• BIST 82.248
  • Altın 147,416
  • Dolar 3,7690
  • Euro 4,0357

    Fanus Metaforu

    11.07.2015 16:18
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

    Gerek yerel anlamda, gerekse de evrensel çapta “egemenlik” savaşında düşman her zaman şah’ı ele geçirmeye, düşürmeye çalışır. Ana hedef ya da strateji buna göre kurgulanır.

    Bu vesileyle Türkiye’de, Erdoğan üzerinden verilen egemenlik savaşını anlayabilmek, üzerinde biriken “güç” yoğunlaşması ile şahsını aşan bir işleve sahip olduğunun idrakinden geçer.

    ***

    Erdoğan’a biçilmiş rolün, adeta iyi-sadık bir eş ve ev hanımlığı benzetmesiyle ve “tarafsız”, sembolik bir temsili ile “sırça fanus” içine hapsedilmesi; seçeneksizleştirilen, köşeye sıkıştırılan bir Erdoğan’ın sonunda kendi havasından bunaldığı bir ortamın metaforu olarak kullanılmak isteniyor.

    Seçim sonuçlarının belirsizliğinden de istifadeyle ve MHP’nin olası koalisyonların kilit partisi konumuna getirilmek suretiyle Bahçeli’nin ağzı kullanılarak usulen üflenilen bu sırça fanus hamlesi, içinde ölü bir bebek gibi tıkanıp kalmış biri için dünyanın kendisi kötü bir düş, “Aksaray”ın ise yaşanılmaması gereken “kaybana” bir mekâna çevrilmek istenmesinde asıl amaç ne olabilir?

    ***

    Derinlemesine düşünüldüğünde bu metaforik hamlenin, dikkatlerin üzerinde yoğunlaşmasıyla çok daha geniş bir anlamı da içinde taşıdığını fark edebiliyoruz. Bu metaforun toplumsal bellekte veyahut zihinde uyandırdığı ortamı mekansallaştırırsak, Erdoğan’ın seçeneksizleştirilerek yalnızlığa, hatta tutsaklığa itilmesi demek, yapılı çevremizdeki deneyimlerimizin de fanuslarla kuşatılacağının, kuşatılmak istendiğinin gizli bir ifadesidir.

    Aslında rutin düzeyde yapılan hataların, ya da her ölümlü insanın veyahut siyasetçinin makul karşılanmasa bile kendi diyalektiğinde işleyen insani fıtratın makul karşılayabileceği hataları bahanesiyle, ağzından çıkan her kelimesini çarpıtarak, adeta şeytanlaştırarak kitlelere servis edilmesindeki mantık da budur.

    ***

    Mevcut durumu “Liderlik kültü”, veyahut “diktatör kompleksi”, ona oy verenleri de “kul kompleksi” şeklinde izah edilmeye çalışılan zırvalıklar, Türkiye seçmeninin 2/3’sini oluşturan muhafazakâr kitlenin Erdoğan üzerinden özneleşmesini önlemeye yöneliktir.

    ***

    Işid-Türkiye ilişkileri konusunda Russia To Day TV kanalına bir demeç veren Ehud Barak bile;

    Bölgedeki yüzlerce yıllık hâkimiyeti ve geniş deneyimiyle; Suriye’de, Işid’e karşı en doğru yaklaşımı Türkiye formüle ediyor ve bu sorun ancak Türkiye ile çözülebilir” diyebilmekte.

    Ama ilginçtir; Barak’ın bu demeci, ne bizim basında yer aldı, ne batı basınında, ne de İsrail basınında.

    İç siyasette ise özellikle HDP tarafından dillendirilen; Erdoğan’ın Işid’e yardım eden bir diktatör suçlamasıyla muhatap alınıyor.

    Ve muhalefet partilerinin ağız birliği edercesine, bu sefer de MHP ağırlıklı, olası koalisyon müzakerelerinde; Erdoğan’ın aktif olarak sürdürdüğü dış politikadan elini çekip, tıpkı eski dönemlerde olduğu gibi “tarafsız köşk”te inzivaya çekilmesi “kırmızı çizgi” olarak deklere ediliyor.

    ***

    Türkiye’nin tüm bu gayretine, doğrudan çatışmalardan sakınmasına, istenilen tuzaklara düşmemesine rağmen, bölgede “teröre destek veren ülke” konumunda gösterme çabaları sarf eden bir “mekanizma” var hala. İşin ilginç yanı ise, bu mekanizmaya ülke içinde bazı kesimin dâhil olması.

    Ve dâhil olan bu kesimin, eski yapısal kalıpları, ya da eski zihinsel kodları tekrarından yaşatma, ayakta tutma cabaları…

    Bir otokratım olsun; yaşarken tapayım, öldükten sonra da efsaneleştireyim” mantığında direnmek.

    Bu kült, veyahut da insandaki bu “metalaştırma” eğilimi her şeyi bozdu; ahlakı da, din anlayışını da, siyaseti de.

    ***

    O zaman biz de, Sayın Bahçeli’nin hatırına bir dörtlük dökelim;

     

    Ne mucize, ne fisun

    Ne örümcek ne yosun

    Kâbe Arabın olsun

    Çankaya bize yeter

    Nasıl, “cuk” diye oturdu değil mi?

    ***

    Tüm siyasal dinamiklerin cumhurbaşkanlığı olgusunu veyahut gerçeğini doğru okumalı, koalisyon çalışmalarına; köşke dönme metaforunu, çözüm sürecini ve teknik bir konu olan ve yargı erkinde çözülmesi gereken yolsuzluk ve yüce divanda yargılanma gibi konulara “bloke” edilmemeli.

    Ve böylelikle “küresel oligarşizm”in yapabileceği tek alternatifi olan; Türkiye’yi belirsiz bir koalisyon ortamına sürükleme stratejisini de tarihin çöplüğüne atabilelim.

     

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim