• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242

    Hey Dostum “Che..!”

    12.09.2016 04:21
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

    v-004.jpg

    Uzun yıllar önce unutamadığım bir pazar günüydü. Çünkü kitap alış-veriş yaptığım günler, genellikle pazar günleridir. Uzun Sokak’ta Ra Kitabevi’nin raflarında gezinirken, bir ara yanı başımda 20’li yaşlarda vardı yoktu, bir genç delikanlıya ve elindeki kitaba gözüm ilişti. Kitabın adı “Sosyalizmin İktidarı Üzerine”, yazarı ise Che Guavera’ydı.

    Büyük bir özveri ve özenle kendini kitaba verdiği her halinden belli olan genç arkadaşımız, kitabı evirip çevirirken ara sıra da birkaç satır okuyadursun, ben de hemen önümdeki rafta gözüme ilişen Ken Keyes Jr.’ın düşük bilinç merkezlerinden ve bağımlılıklarından kurtulup nasıl özgür ve mutlu olunacağına dair bir başyapıt olan eseri “Yüksek Bilinç Kılavuzu”nu elime aldım ve: “Eğer kabul ederseniz, benden hediye olsun” diyerek kitabı kendisine uzattım.

    ***

    Hiçbir şey söylemeden hafifçe gülümseyerek yüzüme baktı ve “hele bir bakayım” dercesine kitabı eline aldı. Ben de yine kitap raflarına döndüm, lakin bir gözümle de kendisini takibe aldım. Verdiğim kitabı da mercek altına alır kendince, ancak bu sefer birincisi kadar özenle ve özveriyle değil. Bakar, başparmağıyla yapraklarını hızlı hızlı çevirir, ara sıra başka yerlere dalar, sonunda hiçbir şey anlamadığını belli edercesine, ancak bu sefer teşekkür ederek kitabı bana uzatır. Yapılacak bir şey yok burukluğuyla yanından uzaklaşırken, az önce elindeki kitaba yöneldiğini izledim yan gözlerle.

    Ve büyük bir ihtimalle yine o kitabı satın almış olmalı; ”Hey dostum Che..” dercesine.

    ***

    Yukarıdaki fotoğrafı dikkatlice izlemek gerek; kasık gözler, çatık kaşlı asık bir surat, saçı sakalı birbirine karışmış, başında ise bu fotoğrafında olmayan ve içinden beyaz güvercinli devrimler çıkaran o sihirli eğri bereli kep, Amerikan kovboyları gibi ağızda çiğnenen yüz dolarlık bir puro…

    İnsanların örnek bir lider arayışı içinde oldukları hep bilinen bir gerçek.

    Hele de "Gençlerin İdolü" şeklinde çok benzetme duyarız. İdol aslında geldiği kelime kökü itibariyle tapınılan şeylere verilen addır. Genellikle romantik “halk kahramanı” şeklinde piyasaya sürülürler.

    Özellikle de gençler hayranlık duydukları kişiler hakkında daha bilinçli olmalılar ve kendilerini bunlara aşırı kaptırmamalılar" diyebiliyoruz. Bunu demek kolay, ancak bu sanıldığı kadar kolayından başarılabilecek ya da korunulabilecek bir tehlike değildir. Aşırı hayranlık duymak bizi gerçek sevmemiz gerekenlerden, hayatın gerçeklerinden alıkoyan, hayatımızı verimsizleştiren, kişilik oluşumunu geciktiren, hatta engelleyen temel sorunlardan biridir.

    ***

    Aslında Arjantinli bir Doktor olan Ernesto “Che” Guavere, bir halk kahramanı olarak tanıtılır genellikle, kendisi için hazırlanan belgesellerde, yazılan kitaplarda, TV ekranlarında; özenle hazırlanan devrimci-devirmeci, duygusal-romantik müzik parçaları eşliğinde…

    Hele bir You-Tube’da, Nathalie Cardone’den bir dinleyin Che için bestelenen “Hasta Siempre-sonsuza kadar” adlı parçayı. Issız eski ahşap bir viranede, etrafında militan askerlerin ayakta durduğu uzunca bir masanın üstünde gözleri açık giden Che’nin cesedi yatıyor. Bizim güzel Nathalie içeri girer ve Che’nin cesedine bakar da bakar. Ve dışarı çıkar, eline kaptığı kaleşnikofla etrafa mermiler yağdırır. Belli ki kendisinden olan kucağındaki bebek ve omuzundaki silahıyla intikam için yola koyulur.

    Yolu artık Che’nin yoludur sonsuza dek.

    İzleyenleri, özellikle de genç izleyicileri hayal dünyasına götürüp bir daha geri getirmeyen “feed back-geri besleme” türü kurgulardan sadece biri.

    ***

    1960-70’li yıllardı. Bırakın üniversite gençliğini, lise düzeyinde bile kullanıldı “idol virüsü”, gençken eğilirse bir kez daha belini doğrultamayacak olan dinamik kitlesi üzerine.

    Ve bizler lise sıralarındaydık 70’li yıllarda, özellikle sol cenahın bölük pörçük klikleştiği, baklava dilimini andıran Leninci, Maocu, Enver Hocacı, daha da adlarını unuttuğum ayrışmalara evrildi “sol”, her ne hikmetse.

    Efendim, kimilerine göre SSCB gerçek bir sosyalist ülke, Stalin ise gerçek bir yoldaştı. Kimilerine göre ise SSCB, polit büro diktatörlüğü şekliyle oportünizme evrilmiş, Stalin ise Sosyal bir faşistti.

    ***

    Sol yakasının üstüne toplu iğnelerle iliklediğimiz “Che Guavera” fotoğraflı gerilla tipi parkelerimizi giyer, mitinglerde  yeri göğü inletirdik; “Bağımsız Türkiye”, ya da “Kahrolsun Amerikan Emperyalizmi” veyahut benzer sloganlarla.

    Ama “asıl gerçeğin” gözümüzü çıkarırcasına Boztepe’de kurulduğunu, rakibini gözetleme amaçlı konuşlandırılan ABD radar üssünde gizli kurgulandığını nasıl görecektik?

    Bizim Boztepe’den gözetlenen süper güç, kendisini gözetleyen diğer süper gücün hemen yanı başında, adeta bir tatil köyü olan Küba’nın benzer bir tepesinde konuşlanmış, o da rakibini oradan gözetliyormuş meğer.

    Hangi bilinçle analiz edilecekti bu gerçekler?

    Masallardan öte ne öğretildi ki bize?

    O taze beyinlerimize tapulardan, dogmalardan, soyut kavramlardan, kutsal liderlere itaat etmekten başka ne sokuldu ki?

    Kendimiz gibi olmayı, başkasına/başkalarına benzememeyi başarmak için fırsat mı verildi bize?

    ***

    Gözünün önündeki gerçekleri ıskalayan zihin, bırakın Che Guavere, ya da Stalin’i, Lenin’in bile gerçek bir devrimci ya da halk kahramanı olup olmadığının tespitini nasıl yapacaktı?

    Ki o Lenin, “Alman Gizli Örgütü” adına çalışan profesyonel bir ihtilalciydi.

    Birinci Dünya Savaşında Almanya, kendi yükünü hafifletmek için Rusya’daki “Bolşevik”  eylemlerini destekliyordu. Bu amaçla Rusya’yı savaş dışında tutmak  için Lenin’i bir Alman Treni ile Petrograd’a ihtilali gerçekleştirmek için gönderdi, nitekim öyle de oldu. Böylelikle Rusya, savaşın bitiminden bir yıl önce 1917 İhtilali ile savaş dışı bırakıldı.

    Rusya bu hareketi engelleyemeyince, ihtilal hareketinin  içine bir Rus Ajanı olan Stalin’i soktu. Ve böylelikle “Car Ailesini” feda etti ama hareketi millileştirmeyi de başardı.

    ***

    Arjantinlilere özgü, “hey dostum”, veyahut da “birader” anlamına gelen “che” lakabıyla anılan, aynı zamanda da babasının adını alan Ernesto Che Guavera’nın aslı, İrlanda kökenli “Lynch Ailesi”dir. Atası Patrick Lynch, 1715 yılında İrlanda’nın Galwey kentinde doğmuş, sonradan ise İrlanda’yı terk edip İspanya’nın Bilbao şehrine, oradan da Arjantin’e yerleşmiş.

    1900 yılı doğumlu babası Ernesto Guevara Lynch ise, 1927'de Celia de la Serna ile evlenmiş ve üç erkek, iki kız çocukları olmuştur. İşte üç erkek evlatlarından biri olan ve babasının adını alan Erneste Che Guavera.

    ***

    ABD’nin, kısmen de Fransa ve İngiltere’nin Güney Amerika ülkeleri olan Brezilya, Arjantin, Kolombiya, Bolivya, Küba, Venezüella gibi enerji kaynakları bakımından zengin olan bu ülkeleri, petrol savaşları ve iç savaşlar ile dizayn etmişlerdir.

    Bunları yaparken de asla ceplerinden tek dolar harcamazlar. Kullanacağı serserilere önce en pahalı uyuşturucu olan kokainden para ve güç kazandırırlar. Fidel Castro gibi baba serseriler imal eder, ya da uygun ortamı hazırlar, bu küçük serseriler de pazarlar. Ancak bunlar hep “Marksist- Leninist” olurlar ve bolca devrim yaparlar. 
    Süper güçlerin işaret ettiği ülkelere, devletlere saldırırlar, devlete saldırınca da ekonomi düzelecek, sömürü kalkacak, fabrikalar açılacak, üretim artacak, refah olacak, mazot ya da her türlü enerji ucuzlayacak, elbette ki bu arada işçi ücretleri de bol miktarda artacak ve böylelikle üretim araçlarına el konulunca da “proletarya diktatörlüğü” kurulmuş olacaktır.

    Ama ne hikmetse bu küçük serseri dangalak kahramanlar, nereye el atsa devrim diye, hep ABD, İngiltere, Fransa veyahut Almanya kazançlı çıkar. Çok basit bir strateji mantığıdır; Küresel sömürü oligarşizmi, eğer ki sizin etinizden, sütünüzden, yününüzden faydalanmayacaksa sizi ünlü bir kahraman yapmaz. Yapsa bile böyle serseri, küçük abdal bir kahraman yapar.

    Peki nasıl olur bu, serseri, küçük abdal bir kahramanlık?

    ***

    Bir kere süper güçler, kendi uydusu haline getirilecek ülkelerde, hatta kahraman yapacak olduğu küçük serserilerin ülkesinde bile bir takım ayaklanma ve terörist eylemleri, yine bu küçük abdal serserilerin eliyle gerçekleştirir. Sosyalist/Komünist ayaklanmalar kurgulanır ve hayata geçirilir. Bunlar yapılırken de, on binlerce masum insan duvara dizilip idam emri verilir ve gerçekleştirilir. Bunun birkaç mislisi de işkenceye maruz kalır, sakat bırakılır. Fidel Castro ve Che Guavera’nın devrimcilikleri böyle bir alt yapıya sahiptir.

    Rusya’nın nükleer silah kullanmak suretiyle ABD’yi yok etmesiyle çok mutlu olacağını dile getiren, ancak aile şirketlerinin ABD derin devleti ile her türlü melaneti işleyen bir devrimcidir Che Guavera.

    Öte yandan; “Savaş, düşman onu nereye götürüyorsa oraya kadar götürülmelidir. Nerede bulunuyorsa ona saldırılmalı, geçeceği her yerde onu köşeye sıkıştırılmış bir hayvan duygusu verilmelidir” gibi söylemlerle kahramanlık taslar. Ona karşı çıkan herkes de düşmandır.

    Bu da demektir ki Che, avcı olmuş oluyor, karşısındaki düşman, yani anti-komünist olan da av oluyor.

    Dolayısıyla düşmana yapılan saldırı da o derece makul, mantıklı ve meşru olmuş oluyor.

    Ve devam eder Che; “O zaman onun, yani düşmanın morali bozulacaktır. Gittikçe daha da hayvanlaşacaktır. Böylece biz onun çöküntüsünün belirtilerini daha da açık görmüş olacağız.

    ***

    Ancak, burada bir parantez açarak devam edelim; bir bayram arifesinde “Che” başlıklı bir yazının neden yazıldığına dair.

    Doğruların ya da yanlışların söyleneceği zaman ve mekânları vardır; özellikle de bu doğru ya da yanlışların kim/kimler tarafından söyleneceği de çok önem arz eder. Kitlelere mal edilen böyle hassas ve kendi mantığının derinliğinde incelenmesi gereken küresel bir stratejinin ve o stratejinin hazırlanmasında, büyük bir özen gösterilip, profesyonel bir emek sarf edilerek “idol” olarak yetiştirilen abdal ve küçük kahramanların deşifresi, TBMM Başkanına münhasır bir siyasi üretim olamaz. Ya da Che Guavera’nın bir katil olduğunu söylemenin yeri TBMM kürsüsü değildir. Laiklik konusunda da aynısını yapmıştır Sayın Kahraman. “Varan üç” olduğunda, eminim ki Reis kendisini sepetleyecektir.

    ***

    Evet, gel gelelim “epistemik-hakiki” Che Guavera’ya…

    1974 yılında “Lynch Ailesi” şirket halini alır; daha doğrusu şirket halini almalarına izin verilir. Baba Ernesto Lynch, tam bir finans cambazıdır. Katolik oldukları için kilise ile para transferi hareketleri kontrollü olarak, kontrolleri altına verilir. Her türlü kaçakçılık işlerine el atarlar; Kongo’da silah ticareti, Libya’da kokain ticareti, Latin Amerika ülkelerinde kooperatifler şeklinde sözüm ona tavuk çiftlikleri şeklinde kurulan, ancak piyasaya “bayat et” süren, özellikle İngiltere ile tekstil ticaretine giren bir Lynch Aile Şirketi.

    Ama tüm bu vergisiz kazançların bir şekilde ABD’ye götürülmesi, yani aklanması gerekir; Latin Amerika’da topla, Kuzey Amerika’ya taşı.

    O zaman ne yapılması gerekir?

    Lynch Ailesinin bir ferdinin, o da ailenin deli oğlanı olan oğul Che Guavera biçilmiş bir kaftandır; Küba’da içki kaçakçılığı organizasyonunun patronu olan Fidel Castro ile ortak çalışması sağlanır. Böylelikle “Castro-Che Guavera” ortak holdingi kurulmuş olur. Ve vergisiz kazançlar, bu holding sayesinde ABD’de aklanmış olur.

    Ancak bu faaliyetler ABD yasalarına göre suç teşkil ettiği içindir ki, bu muhteşem devrimci şirket ile ABD derin devlet arasında sürekli bir işbirliği sağlanması elbette ki kaçınılmaz olacaktı.

    Bu döneme rastlar, ilk Katolik başkan olan J.F Kennedy’nin bu yasa dışı faaliyetlerinden haberdar olması. Bu edinilen bilgi kendi sonunu getirdi, derin devletin kontrolünde olan CIA tarafından öldürülerek. Daha doğrusu sadece bu değil, birçok öldürülme gerekçeden bir önemlisi de buydu.

    ***

    Evet, sonunda oyun nerede bozulmuş, ya da zincir nerede kopmuş?

    Ne de olsa cahillik ya da cehalet başa bela; Che Guavera, en karlı iş olan kokain işini ABD’nin yanı sıra aynı işi Fransa ile yapmaya kalkması, özellikle de ABD’yi satarcasına CIA’den gizli yapmaya kalkması kendi sonunu getirdi. İş görüşmesi için gittiği Paris’ten dönüş yaptığı anda CIA tarafından öldürüldü.

    Ancak dünyanın sonu gelmez ve baba Ernesto işi tamamlar. Yani oğlu Che’ye saygı duymada kusur etmez ve emeğinin karşılığı olan tüm parayı ABD’ye transfer eder.

    Sonunda kuşkusuz baba Ernesto da ölecektir, ancak İspanyol olan anne Celia’nın hatırına Lynch Şirketi’nin logosu “boğa” olarak değiştirilir.

     

    Oleeeee…

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim