• BIST 83.048
  • Altın 146,881
  • Dolar 3,7605
  • Euro 4,0391

    Havalimanı Terörü ve “Simetrik Dengeler”

    04.07.2016 08:15
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

    1v2a9705.jpg

    Yukarıdaki tablo, dikkatlice incelendiğinde terörün stratejik plan ve hedeflerde kullanılmasının ön koşulu olan ve ideolojik yönüyle oluşumunun izahı ile ilgili-çok daha profesyonel ve uzman diliyle de olmasa bile-bir ipucu niteliğinde olup, olayı daha basit ve anlaşılır bir düzleme taşır kanaatindeyim.

    Çünkü ülkemizde, terör olgusuna hala mesafeli ve toleranslı yaklaşılmakta, hatta destek mahiyetinde davranış biçimleri sergilenmektedir. Ve bu davranış biçimleri, tabloda da belirtilen ve terörü besleyen ilk üç ana parametreyi ayakta tutabilmektedir.

    ***

    İlk aşamada terörün ideolojik unsurunun ve alt yapısının oluşturulması ile ilgili “ortam”ın hazırlanması aşamasıdır ki; bu aşama örgütün siyasi hareket noktasını belirlemek, hedef ve uygulama alanı olarak seçilen bölgeyi ya da ülkeyi sosyal ve ekonomik yönüyle “doğru olmayan yoksun” bir yapıya dönüştürmek ve bu şekilde “yoksulluk” kokan bir alt zeminin inşa edilmesi süreci tamamlamak.

    ***

    İkinci aşamada örgüt, benimsediği ideoloji doğrultusunda ilerlemekte, stratejisini buna göre yavaş yavaş belirlemektedir. Aynı zamanda bu aşamada örgütlerinin “siyasi eğitim” adını verdikleri faaliyetlerin amacını belirlenmek, örgütün dayandığı temel ideolojiyi örgüt mensuplarına benimsetmek ve onları örgütün hedefleri doğrultusunda “bilinç” düzeyinde eğitmektir.

    Böylelikle var olan düzenin adil olmadığı, eşit ve adil olanla karşılaştırılıp bilinç düzeyi, “gücenme” ve “rencide edilme” dürtülerinden oluşan bir “içgüdü” ile şekillendirilir.

    ***

    Üçüncü aşamada, örgütün siyasi ve ideolojik eğitiminin tamamlanması diyebileceğimiz bu süreçle, örgüt mensuplarının örgüte bağlılıkları sağlanır ve birinci ve ikinci aşamada belirlenen negatif oluşumların sahibi/sahipleri ve sorumlularının yanında örgütsel ve kurumsal anlamda idari-yönetsel yapılar belirlenir ve adil olmamakla suçlanır.

    Kişinin kendi toplumundan kazandığı inanç ve kültür değerlerinin reddettirilmesiyle yeni bir kişiliğe büründürülür. Ve büyük bir titizlikle hazırlanan “yan bilinç”, artık tepki vermeye hazırdır.

     

    ***

    Son aşamada, ülkenin kötü idare edilmesinden sorumlu tutulan kişi ya da kişilerin kötü, zalim, diktatör oldukları şeklinde bir ön yargı oluşturulur. Yan bilincin de itkisiyle kendilerinin ötekileştirici ve insan yerine konmama koşullanmışlıkla gelişen tepki, nihayetinde “terör” olarak kendini gösterecektir.

    ***

    Peki, nasıl oluyor da, “belli bir davaya” inanmış, özellikle genç kişilerden oluşan ve sosyal medyanın da işletilmesiyle örgütlenmeyi, dayanışmayı çok kısa bir sürede ve kolaylıkla “mobilize” edebiliyorlar, aynı veya farklı mekânlarda çok büyük kalabalıkları toplayabiliyor, hatta kişinin bu dava uğruna kendini yakması veyahut da onlarca, yüzlerce insanın yanında kendi canını da yok edecek bir “canlı bomba” olması sağlanabiliyor?

    İzahı zor bir konu, ancak ilk üç aşama, yeni kullanılabilir bir bilincin yaratılması için “bilinçaltı kurgulama”, yani psikanaliz yöntemlerinin kullanılmasıyla sağlandığı kanaatindeyim.

    Kapalı grup ya da gruplar oluşturularak, zihne “sen yüksek bir ideal için intihar edersen tarihte iz bırakırsın” tarzında telkinler zerk edilir. Kişinin kendisine veya aidiyet duyduğu topluluğa karşı var olan (veya var olduğu düşünülen) tehditlere duyduğu öfkenin saldırganlık ve yok ediciliğe evrilmesi bu tür eylemcilerin ortak özelliğidir.

    Ve son aşamada adeta uzaktan kumandalı kullanılabilen, gerektiğinde “kendini yakan”, gerektiğinde de bir “canlı bomba ”ya dönüşen ve artık “zihinsel sorgulama” yeteneğini kaybeden bir yan bilinç ancak bu şekilde patlatılabilir. Aksi bir durum zaten söz konusu olamaz.

    ***

    Şimdi de Türkiye güncelliğinde gelişen en son “canlı bomba” terörünün siyasi, iktisadi ve sosyolojik yansımalarına kısaca değinmek gerekirse;

    Türkiye’deki terör sorununa dikkatle bakıldığında, terörle mücadelenin uzun sürece yayılmasından dolayı, “sorunlardan beslenen terör” olgusunun yanında, “terörden beslenen sorunlar” olgusunun da oluştuğu görülecektir. Terör sorununun uzun süre var olması, ayakta kalması, hayatiyetini devam ettirmesi terörün bizzat kendisini bir sektör ya da endüstri haline gelmiş olmasından kaynaklanmaktadır.

    Bu durumda terör örgütleri PKK, DAEŞ, PYD, ya da benzerleri, silah ve uyuşturucu kaçakçılığı, gasp-soygun, sahte kimlik ve pasaport temin etme, göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti, adam kaçırma, fidye ve haraç alma, kara para aklama gibi buna benzer her türlü yolsuzluk faaliyetlerinden finans sağladıkları, sağlanan bu kaynaklarla farklı ideolojideki terör örgütleri bile, birbirini güçlendirmesi şeklinde kullandıkları yönüyle de karşımıza çıkmaktadır.

    ***

    Farklı ad altında kurulan terör örgütleri farklı ideolojilere sahip olmakla birlikte aynı sorunlardan beslenmektedir. Bunun yanında, her bir örgüt farklı ideolojide olmalarından ötürü çatışma ortamında birbirini beslemiş ve güçlendirmiştir ki devlet-vatandaş ilişkilerinin eski dönemdeki sorunlu halde olması da bu duruma katkıda bulunmuştur. Mevcut örgütlerin benzer sorunlardan beslenmesi olumsuz bir durum olmakla birlikte, aynı soruna yönelik geliştirilecek makro ve mikro düzeydeki politikaların başarılı bir şekilde uygulanması, aynı anda birden fazla örgütle de mücadele edilmesi gibi avantajlı bir durumun da ortaya çıkmasını sağlayacaktır.

    Yani, tek panzehirle birkaç zehir etkisiz hale getirilmiş olunacaktır.

    ***

    Peki, son havalimanı canlı bomba saldırılarının güncelliği ya da “zamanlaması” analizine ne diyebiliriz? Son günlerde bu olayı etkileyecek ya da tetikleyecek gelişmeler ne olabilir?

    Uluslararası politik düzlemde denge, ezeli düşmanlıklar yerine güç dengeleri ve çıkarlar esas alınarak sağlanır.

    Bir kere Türkiye İsrail anlaşmasının temel nedeni Mısır, Doğalgaz ve Doğu Akdeniz'in güvenliği içindir. Rusya'nın bölgeye taşındığı bir dönemde, Türkiye - İsrail dayanışması kısmen bir denge oluşturacaktır. Türkiye, “Bağımsız Kürdistan” çabalarına karşı daha etkin mücadele imkânına kavuşacaktır.

    Bunun da anlamı, ister istemez Türkiye ABD'ye karşı Rusya ile de alternatif simetrik bir denge daha kuruyor şeklinde tanımlanabilir. Yani, Rusya ile normalleşmenin anlamı veyahut temel nedeni, ABD'nin bölgedeki tek yanlı Kürdistan politikasına karşı bir güç dengesi kurmaktır.

    Bölgede kurulacak bağımsız bir Kürdistan veya Kürt Koridoru, Rusya'nın bölgesel müttefikleri İran, Irak ve Suriye için hayati bir önem taşımaktadır. Türkiye, kendisi kadar güçlü olmayan ve “Kürt ayrımcılığı” ile temelinden sarsılacak, hatta parçalanabilecek bu üç ülkenin toprak bütünlüğünün sağlanması konusunda da önemli bir koz elde edecektir.

    Ve Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri'nin tek yanlı dayatmalarından ancak bu şekilde, “simetrik dengeler” oluşturmakla kurtulabilir.

    Belli ki bu yeni dengelerin iz düşümleri, karşı dengelerde yer alan çıkar guruplarını olumsuz yönde etkileyecek ve doğal olarak bu yeni dengelere karşı bir tepki oluşacaktır. Bu denli küresel çapta çıkar gruplarının tepkileri de hiç kuşkusuz kendini “terör” olarak gösterecektir.

     

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim