• BIST 106.926
  • Altın 151,429
  • Dolar 3,6718
  • Euro 4,3287

    Fikir Saraylarında Zikirle Yaşayanlar

    26.01.2013 17:42
    Hasan Suiçmez / yazar

    Hasan Suiçmez / yazar

     

    Fikirden saray yapmak taştan saray yapmaktan daha zordur, ama fikir saraylarında yaşayanlar ölümsüzdür, çünkü onlar öldükten sonra da yaşarlar.

     Dünya kurulduğundan beri bu sarayların her zaman sahipleri olmuştur.

    Yaşadıkları dönemin özelliklerinden ve güzelliklerinden derledikleri malzemeleri gönül tezgâhlarında harmanlayarak fikir sarayı haline çevirmişlerdir. Bıkmadan, usanmadan bu saraylarda; bu güzellikleri bahşeden güce ve merhamete karşı zikretmişler, yalvarmışlar gözyaşları dökmüşler.

    Bazen tabiatın içinde bulunan yer altı mağaralarında milyonlarca yıl damlayan yer altı sularının oluşturdukları sarkıt ve dikitlerin sabrında olduğu gibi bu gözyaşları yolunu bulmak isteyen ama gemisi karada kalmış acizler için bir okyanus, bazen de; Okyanusların azgın dalgaları arasında batmamak için çırpınan pusulasız kaptanlara sığınacak liman olmuştur.

    Ne asude bir anlayıştır ki; kendini arayan insanın kendini aratan kuvvetin merhamet ve ihtişamı karşısında teslimiyeti aynı zamanda onun gücü ve kuvveti şeklinde kendisine ikram edilmiştir.

    Şüphe ve merak ile başlayan ilim yolculuğunun ilmi elde etmek için yeterli olmadığını bilen bu gönül erenleri “zikirle” hayatının boşluklarını doldurup, aslında var olan her şeyin kendi lisanında bu metodu kullanarak gerçek hedefine varabileceğini anlamış olmanın ihtişamını temsil etmişlerdir.

    Bu ihtişam milyonlarca gönül bağlısının haleler halinde Hicaz coğrafyasından başlayıp Horasan’a, oradan Türkistan’daki Hoca Ahmet Yesevi Hazretlerinin dergâhına, Şahı Nakşibendi Hazretlerinden Anadolu’ya, Yunustan Mevlana’ya, Hacıbektaş Veliden Balkanlara, Mastardaki Sarı Saltuk Tekkesine kadar uzanmıştır.

    Göz kamaştıran bu ihtişamın lezzetinden mahrum ama onun tadına muhtaç milyonlarca insan ise bugün bu tadı aramanın, bulmanın ve de tatmanın heyecanında olabilselerdi; günümüz insanının teknoloji kültürünün oluşturduğu ”gönül açlığı” hastalığının girdabında çırpınması yaşanmazdı.

    İnsanoğlu dermansız gibi görünen derdinin ilacının aslında kabul etmek istemediklerinde olduğunu, yaratanın merhameti olmadan, ondan istenmeden, ona yalvarmadan; metallerin parlaklığı ve renklerinin güzelliği ile ruhunu tatmin edemeyeceğini artık bilmeli ve öğrenmelidir.

    İlim adamları kendilerince buldukları ve bildiklerinin daha önceden var edildiğini düşünebilme ferasetlerinin esas ilim olduğunu kabullenmedikçe, ben buldum” zavallılığını temsil ettikleri sürece bulduklarının bildiklerinden ibaret kaldığını görecek ve bildiklerinin de “kürre de zerre” olduğunu görmedikçe var edici ve yaratıcı güce teslim olmanın huzuruna kavuşamayacaklardır.

    Bu amansız hastalık bu gün şımarık medeniyet öncülerini kışkırtmış olmalıdır ki; dünyanın en yüksek gökdelenine çıkıp gücünün arttığını zannedenler; bunun bir deprem fiskesi ile yerle bir edilebileceğini düşünemeyecek güçlü zannedilen güçsüz zavallılardır.

    Uzaya çıkmanın, Mars’a araç göndermenin, akıllı füzelerle akılsız insanların tahribatlarını önleyeceklerini zannedenlerin, fikir saraylarında gönül gözleri ile uzakları yakın görenlerin haddini bilme nezaketine ne kadarda ihtiyaçları varmış. Nefes aldığı her anı zikirle taçlandırıp zırhlandıranların yaşadıkları çağlardaki gerçek medeniyet inkişafı ile bugünkü metal medeniyetinin ürettiklerinin karşılaştırmasını yapanlar gördükleri karşısında şaşıracaklardır.

    Birinci de bağlı olmanın, bani olmanın ihtişamı ile üretilenlerin her hücresine yerleştirilen iman harcının, ikincideki eksikliği parlak boyalar ile geçici bir süre kapatılmaya çalışılmışsa da, bu süre boyanın ömrü ile sınırlı kalmış ve dökülen boyanın altındaki çirkinlikler bu günün medeniyetinin yaşantısı olarak bütün detayları ile ortaya çıkmıştır.

    Gerçek derinlikler gönül derinliklerini bilmede ve anlamadadır. Ancak boyasız gerçekleri görmek ve öğrenmek için, ümmi olanların insanlığı taşıdıkları uçurumun kenarından geri döndürmenin yegâne yolu, fikir saraylarında zikirle yaşayanların ne yapıp neden yaptıklarını ve nasıl başardıklarını öğrenmekle olur.

    Reddetmenin kolaycılığı yerine, merakla yola çıkıp, medet ve merhamet sahibine gerçek intisapla taçlanacak olan her iyi niyet, gerçek huzuru bulmak için çırpınmakta olan insanlığında kurtuluşu olacaktır.

    Ne mutlu nasiplenecek olanlara!

     

     

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim