• BIST 97.890
  • Altın 145,753
  • Dolar 3,5793
  • Euro 4,0024

    Gerçekten farkında mıyız? Ne istediğimizin…

    20.12.2012 10:36
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

     

    Ekonomik faaliyetlerin işleyiş mekanizmalarını aydınlatabilmek amacı ile iktisatçılar, ekonomik gerçekliklerin dağınık ve karmaşık durumlardaki soyutlanmış fiillerin ve yapısal unsurların gözlemini sadeleştirip somutlaştırmak amacı ile durumu, “teori” niteliğinde pratik, hikâye türü önerilerle açıklamaya çalışırlar. 

                                                          ***

    Ülkenin birinde hükümet, halkına bir iyilik yapmaya karar verir.

    Her bir vatandaş, şu iki seçenekten birini tercih edecek:

    a-“Ben bin dolar istiyorum.”

    b-“Hayır, ben bin dolar istemiyorum, arkadaşıma 5 bin dolar verin…”

    Sonucu tahmin etmişsinizdir mutlaka.  Çoğunluk (a) şıkkını tercih edecektir.

    Çünkü iletişimin ve paylaşım/ortaklaşma kültürünün yeterince filizlenmediği toplumlarda herkes ilk önce kendisi için  “en iyisini” seçer.  Ama bu o toplum için en iyisi değildir.

    Ancak herkes aynı anda (b) şıkkını seçse, herkesin 5 bin doları olur. Ama bu denge değil, çünkü bu iki kişiyi bir aile olarak düşünsek bile, eşini satıp kendine bin dolar olan (a) seçeneğini tercih edenler çıkacaktır. Ancak bu durumda diğer eş (b) şıkkını seçtiğinde, birinin 6 bin doları olurken diğeri parasız kalacaktır.

    Tabiidir ki iyilik yapmak isteyen hükümette, dengelerin bozulmama pahasına herkesin bin dolar tercihini yani denge halini isteyecektir.  O zaman bu toplum ortaklaşamadığı veyahut paylaşamadığı için, denge halini yani bin dolar seçeneğini kabul edip yoksul bir denge haline razı olacaktır.

                                                             ***

    Herkesin kardeşi, arkadaşı, eşi için istemesi demek ki öyle lafla, kardeşlik edebiyatıyla olmuyor. Bunun için ortaklaşmacı ve paylaşımcı olmak yani bilmek gerek.

    Senin ne diyeceğini, ne istediğini ben bileceğim ve bundan emin olacağım.

    Demokrasi kültürü de budur işte.” 

    Demokrasi yoksulluk dengesine razı olmamak demektir.

    İşte bu kültür, her türlü musibetleri de bitirir, yoksulluğu da…

    Oluşumlarına da izin vermez.

                                                           ***

    Buradan bazı gerçeklikleri yakalayabiliriz.

    İNSAN düşleri, umutları, projeleri olan yani “bazı amaçlar güden bir varlıktır.”

    Belli bir duruma, döneme ait etki ve tepki mekanizmalarının zekâsını kavrayabilmek için insanın önce projesine bakmak ve daha sonra da ona bu çoşkusal tepkileri veren amaçları saptamak gerekir.

    Bu noktadan itibaren “ekonomi”yi, “ahlak”a bağlamak isteyen cabalar, çok anlamlı bir girişim sayılamazlar. Gerçekte ise, her üretim biçimi,  kendisini oluşturan iktisadi anlayışın doğrultusunda zaten bir “ahlak” doğurmaktadır.

    İhtiyaçlarla mallar arasındaki dengesizlikten ötürü, insanı doyurmaya yönelten araçların kişiyi çalışma eylemine dayalı bir aksiyona iten ve onun “nötr” kalmasını öneren görüşler de, ekonomi biliminin tümünü kapsayamazlar.

    Yine iktisat bilimi, farklı renkteki ideolojilerin aracı olmaktadır. İktisat bilimini, farklı renkteki ideolojilerin aracı olmaktan kurtarmadan, insanlığın emrine ve hizmetine koşmak ve insanları daha fazla mutlu etmek, giderek güçleşmektedir. 

    Bozulmuş bir entelektüel ortamda oluşturulan tek yanlı, yanlış ve kısır düşünceler üzerine, yapay kaldıraçlarla yükseltilen sağlıksız varsayımlarla hiçbir sosyal sınıfa ve gruba uzun süreli ve hele güvenceli bir yarar sağlanamayacağı aşikârdır.

                                                ***

    Ve sadede gelelim artık.

    Bir şikâyet, bir şikâyet…

    Birileri birilerinden şikâyet eder, diğerleri de ötekilerden.

    Kimi kentsel dönüşüme karşı, bir diğeri “kent anomalisi”ne.

    Birileri bu ülkede yaşamak istemiyor, bir diğer kesim ise “ülkesi için ölmek.”

    Bir yandan “eller aya, biz yaya” diye yakınır dururuz, diğer bir yandan ise bilim ve teknoloji ürünü olan “Göktürk-2” uzay aracı protesto edilir, hem de bilim ve teknoloji öğreten “üniversiteler”de. Birileri de onlara biber gazı sıkar. Üstelik Başbakan bile bu “gaz”dan nasibini alır.

    Kimileri çevre kirliğini öne sürüp yöresinde fabrika kurulmasına karşı çıkar, kimileriyse sürekli dert yanar;  “Neden bölgemizde bir fabrika yok.”

    Peki, sevgili kardeşim, çevre kirliliğini kim ister, ancak kendi yörene has bir tasarımın, projen var mı?

    Cevap hazır: Yok!

    Bu “lüks” cevaba karşın “ekonomi bilimi” de derki; “Gerekçe olarak gösterilen karalahana ya da benzeri ürünler,   çimento ile ikame edilebilecek bir mal değildirler.  Birinin fiyatı azalıp yükseldiğinde, diğerinin arz ve talep fonksiyonu etkilenmez. Yani işlevleri bakımından birbirlerine “benzer fayda” sağlayan mallar değildir.  Biri “nötr” maldır, alternatifi yoktur. Ya kullanırsın, ya kullanmazsın. Diğeri/diğerleri ise bir sınai ürünü dahi değildirler, onlarca alternatifleri vardır ve bir “pazar malı” bile olamamışlardır.  Ama eğer birileri çıkar da TONYA-SÜT’ün yanında KONYA-SÜT fabrikası açar ve örneğin; beyaz peynir ya da tereyağı üretmeye kalkışırsa, eyvallah. Buna karşı çıkmak Farz-ı Ekber’dir.  Çünkü Tonya’nın kaşar peyniri ile Konya’nın beyaz peyniri “ikame mal” olurlar ve birbirlerini etkilerler. Bu etkilenmeden ötürü de yöre halkı zarar görür.

    Çevre kirliliği de asgariye indirilebilir ve etkilenmesi iddia edilen yöresel ürünler ya da ekolojik denge de pekala korunabilir ve örnekleri de gösterilebilir. 

    Ancak senin alternatif daha verimli bir projen varsa amenna. Ama eğer yoksa birilerinin vardır mutlaka. Seni de ideolojin doyursun”

    “Hayır, efendim, ne ben kurarım ne de başkalarının kurmasına izin veririm.  Benim ideolojimden kime ne? Bu ülkenin büyükleri, kurtarıcıları yok mu? Onlar düşünsün.”     Deniliyorsa eğer, bendenizin de son olarak âcizane diyeceğim odur ki;

    Evet, herkesin bir kurtarıcısı hatta kahramanı vardır elbette. 

    Sabah kalktığınızda, elinizi yüzünüzü yıkarken aynaya bir bakın.  

    Kimi görüyorsanız, kurtarıcınız da odur, kahramanınız da…

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yorumlar
    tonya lee
    26 Aralık 2012 Çarşamba 15:29
    bir umut
    Böle bir soruna değindiğiniz için çok teşekkürler. Yöremizdeki sorunlar hep basma kalıp şeylerle anlatılıyor. Doğrusu böyle anlamlı ve derin içerikli bir yazıyla olaya işeret etmeniz çok güzel... Tebrikler ve teşekkürler..
    193.110.85.45
    KA
    26 Aralık 2012 Çarşamba 11:23
    YOL
    niye yapılan yolları , gectiğiniz yolları görmüyorsanız , açılan ve yapılmakta olan üniversiteleri göremiyorsanız ne söylemek lazım ...????
    212.156.86.190
    domata
    24 Aralık 2012 Pazartesi 16:33
    taş
    Şu çimento fabrikası meselesi nedense bana kuyuya atılmış bir taş gibi geliyor daha önceki yüksekokul projesi ve sayısız yol projeleri gib...
    193.110.85.45
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim