• BIST 89.282
  • Altın 145,897
  • Dolar 3,6363
  • Euro 3,8917

    Hastalıklı “Akademik Hafıza”

    21.01.2016 13:25
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

    Şöyle bir başlangıç özetiyle konuya girelim:

    Türkiye’nin, Suriye coğrafyasında, özellikle de kuzeyinde, 900 km’yi aşan sınır bölgesi boyunca, tıpkı Kuzey Irak’ta olduğu gibi siyasi, iktisadi ve kültürel yönüyle etkin bir aktör olmaması için nasıl ki Işid ya da Deaş ile PYD gibi paramiliter terör örgütleri sahaya sürülmüşse, Irak coğrafyasında da benzer uygulamayı görüyoruz; Türkiye’nin K.Irak Barzani yönetimindeki bölgede elde ettiği üstünlüğünü ve etkinliğini kırmak, kurulan bu ittifakı bozmak için bu sefer PKK sahaya sürülüyor.

    ***

    Türkiye’nin Güney Gaz Koridoru bünyesinde gerçekleşecek TANAP projesiyle bölgedeki belirleyici gücünü artırarak, özellikle de Rusya’nın ağırlıklı olarak Avrupa’yı besleyen enerji hattını By-Pass etmek suretiyle bölgedeki enerji dengelerini kendi lehine çevirir korkusunu taşıyan batı, özellikle de AB ve de Rusya, Suriye’de konuşlandırılan Işid’i kendi kapılarını açan bir “İngiliz Anahtarı” gibi kullanarak bir biri ardına ortaklaşa düzenledikleri operasyonlarla Türkiye’nin bölgede elde etmek istediği etkinliği kırmak, bertaraf etmek ve böylelikle Irak ve Suriye’nin kuzey bölgelerini kapsayan ve Doğu Akdeniz’e ulaşan bir koridor açmasını önlemek uğraşında; arka planda uygulanan “ana strateji” budur.

    ***

    Ve bu ana stratejinin gerçekleşmesinin adeta olmazsa olmazı olarak gördükleri, Türkiye’nin güney doğu bölgesinde PKK sayesinde bir “iç savaş” çıkartılmasıdır; ya da en azından bu sağlanamazsa da böyle bir görüntünün ülke içinde yaratacağı “negatif etki”nin hükümet üzerinde bir baskıya dönüştürülmesi ve başkanlık sistemini içine alan yeni bir anayasa başta olmak üzere tasarlanan reformların hayata geçirilmesini önlemek.

    ***

    Evet, bölge ve dünya sorunlarının derinlemesine analizi yapıldığında çok daha ayrıntılar üzerinde durulabilir, ancak bu günkü durum böyle ve bunda şaşılacak, anlaşılmayacak bir yön de yok. Nedeni de tüm bu olup bitenler, batı dünyasının yüzyıllardır bölge üzerinde kurguladıkları ve uyguladıkları stratejilerin klasikleşmiş ruhunu yansıtır.

    ***

    İşin anlaşılamayan ya da anlamakta zorluk çekilen yönü ise, bölgede belirleyici bir güç oluşturma uğraşında olan bir ülkeyi durdurmak ve eski “statik-durağan” yapısına hapsetmek isteyen güçlerin, o ülkenin muhalefet kulvarını- adeta bir “can simidi” olarak-kendisine nasıl bir çıkış yolu olarak kullanabilmesidir.

    Esas izaha muhtaç konu veya sorun budur.

    Başta ana muhalefet partisi ve başkanı ile toplumun bilgi ve bilim akışını sağlamak gibi ulvi bir misyonu üstlenmiş olması gereken “akademisyenler”, nasıl olur da şeytani arşetip stratejilerin değirmenine su taşırlar?

    Nasıl olur da bir insan egosunu ve rasyonel düşüncesini “şeytanın hizmetine” bu denli tutsak eder?

    Nasıl olur da bir insan, kendisini acı ve zevk arasında zıplayan bir “yo-yo”ya çeviren bu etkisiz, değişmez ve beyinsel donmuşluğa sebep olan bir zihinsel programa saplanıp kalır.

    Yürümesi olanaksız olanı yürütmeye çalışmak, belki de birçok ilkel hayvanınkinden daha inatçı bir tavırla hatalarını körü körüne tekrarlamak.

    Neden?

    Mekanizmaya kum döken nedir?

    Werner Erhard bir farenin bile sonuçsuz kalmaya mahkûm olan ve kendisine hiç bir yarar sağlamayan davranış biçimlerinin tekrarından kaçındığını belirtir.

    ***

    Ortadoğu’nun “kilit ülkesi” diye tabir edilen Türkiye’yi, yüklendiği bu yeni vizyonu yok etmek isteyen güçlerin tek hedefi, o kilidi kendi ülkesinin lehine olan kapıları açmak için kullanan aktif bir cumhurbaşkanını etkisiz hale getirmekse, bunun karşısında ana muhalefet partisinin genel başkanı kendi cumhurbaşkanına çıkıp “diktatör bozuntusu” diyorsa, arkaya yaslanıp burada biraz durmak, düşünmek lazım.

    Bir insan sahip olduğu böylesine kötü bir hafızayla olaylar zincirine bu şekliyle yaklaşıyorsa, kendisi ile bir fare arasındaki büyük farkın, fare lehine işleyeceğini ne yazık ki- çok acı da olsa-kanıtlamış olmuyor mu?

    O zaman kurulacak cümle şu olmalı: “Bir fareninkinden daha kötü bir hafızaya sahip olanlar, hatalarını sürekli tekrar edecektir.

    ***

    Konuyu biraz daha deşersek; dış kalıplar, programlanmış içsel kalıplarınıza uymadıklarında, öfke, korku, kıskançlık, kırgınlık vs. gibi olumsuz, hatta yıkıcı duygu ve tepkilerle karşılık verirsiniz ve mutsuzluk deneyiminizi yaratırsınız.

    Stres, öfke, korku, kızgınlık, kıskançlık gibi duygusal tepki birikimleri, sorunlarımızın gerçek sebebi değildir, yanlış bir “düşünce tarzı”nın sonucudur.

    Yanlış düşünce tarzı, düşüncenin her türlü “tek yönlülüğü”nü doğurur ve ilişkilerin yanlış anlaşılmasına ve bu da yanlış bulgulara, yanlış reaksiyonlara yol açar.

    ***

    Mantıklı olarak, bu bakış açısıyla daha dikkatli bakıldığında, tek yönlülüğe saplanıp kalan zihinsel körlük, var olamamanın alt yüzeyinde “anomalik-hastalık” olarak ortaya çıkan YANILGI’ların sıralandığı “nedensel zincir”in bir sonucu olduğu gerçeğini yakalarız.

    Elbette ki, yanılgılarla dolu bir zincirin başlangıcında her zaman yanılan biri vardır; her ne kadar bu biri/birileri mevcut olan zihinsel körlüğün farkında olmasalar bile.

    ***

    İyi anlaşılmıştır ki Sayın Kılıçdaroğlu, kotarılmak istenen bölgesel ve genel dünya stratejilerin “profesyonel” çapta bir uygulayıcısı olamaz; kendi dar ve tek yönlü zihinsel yapısını aşar bu konular.

    Öyleyse geriye tek bir izah yolu kalıyor; Yukarıda da değindiğimiz gibi, “dış kalıpları” hazırlayan profesyonel eller, “var olamama”nın alt yüzeyinde oluşan yanılgılar zincirindeki küçük aktörleri sahaya sürerler; vatanı, milleti, cumhuriyeti, laikliği, özgürlükleri kurtarma ve en son diktatörleri yıkma hipnozuyla.

    ***

    Ve sonunda Cumhurbaşkanı noktayı koydu: “Artık muhatabım değildir.”

    Doğrusu da budur, kendi doğrularını düşmanın doğrularına bulaştırmamak lazım, çünkü hastalıklı hafıza sürekli tuzak üretir.

    Nasıl ki “çürümüş et, değdiği zaman taze eti çürütürse, taze et nasıl çürümüş etin çürümüşlüğünü söküp atamazsa”, bırakın; olaylar kendi mantıksal akışlarını izlesin.

    ***

    Pozitif düşünce der ki: “Ne düşünürsem o olurum.”

     

     

     

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yorumlar
    Yılmaz-Türk
    22 Ocak 2016 Cuma 23:28
    23:28
    Dangalaklık, ayrı bir meziyettir, herkese nasip olmaz çünkü. Örneğin, belediyeleri "parti merkezi" gibi görmek. Belediyeler, İş Bankası gibi miras kalmadı CHP'ye, Türkyılmaz Beyefendi...
    78.167.151.200
    Türkyılmaz
    21 Ocak 2016 23:12
    Haklisin Yildiz suç CHP de Senin gibi kafayı yllarca belediyesinde memur olarak çalıştırdı ne kadar elestirirsen doğrudur
    66.249.93.240
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim