• BIST 83.136
  • Altın 146,682
  • Dolar 3,7894
  • Euro 4,0398

    Endüstriyel Futbol Oligarşisine 'Kırmızı Kart'

    23.02.2016 14:57
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

    İnsanların hislerini, duygularını, özünde samimiyet içeren sosyal aktivitelerini, ticari kazanç ve kaygılar haline dönüştürmek suretiyle, futbolun kartelleşmiş merkezi bir pazar haline gelmesidir “endüstriyel futbol” ve bu pazarda futbol, hiç kuşku yok ki para karşılığı bir aktiviteye dönüştürüldü.

    Hal böyle olunca da, “gerçekler”; bu pazarda yeri olanların İnsiyatifleri doğrultusunda oluşmaya başladı.

    ***

    Evet, futbol yazılı ve görsel basından oluşan medya ayağıyla, reklamcılık gelirleriyle, bahis oyunlarıyla giderek daha çok metalaşıp ticarileşen bir endüstriye dönüştü.

    Yerel sahasından borsaya sıçrayan, masum bir ayak oyunundan milyarlarca dolarlık bir volüme ulaşan, yerel ve evrensel ekonomilere etkilerinden dolayı çok yönlü siyasi ve ekonomik alana da etki yapan ve böylelikle dev bir endüstriye evrildi futbol.

    ***

    Bu kadar geniş volümlü kartelleşmiş pazarda, örneğin; “Dünyanın en değerli 50 futbol kulübü” sıralamasında Türkiye’den 3 takım yerini aldı:

    116 milyon dolarlık marka değeri ile Galatasaray 17. sırada.
    95 milyon dolarlık marka değeriyle Fenerbahçe 22.sırada ve,
    71 milyon dolarlık marka değeriyle Beşiktaş, 36. Sırada imiş.
    Marka değeri hesaplamasında ise; maç hasılatı, aylık gelirleri, lisans hakkı ve sponsorluk gibi ticari kazançlar dikkate alınıyor.
    Türkiye süper ligi de bu endüstrinin en tepelerinde yer alıyor ve futbolcu yatırımı açısından Avrupa’da yedinci büyük futbol ekonomisine sahip. Bu bakımdan üç büyüklerin süper ligdeki olgarşik egemenliği, dışarıdaki bu büyük kast yapısının bir yansımasından ibarettir. Güçlüleri daha da güçlü kılan bu kast yapısı, çeperlerinde de bozulmasına izin vermiyor.

    ***

    Ayrıca, zengin ve büyük kulüplerin “reyting” ve “bahis oyunları” gibi, hep bu yarışmalar içinde olmaları elzemdir. Onun için endüstriyel futbol, reytingi yüksek takımların maçlarından büyük reklam ve medya gelirlerinin elde edilmesine önemli derecede bağımlıdır.

     Maçtan sonra yapılan yorumlardan duyduk; 4 kırmızı kartın yurt dışındaki bahis karşılığının kat sayısı 4 bin 500 imiş. Örneğin; bin dolar yatıran ve kazanan 4 milyon 500 bin doların sahibi oluyor.
    Hal böyle olunca da kulüpler arasındaki haksız rekabet derinleştikçe derinleşiyor, metalaşmanın, ticarileşmenin, oligopolleşmenin, kartelleşmenin, yani “vahşi” derecede kapitalistleşmenin tıpkı dünya ekonomisinde olduğu gibi doludizgin ilerlediği ligimizde de 3 büyükler en pahalı kramponlarla sahalarda yer almaları kuşkusuz şaşırtıcı değil.
    Birileri elde ettiği her puan için 100 bin dolarlık futbolcu yatırımı yapabilirken, diğerlerinin toplam değeri sadece Fenerbahçe, Galatasaray ya da Beşiktaş’ın birer futbolcusu kadar yatırım yapabiliyor.

    ***

    İçinde bu kadar “kirli” ve “puslu” havanın bulunduğu ve büyük bir rant sarmalının içinde dönen bu futbol topunun oynanan kirli oyunlardan etkilenmemesi mümkün mü?

    Anlaşılan odur ki, en son Galatasaray-Trabzonspor maçının “arka bahçesi”ndeki, bazı “kara kutular” tam da açılamamışsa da dönen dolapların, adeta bir “suç örgütünün uzantıları” niteliği taşıyor olması bazı gözlerden kaçsa da, bazı zihinlerin derin dikkatlerinden kaçamıyor.

    ***

    Endüstriyel futbolun ve oligarşik egemenliğinin kısaca özeti bu; ancak Trabzonspor’un bu yapı içinde yeri neresi ve durumu ne âlemde?

    Elbette ki Trabzonspor da endüstriyel futbolun dışında değil, ama gerek idari-yönetsel, gerekse de mali ve finansal yapısıyla, kartelleşmiş bu oligarşik yapının içinde de değil.

    Küçücük yerel medya ağıyla evrensel hatta ulusal anlamda bile sesini duyuramayan, TFF kurullarında hiçbir gücü ve etkinliği olmayan, idari-yönetsel anlamda profesyonelleşemeyen, en önemlisi de kendi yerel “öz değerlerini” unutan bir amatör zihniyete hala sahip.

    ***

    Yeni yönetimin göreve geldiği günden bu tarafa, amatör bir zihniyetle ve “negatif” anlamda en belirgin icraatı, yerel arenayı nispeten daha iyi kotarabilen Sadi Tekelioğlu’na, Hami Mandıralı’nın tercih edildiği operasyonudur.

    Futbolun dinamik yapısı (tüm diğer yapılarda olduğu gibi),  ne kurnazlığa eğilimli bir pratik zekâyla oluşturulmuş “yapay bilince” ve buna dayalı ne bir “idari-yönetsel” yapıya, ne de böyle bir “oyun” anlayışına paye vermiyor.

    ***

    Başarma”nın en garantili ve kestirme yolu yoktur.

    Başarının en garantili yolu, rakibin kazanmak için belirlediği “tüm stratejilerini” keşfedip onları tüketmekten geçer; gerek sahada, gerekse de en önemlisi “idari” yapıda.

    Bizde ise, bu uğurda var olan yapısal sorunları çözme adına “yönetime” ve “sahaya” sürülen yol ve yöntemlerin hemen hemen tümü, çözümün bir parçası olacağı yerde, tekrarından sorun olup çıkıyor.

    Bunun sonucunda da, şimdiye dek iş başına gelen hemen hemen tüm yönetimler, yaşanan başarısızlıkların ardından, hakkı olarak başarı bekleyen taraftar ya da kitleden yükselen tepki ve bir nevi isyana karşı da hep “itidal” ya da “sağduyu” çağrıları yapılır, “takımına sahip çık”, ya da “haydi stadyuma, hep birlikte…” gibi mesajlarla da günü kurtarma kolaycılığıyla durum geçiştirilir.

    Trabzonspor şimdiye dek ayakta kalabildiyse, taraftarının, camianın desteğiyle ayakta kalabilmiştir; o yönüyle bir sorun yok zaten.

    Nalburcudan, kalburcudan, mobilyacısına, 3.sınıf inşaat sektörü elemanlarından, 5.sınıf otel işletmecilerine, yarı mafya-yarı omuzu düşük parlak ceketli kabadayılardan, mesleği ayrı yaptığı işi ayrı olan donanımsız kişilere, bırakın birkaç yabancı dil bilmeyi,  kendi anadillerini dahi verimli bir şekilde kullanma becerisinden yoksun kişilerden “idari kadro” oluşturacaksın, ondan sonra da “endüstriyel futbol” sektöründe yerini alacaksın, dünya futbol devleriyle yarışacaksın, nihayetinde de taraftarına şampiyonluklar yaşatacaksın; sorun burada.

    ***

    Bir kere “temiz futbol” isteyen ve “temiz futbol takımı” tutmayı tercih edenler ile “başarı ve şampiyonluklar” bekleyenler için asıl mücadele bundan sonra başlıyor. 

    Ama öncelikle kulüp yapısının, varsa “kirli hava” ve “atık”lardan tümüyle arındırılması için ve bu konuda “görev ve sorumlulukları” olan taraftar kitlesinin büyük destek ve itici gücüyle bu fırsat değerlendirilebilir ancak.

    Yoksa bir sihirbazın şapkasından tavşan çıkartır misali, bavullar dolusu paralarla birisi/birileri gelsin, o bavulların içinden de şampiyonluklar çıksın “ütopyası”, her örgüt yapısında olduğu gibi futbolda da, “beyin, el-ayak ve örgüt” diyalektiğiyle örtüşmez hiçbir zaman.

     ***

    Hazır fırsattır; ilk yapılacak operasyon,  kulüp yönetici ve sorumlularının “çantacı” diye nitelendirilen, kim ve ne oldukları belli olmayan, sosyal ilişkileri güçlü ve bir ayağı siyasi kulvarda, bir ayağı mafya dünyasında “transfer bitirici” imtiyazlı ve muteber(!) kişilerden bu kulüp arındırılmalı.

    Çok ama çok hayati önem taşır; “parasal hareketlerin ya da akışının şeffaflandırılması” sağlanmalı ve mali yapının taraftar adına, “BAĞIMSIZ DENETÇİLER” tarafından yapılmasına olanak verilmeli.

    İşin kolayına kaçan, kural tanımayan, yaptıkları yanlarına kar kalmış, parasına ve varlığına güvenip kulüp yönetimine talip olan ve kişisel tatmin için camianın saygınlığını ve taraftarın duygularını sömüren kişiler, kurumlar, örgütler, çeteler dışlanmalı.

    Şehrimizde meslekleri ve uğraşları gereği yerel ve evrensel çapta hiçbir vizyonu olmayan, konuya uzak belli isimlerin etrafında dönüp duran ve işlevselliklerini yavaş yavaş yitiren idari-yönetsel kadro varsa derhal tasfiye edilmeli ve bu “mantık” acilen terkedilmeli.

                                                                              ***

    Ancak öncelikle belirtmeliyim ki, kişileri “hakir görme” gibi bir mantık söz konusu olamaz.

    Sorun, “işi ehline teslim etme” ve “çözüm üretemeyen alt düzey kadro” sorunudur.

    Başkan Muharrem Usta’nın son basın toplantısındaki mesajları oldukça önemli ve ilerisi için umut verici; ancak bir kişinin ne söylediğine değil, “ne yaptığına” bakmalı.

    Sevgili Salih Dursun’un, endüstrileşmiş futbol oligarşisine ve yerli işbirlikçilerine gösterdiği “kırmızı kart” bu yönüyle değerlendirilmeli…

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim