• BIST 106.843
  • Altın 142,669
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209

    Gezİ Parkı’nda “Occupy” Yumruğu

    23.06.2013 21:27
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

             

     

     

               Ülkede yaşanan olumsuzlukları sürekli olarak ‘Dış Güçlere’ bağlama gibi bir ‘‘bağımlılığım’’ yoktur kesinlikle. Bunları, içimizde var olan yapısal bozukluklarla, ya da ‘‘çürüme sendromu’’na yol açan dinamik süreçlerle açıklamaya çalışırız, dilimizin döndüğü kadarıyla.

               Ancak, varolan dış konjonktürel faktörlerin de- bilerek ya da bilmeyerek- ihmal edilmesi, farkedilememesi, gözlerden kaçması durumunda ise, her türlü musibetin bizleri beklediğini de unutmamalıyız.

               Gezi Parkı olaylarının henüz başlangıç safhasında, yani Mayıs’ın ilk haftasında, büyük çaptaki eylemler henüz başlamamıştı ki,  İstiklal Caddesinde bir grubun önünde polisle çatışan bazı kişilerin başına taktığı “kask”ta, aşağıda şekli görülen ve içinde sıkılmış yumruk amblemi bulunan  “OCCUPY TURKEY” yazması dikkatleri çekti, “bazı dikkatini veren vatandaşlar tarafından”

               Tweeter  ya da facebook  Internet ortamında da en sık kullanılan bu  “yazma” idi ve bu amblem, sosyal medyada insanları galeyana sürüklemede etkin bir rol oynadı.

               01 Haziran günü saat 03.00 çıvarlarında kullanılan üye sayısı 16 bin iken, aynı gün saat 23.00 de bu sayı 40 bini aşmıştı. Eylemlerin gidişatı da zaten büyük ölçüde bu sayfadan yönlendirilecekti.

                                                                                     ***

               “OCCUPY”,  “işgal etmek”  anlamına gelen bir kelimedir.

               Bu sloganı kullanan eylemcilerin başını ise, “OTPOR-CANVAS” örgütü çekiyordu.

               OTPOR ilk kez Balkanlarda ortaya çıkıyordu ve Yugoslavya’yı parçalayan “sivil direnişleri” örgütlemişti.

               Özellikle ABD’nin dış ülkelerdeki kendine bağımlı-satın aldığı görevlileri beslemek için kurduğu NED (National Endowment for Democracy-Demokrasi için Ulusal Bağış) adı altında, güya, demokratik kurumların büyümesi ve güçlenmesine adanmış,  özel kar amacı gütmeyen ve 90’ı aşan ülkede faaliyet gösteren kuruluştan aldığı destekle, ABD’nin devrim planlarını gerçekleştiren bu örgüt, daha sonra isim değiştirerek farklı ülkelerdeki  “sivil”  operasyonlarda kullanıldı.

               “CANVAS”, Otpor’un kurucuları tarafından kuruldu ve bundan böyle, Canvas-Otpor olarak batılı istihbarat örgütlerinin “darbe” örgütleri olarak çalışmaları  birlikte yürütülmeye başlandı.

                Otpor-Canvas, küresel çetenin yani, ağırlıklı olarak ABD’nin şahin kanatının uluslararası adı olan “Neo-Con” yapılanmasının denetiminde.

                “Occupy” oluşumları da, Otpor-Canvas’ın denetiminde.

                Her iki denetimin bağlı olduğu gücün daha da üst düzey küresel adı ise;

                Askeri Sınaî Kompleks Yapı”dır.

                                                                                     ***

                Bu yapı aynı zamanda uluslararası petrol, doğal gaz, nükleer enerji, petro-kimya, silah alımları, demir-çelik  ve ağır sanayi mamullerinin ticareti ile “gizli yürütülen uyuşturucu ve silah kaçakçılığı”nın denetimini elinde bulunduran yapıdır.

                Ve bu yapı denetiminde bulunan ve yukarıda bir kaçının adını verdiğimiz örgütler büyük çapta,  George Soros gibi  “finans spekülatörleri” tarafından finanse edilmekte.

                “İstanbul İsyanı” diye adlandırılan bu son fitilin, Bush’un kurmaylarından ve Neo-Con’ların lideri konumunda olan ABD’nin eski dışişleri bakanlarından James Baker’ın Teksas’taki çiftliğinde geçtiğimiz Şubat ayında toplanan ve aralarında aynı ekipten Donald Rumsfeld, Poul Wolfowitz ve karanlıklar prensi diye anılan eski CIA Başkanı Richard Perle’nin de katılımıyla hazırlandığını ve Soros tarafından ateşlendiğine dair yansımalar da gizlenemiyor artık.

                Türkiye’den de 6 kişi katılmış bu toplantıya, içerdeki “müstahdemler” sıfatıyla.

     

                                                                                       ***

                Burada, iki kilit ülke üzerinde duruluyor, biri Türkiye,  diğeri ise Latin Amerika Ülkesi olan Brezilya’dır.

                Çünkü Türkiye’de pek söz dinlemeyen ve boyundan büyük işlere karışan “İslam” referanslı bir başbakan varken, Brezilya’da da hemen hemen aynı özelliklere sahip “solcu-eski bir gerilla” devlet başkanı vardır. Ve her iki ülkede de aynı tür senaryolar uygulanmakta.

                                                                                  ***

                Bir alternatif yapı daha vardır mutlaka, her şeyin bir “tez”i ve karşılığında da bir “anti-tez”i olduğu gibi.

                Bunun da adı İktisadi Entelektüel Yapıdır.

                Bu yapı ise, yukarıda izah etmeye çalıştığımız birincinin aksine;

                “Siber” alanın yatay iletişim ağları olan mikro-işlemci bilgisayar teknolojisi, bilişim, iletişim, telekomünikasyon, otomasyon, bilgisayar, internet, TV-çep telefonları ve elektrik-elektronik sanayi, günlük tüketim ihtiyaçlarını içeren giyim-kuşam, ulaşım, beyaz eşya ve buna benzer mamullerin ticaretinin- üretimi, pazarlama ve satış mekanizmalarını- denetimini elinde bulunduran yapı.

                Bu sektör  “yok” satıyor günümüzde, doğal olarak da işlevselliğini korumak için birinci  yapının beslenme kaynakları olan, kaotik ortamlara, savaşlara, provokasyonlara, katliamlara karşı tavır alma ve dışlama özelliğine sahip. En azından ölen her insan, bir müşteri kaybıdır da aynı zamanda. Ve diktatörlerde ve diktatörlüklerde kümelenen maddi değerlerin, finans kaynaklarının geniş halk kitlelerine akmasını sağlamak ve bunun sayesinde de kendi pazar taleplerini canlı tutma stratejileri ağırlık kazanır.

                 Yani kaynakların silah alımlarına değil de, kendi sektörel ürünlerinin tüketiminde harcanmasını sağlamak.

                 Bu da ancak “demokrasi” ile mümkün olabilir ve bundandır  “İnsan hakları, evrensel hukuk ilkeleri”  gibi kavramların savunuculuğunu üstlenmesi ve diktatörlüklerin devrilmesi  istemi.

                                                                                      ***

                Krizde olan birincisi, yani “Askeri Sanayi Kompleks Yapı”dır, özellikle de 1980’lerden sonra.

                Ve bu sektör krize girdiği zaman devreye yukarıda açıklamaya çalıştığımız ve bir kaçının adını saydığımız oluşumlar devreye girer ve doğası gereği beslendiği “kaotik” ortamlar hazırlanır.

                Birinci sektörün menfaatleri  “çatışma/lar”  üzerine kurulur.

                İkincisinde  menfaatler  ise,  “karşılıklı fayda”  mantığına dayanır.

                Ve bu iki yapı, ağırlıklı olarak “Kıta’sal Blok”  ve  “Eksen Ülkeler”  başta olmak üzere hemen hemen her ülkede varlıkları mevcuttur ve olup biten her şey bu iki yapının uluslar arası piyasalarda rekabet etmesi, kapışmasından ibarettir.

                                                                                     ***

                Türkiye ise, koskoca bir yüz yılı büyük bir fiyaskoyla bitirdiği ve içinde olduğu “Askeri Sınaî Kompleks Yapı”nın tüketim pazarından sıyrılıp, ikincisine; “İktisadi Entelektüel Yapı”ya dâhil olma ya da olmaya çalışma sancılarını yaşıyor ve bedellerini zaman zaman ağır ödüyor.

                 Bunun siyasi yansımaları ise, Obama/Demokrat  yönetimli ABD  ile Erdoğan/Ak Parti  yönetimli Türkiye’nin  bu yapıda müşterek-karşılıklı menfaatleri konusunda-bazı teknik ayrıntılar hariç- büyük ölçekte bütünleşiyor olması şeklindedir.

                 Rusya, “Cumhuriyetçi-Neo-con”  yönlü ABD ile ve bu yapının AB uzantıları ile ittifak halinde.

                 Doğal olarak da Türkiye, “Demokrat”  Obama yönetimli  ABD ile ittifak kurma zorunluluğu doğuyor ister istemez.

                 Tersi ise, eşyanın tabiatına uymayan bir “ölüm stratejisi” olur her halükarda.

                 Bu yüzyılı da büyük bir fiyaskoyla bitirmek istemezsek şayet.

                                                                                     ***

                 Evet, böylelikle Taksim’deki “occupy” kasklı  gençlerden  girdik, “kıta’sal  blok”  güçlerine  uzandık zorunlu olarak.

                                                                                                     ***

                 Her zaman söylediğimizi yineleyelim ve “aklı ölçü almayan”  ve yüksek düzeyde bir “bilinçle” hareket etmeyen kitleler, provokasyonlara açık olurlar.

                 Kuzey Afrika Ülkelerindeki diktatörlerin kullanım  süreleri bitince,  “sosyal medya” üzerinden örgütlenen “Canvas-Otpor” operasyonlarıyla tedavülden kaldırılmışlardır.

                 Türkiye’de de benzer yöntemlerle, Başbakan Erdoğan’ın  tıpkı Mübarek, Kaddafi ve Binali gibi kullanım süresinin dolduğu yönünde propaganda yapıp, bunun sonucunda da kendi denetimlerinin dışında  bir yöne kayabileceğini/kayabilme ihtimalinin yüksek olduğunu defalarca dile getirip, raporlar hazırlamışlardır.

                 Bunun önlemenin tek yolu da, kendi denetimlerine girmeyecek Türkiye’nin başka bir ‘’Kıta’sal Güç”ün örneğin; sözünü ettiğimiz “İktisadi Entelektül Yapı” denetimine girmesinin önlenmesi için, bir “harekat”a, bu da “Canvas-Otpor” örgütlerinin devreye sokulmasıyla gerçekleştirilecek kitlesel eylemlerdir.

                 İstihbarat ve emniyet güçlerinin alacakları önlemlerde, kurumsal yapılarından kaynaklanan “eski vücuttan yeni beyne gelen para-normal sinyaller”in gelebileceğini de hesaba katarak, “şiddet/karşı şiddet” olgusunun  profesyonelce kullanılarak, bu tepkilerin bir isyana dönüşecek şekilde   “eylemsel düzleme” sürmek kolay oldu,  Otpor -Canvas bağlantılı, BDPKK, Kürtçü Sol Gruplar, Nor Zandon-K  gibi Ermeni Örgütler sayesinde.

                 Ancak bunun yanında ellerinde Türk Bayrağı, Atatürk Posteri, üç hilal ve bozkurt dövmesi olanların yanında, az ya da çok solcu gruplar da vardı. “Mustafa Kemalin Askerleriyiz” sloganlar da atıldı. Defalarca “Gençlik Marşı”  da söylendi. Bu kesim gençlerin çoğunluğu ise yüksek okul mezunu, hemen hemen yarısına yakın kısmı doktorasını yapmış, hiçbir örgüte ve lidere bağlı olmayan eğitimli ve donanımlı gençlerdi.

                 Fakat ne yazık ki, bu gençler bir anda kendilerini,  önceden hazırlanmış ama kendilerinin olup bitenden haberdar olmadıkları uluslarası bir harekâtın öznesi olarak buldular.

                İşte tama da burada tam sırası; akıllı, uyanık ve ne olup bittiğinin farkına varan bir “muhalefet”in varlığına ihtiyaç hâsıl oluyor,  bu gençlere sahip çıkıp, başkalarının “devrimi” için kullanılmalarını önleme işlevini yerine getiren bir muhalefete.

                Ama ne yazık ki yok, yok maalesef.

                Tam aksine, bu senaryoda sadece CHP değil tüm muhalefet kullanıldı.

                Ve bu gençlere yazık oluyor.  Bir operasyonda deyim yerindeyse “garnitür” olarak kullanıldılar ve iğfal edildiler.

                                                                                       ***

                 Nihayetinde, “Halk için direniş”in yanında sonuna kadar varız ve olmalıyız.

                 Ancak bilinçsiz ve disiplinsiz bir kitlesel hareket, belirli-belirsiz odaklar tarafından yönlendirilip, kendi “karşı devrim”lerini gerçekleştirme felaketiyle sonuçlanabilir. Amaç da buydu zaten.

                 Batılı devlet ya da hükümetlerin ve denetimlerinde olan medya gruplarının benzer yöntemleri ve  “Gezi Parkı” olaylarındaki alışılmadık anlamlı destekleri dikkatle takip edilmeli ve yorumlanmalıdır. 

                “Barbar bildiğimiz Türkler, bütün dünyaya ve bizlere örnek olacak şekilde çevrelerini koruyor ve sahip çıkıyor” gibi…

                 Bu güne kadar Türkiye’de yaşanan felaketlerde, gıkı çıkmayan “Uluslararası Af Örgütleri, Basın-Yayın ve benzeri kurumların”“Gezi Parkı Olayları” hakkında bu kadar hassas ve insancıl olmaları ve kararlar yayınlamaları hayra alamet mi sayılmalı?

                 “Gezi Parkı”nda ise, Boğazici Üniversitesi Öğretim Üyelerinden bazıları  ile yanlarında Hüsamettin Cindoruk ve Kemal Alemdaroğlu gibi şahsiyetler, batılı dostlarına kendi ülkelerini şikayet dilekçeleri yolluyorlar.

                 “Cami yıkıldıysa da, minber yerinde”  Claudia  Roth ise (AP Üyesi Alman M.Vekili)  “Divan Oteli”nde pusuya yatmış, Taksim’deki karmaşanın “Hasar Tespit Raporu”nu merkezine iletmekle meşgul.

                 Bu kadın bunu çok yapıyor ve gerçekten “çok” oldu artık. Bir Allahın kulu yani akılı profesyonel bir diplomat yok mu bu ülkede, şu kadını usulü nezakette alıp, Boğazici’nde “Kız Kulesi Balık Lokantaları”nın birinde, kurbağa bacağı kavurması ile kırmızı şarablı bir akşamsefası geçirip,  sonra da apar-topar havalimanına götürüp;  “git de anan(Merkel) gelsin” diyecek?  Allah aşkına…

                Bir zamanlar Başbakan olan sarı saçlı ceylan gözlü dilberimiz Tansu Çiller, Almanya’yı ziyaretlerinde 2 saat bekletilmişti havalimanında.                                                                                      

     

                                                                                   ***

                Eğer ülkemizi yönetmek için seçtiğimiz insan/insanlar birer diktatöre dönüşmüşse, milli değerler iddia edildiği gibi bazı güç odaklarına peşkeş çekiliyorsa veyahut özgürlüklerimiz ve bağımsızlığımız tehlikedeyse ve bir “devrim” gerekiyorsa, bunu biz yapalım.

                Bizler kullanılarak başkaları “kendi devrimlerini” gerçekleştirmesin.

     

                Yani bunu “beyinsel bir gurur ve onur meselesi” olarak görelim.

                Naçizane fikrim bu yönde…

     

               

     

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yorumlar
    mehmet çepni
    10 Temmuz 2013 Çarşamba 16:28
    16:28
    Bir bilgi vereceksiniz bari doğru verin “İstanbul İsyanı” hangi çeviri buna karşılık geliyor? Yazınızın hiç bir yerinde İstanbul İsyanı” anlamına gelecek bir ingilizce sözcük okumadım kaldı ki günlerdir gezi ile ilgili haberleri takip ediyorum ilk defa bu cümleyi sizden duydum. Hemşehrim olarak sizleri kınıyorum.
    176.240.178.36
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim