma denemesi, kazanmayı değil de kimilerini “kaybettirme” tuzağının için çekmektir esas hedef?

    ***

    Tüm bunların cevabını İbni Haldun Üniversitesi’nin açılış konuşmasında Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan verdi:

    Sahile vuran çocuk cesetleri, batı medeniyetinin mezar taşlarıdır.”

    Umarız, ölümünden 611 yıl sonra kurulan bu üniversite, İbni Haldun metodolojisi ölçü alınarak yalnızca geçmişi kavrayarak değil, tüm insani toplumların gelişme ve çöküşlerindeki genel yasaları bulmak ve böylece bir toplumun, topluluk oluşturucu “güç-asabiye”nin temelindeki ritmik yükselişlerine ilişkin tarihsel dinamikleri gören, kısacası “görünmeyeni gören” nesiller yetiştirir.

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim