• BIST 95.734
  • Altın 271,249
  • Dolar 5,5633
  • Euro 6,1703

    ELİN ATINA BİNEN TEZ İNERMİŞ

    27.06.2019 16:24
    Mustafa USTA / köşe yazarı

    Mustafa USTA / köşe yazarı

    “Elin atına binen, tez iner” diye bir atasözü vardır.

    Doğrusu, “Eğreti ata binen, tez iner” şeklindedir ama ilki daha etkili bir anlatım ifade etmektedir.

    Bu söz, birçok alanda karşılık bulmasına rağmen daha çok liyakatle ilgilidir.

    Meseleyi nereye getireceğimi anlamışsınızdır. Evet, Trabzon Büyükşehir Belediyesi’ndeki görevden almalar ve haliyle yeni atamalarla ilgili yazıyorum.

    Bu görevden almalar ve atamaları nasıl yorumlamak lazım?

    Önce meseleye mevcut Başkan Murat Zorluoğlu üzerinden bakalım.

    İlki Trabzon Belediyesi, ikincisi de Trabzon Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı olmak üzere iki dönem bu görevi yürüten Orhan Fevzi Gümrükçüoğlu, belediyeyi yakın çalışma ekibiyle dizayn etmişti.

    Belediye Başkanı ve ekibi başarılı olabilmiş midir? Büyük oranda hayır. Zaten yeni dönemde Gümrükçüoğlu’nun düşünülmemesi bunun göstergesi olmuştur.

    Yeni Başkan da AK Parti’den. Zaten adaylığı sürecindeki çalışma anlayışından, seçilmesi sonrasında böylesine bir icraat yürüteceği aşikardı. Hatta seçim sürecindeki anlayışa bakılırsa bu görevden alma ve atamalar henüz bitmemiş görünüyor, arkası gelirse şaşırmamak lazım.

    Zorluoğlu’nun hakkı mıdır?

    Zorluoğlu’nun hakkı mıdır peki? Doğrusunu söylemek gerekirse, evet hakkıdır. Dikkat edin, ‘Haklıdır’ demiyorum, ‘Hakkıdır’ diyorum.

    Öyle ya. Trabzon’da yeniden görev verilmeyen ve başarılı bulunmayan bir Başkan var, yeni Başkanın eski Başkanının ekibiyle çalışmaya devam etmesi doğru olmazdı.

    Zorluoğlu bu açıdan, “Kendi ekibimi kuruyorum” diyebilir.

    Teşkilatta huzursuzluk olduğu söyleniyor. Evet ama teşkilatta eski bürokratik yapıdan da şikayet vardı. Üstelik bu şikayetlerin bir kısmı Trabzon sınırlarını aşmış, Ankara’ya, söylenen o ki, Erdoğan’a kadar ulaşmıştı.

    Şimdi, görevden alsanız teşkilatın ‘şikayetlerini dikkate’ almış ve 'talebini yerine getirmiş' olacaksınız, görevden almazsanız, ‘şikayetleri dikkate almamış’ olacaksınız. Yani teşkilatın tepkisi sözü; üzerinden siyaset üretilmesi amaçlanan, Zorluoğlu’na karşı bir ‘baskı’ ve ‘meşruiyet arayışı’ gibi duruyor.

    Zorluoğlu Görevden Alınanları Zan Altında Bırakmamalı

    Evvela Başkanın bu noktadaki gerekçelerine bakmak lazım.

    Eğer görevden almalar, hukuki boyuta intikal edecek durumda ise gereken yapılmalı ve kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Yok eğer bu tasarruflar sırf ‘performans’ veya ‘güven’ esaslı ise, "sadece daha rahat çalışabileceğim ve yeni dönemdeki hedeflerimize güvenle yürüyebileceğim bir ekip kurmak istiyorum" deniliyorsa, yapılması gereken şudur:

    Başkan görevden almaları kamuoyuyla paylaşmalı, görevden alınan personel bu manada aklanmalı, zan altında bırakılmamalıdır.

    Zorluoğlu’nun Mazeret Üretme Hakkı Ortadan Kalkıyor

    Mevcut tasarruflar, şu kaçınılmaz sonucu da doğuracaktır.

    Başkan Zorluoğlu, kendi ekibini kurarak yola çıkınca, artık mazeret üretme imkanı kalmaz ve kendisinden görev süresi sonunda rahatlıkla hesap sorulabilir.

    Ya CHP Döneminde Olsaydı?

    Bu görevden almalar eğer CHP döneminde olsaydı, nasıl yankısı olurdu, düşündünüz mü?

    CHP, sırf başörtülü veya imam hatipli diye, sırf AK Partili diye, liyakat sahibi isimleri partizanlık (ki aslında daha ağır ithamlar yapılacaktı) yapılarak görevden alındı denilecek, buna çanak tutacak medyaya demeçler verilecek ve yayınlar yapılacaktı.

    Ama öyle olmadı, AK Partili bir Belediye Başkanı, yine AK Partili olan ve AK Parti döneminde görev alan isimleri partisine, başörtüsüne, mezun olduğu okula ve referansına bakmaksızın görevden aldı.

    Türk siyasetini anlamak isteyenlere, ideolojik körlükten sıyrılarak (başka bir yazının konusu olabilecek) bir gerçeği görmelerini tavsiye ediyorum.

    Liyakat Tartışmaları ve Gerçekler…

    Gelelim asıl meseleye. Bu örnek bir meseledir, önemli olan bu meseleyi isimlerden ziyade, olgular üzerinden ele alıp değerlendirebilmektir.

    Acaba görevden alınan isimler, bu görevlere sırf AK Partili oldukları için mi yoksa liyakat sahibi oldukları için mi gelmiştir?

    Görevden alınanlar, “Ben liyakat sahibi olduğum için bu göreve geldim. Bana teklif edildiğinde etrafıma baktım, benden daha layığını göremediğim için (ve görev talep edilmez verilir ilkesine göre hareket ederek) kabul etmek durumunda kaldım” diyebiliyor mu?

    Çok büyük ihtimalle, hayır. Öyleyse giderken de, sırf etik olarak ‘geldiğiniz gibi gittiğiniz için sesinizi çıkarmamanız’ beklenir.

    Sırf bizim partiden, bizim okuldan, bizim cemaatten, bizim ideolojiden diye atamalar yapılır, sonra da liyakatten bahsedilirse bu inandırıcı olmaz.

    Neden inandırıcı değil biliyor musunuz? Herkes, her türlü göreve talip olabiliyor ve bunun için resmiyet kazanmış prosedürü harekete geçirmek için inanılmaz performans sergiliyor.

    İktidar partisinin vekilleri, yöneticileri bu manada en önemli şahitler olacaktır.

    Liyakat Sahibi Olduğunuzu Düşünüyorsanız, Üzülmeyin

    Görevden alınan isimler, bu görevlere liyakatle gelmişse hiç sorun yok, değerinizi bilmiyorsa Başkan Zorluoğlu kaybedecektir, üzülmenize gerek yok. Ve eğer gerçekten liyakat sahibi iseniz zaman sizi haklı çıkaracaktır.

    Yok eğer liyakatle gelmediniz ve görevden alınıyorsanız, o zaman üzülmeye bile hakkınız yok.

    Şu Örneğe Bakar mısınız?

    Nerede yaşandığını hatırlamadığım, yaşlıca bir amcanın anlattığı bir olayı paylaşarak bitirmek istiyorum.

    Genel seçimler öncesinde bir siyasi parti, il başkanlarına, “Şehrinizde liyakat sahibi isimleri belirleyin, milletvekilliği teklif edelim” diye bir talimat gönderir.

    Olayın geçtiği ildeki Başkan da oturur, yönetimiyle isimler belirler. Bu isimlerle görüşmeler yapmak üzere, Ankara’dan parti temsilcileri gelir.

    Ziyaretine gidilen isimlerden biri, öylesine mahcup olur ve teklif edilen görevin ağırlığı karşısında ezilir ki, “Şahsıma gösterdiğiniz teveccühe teşekkür ederim. Lakin bu göreve benden daha layık insanlar varken kabul edemem” diye cevap verir.

    Fakat İl Başkanı ısrarlıdır, “Sizin partimizde mebus olmanızı istiyoruz” der. Çünkü şahsın liyakatinden de, sicilinden de emindir. 

    Fakat söz konusu şahıs kabule yanaşmaz ve “Daha layık insanlar varken kabul edemem” diye diretir.

    İl Başkanı sorar: “Sizden daha layık kim var ki?”

    Adam bir çırpıda 4-5 isim sayar: “Bizatihi tanırım, gidip onlara teklif edelim, göreceksiniz ki onlar bu göreve benden daha layıktır” der.

    O isimler de sıradan isimler değildir. Kalkılır, gidilir ve bunlardan birine teklif götürülür.

    O şahıs da, “Evet, tam aradığınız adam benim. Bu şehirde, bu işe benden daha layık kimse yok. Üstelik de sağlam referanslarım var!” demez elbette.

    O da uzun bir mücadele sonunda görevi kabul eder, belki etmek zorunda kalır.

    Hiç inandırıcı gelmiyor, değil mi? Gerçekten de insanın inanası gelmiyor.

    Evet, Türkiye’de liyakat sorunu bugün en temel problem haline gelmiştir.

    Osmanlı’nın yıkılışında en temel sorunlardan biri, liyakate önem verilmeyişidir. Ama emin olun o koca devletin son döneminde bile, şimdinin üniversiteli, mastırlı bürokratlarından çok daha liyakatli isimler vardı.

    Cumhuriyetin ilk yıllarında da durum böyleydi. Hatta 1960-70’lerde başlayan dönüşüme, 1980 sonrasındaki büyük dönüşüme kadar her ideolojiden liyakat sahibi isimler vardı ve atamalarda dikkate alınırdı.

    Şimdi böyle bir durum/anlayış, acaba hangi siyasi harekette vardır?

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 684 08 93 | Faks : | Haber Yazılımı: CM Bilişim