• BIST 90.383
  • Altın 144,498
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021

    Ekmekçi Ekmeleddin, “Le’küm, Din’i Küm, Veliyed’din”

    14.07.2014 18:32
    Hayri YILDIZ / yazar

    Hayri YILDIZ / yazar

    CB Adayı Sayın Ekmeleddin İhsanoğlu, seçim sloganı “Ekmek için Ekmeleddin”, logosu ise “buğday tarlası” şeklindeki Türkiye haritası olarak siyaset arenasına sürüldü.

    İş döndürüldü, evrildi ve en sonunda, insanın en kutsallarından biri olan “ekmeğin” çekim alanına sokuldu. Tıpkı diğer bir kutsalı olan “bayrak”ta olduğu gibi…

    ***

    Politik sahnede estetik davranış, çalışmanın değil, siyasi arenada oynanan oyunun bir davranışıdır. Bu oyunda seçilen terimler, nesnelerin oyunsal gözlemi olan “estetik özgürlüğü” çağrıştırmasıyla, daha bir albeni kazanır ve taraflar arasındaki iletişimi “üst düzey” bir kalibreye taşır.

    Ancak tasarlanan terimsel sloganlardan bir fayda ummak, özellikle de siyasi yarar doğrultusunda bir şeyler beklemek; ancak bu nesnel terimler, “estetik özgürlük” içermese de, en azından bizler de onu gözlemlemenin haz ve kıvancıyla yetinmeliyiz ki kullanılan terimlerin karmaşıklığı ve karşıtlığıyla “gülünç” duruma düşmeyelim.

    ***

    Öncelikle insan “ego”sunun yapısına değgin klinik gözlemlerin bize kazandırdığı bilgilere dayanarak, güncel yaşamın ana-temel ihtiyaçlarını “mit”leştirmek suretiyle, ya da yaşam gustosunu okşayan bu tür politik stratejileri veyahut yöntem ve düşünceleri fazla akla yatkın bulmadığımı ifade etmeliyim.

    Çünkü “ego” o kadar basit bir olgu değildir ve çekirdek sayabileceğimiz ısrarcı, özel bir mekanizmayı içerir.

    ***

    Bu mekanizmanın adı da; “üstbenlik”tir. Ego yani “benlik”, bazen birbirinden ayıramayacağımız derecede, üstbenlikle birleşir. Bazı durumlarda ise çok net bir şekilde birbirinden ayrılırlar.

    Üstbenlik genetik olarak atalardan gelen “ister”lerin mirasçısı diye tanımlanır genellikle. Nasıl ki aileler-ya da BABA- bir zaman çocuğu denetim altında tutuyorsa, üstbenlik de çoğu vakit benliği sıkı bir denetim altında bulundurur. Böylece kullanılan “gülünç” tavrın, ya da yöntemlerin dinamik süreçlerini açıklayabilme fırsatını elde ederiz.

    Bu durumlarda “toplum mühendisleri” devreye girer. Ve zihinsel vurguyu ya da olguyu benlikten çekip üstbenliğe taşırlar. Böylece yücelmiş olan üstbenlikte benlik küçülmüş ve benliğin önemsediği bütün çıkarlar da boş, işe yaramaz gibi görülür.

    Zihinsel enerjinin bu paylaşımı sayesinde, benliğin olası tepkilerini olanaksız kılmak, üstbenlik için kolaylaşır ve “zihinsel vurgunun taşınması” süreci tamamlanmış olur.

    Ve bu teknik süreç, “yer değiştirme, yargı saptırmaları, zıt anlam, dolaylı temsil, zıttıyla temsil” gibi mekanizmaları içeren terimler üretir.

    Ekmek”, “ekmek için”, “ekmek için ekmeleddin” gibi…

    Veyahut “ekmek”, “buğday tarlaları” ve “köy/köylü romantizmi.

    ***

    Bir zamanlar “Demirel-Çiller” ikilisinin “çifte anahtar” sloganından görünüşte daha mantıklı.

    Ancak nasıl bir mantık? Çok daha “derin” ve “tehlikeli”, negatif bir mantık aslında.

    Batı menşeli “dışbükey”, yıkıcı ve şeytani politik stratejilerin hayata geçmesi ya da hayatta kalabilmesi için, bölge üzerinde Suudi monarşizminin finans kaynaklarıyla dizayn edilen kurum, kuruluş ve organizasyonlarda (İslam İşbirliği Teşkilatı gibi…) yetiştirilen CEO’ları sahaya sürmek ve “ekmek” vaadi ile kitleleri cezp etmek. Bunu yaparken de meydanlara-mitinglere inmeme ve dolayısıyla bir-karşı parti-den alerji yaratmama kurnazlığını politik stratejiye dönüştürmek gibi aslında bir “kaçış planı” tuzağına düşmek.

    ***

    Ak Parti hükümetleri döneminde de halka, kömür, makarna ya da yiyecek-içecek veyahut giyecek gibi günlük tüketim mal ve hizmetleri yardımı yapılmıştı, her ne kadar yöntem olarak eleştirsem de.

    Ancak Başbakan, hiçbir zaman “Kömürcü”, ya da “Makarnacı Erdoğan” sloganıyla meydanlara inip, gülünç duruma düşmedi.

    Onun “Rüyası” farklıydı ve her zaman “var” olmaya “taraf”tı.

     

    ***

    Evet, “ekmek”, “bayrak”, “vatan”, “bölünme-bölünmeme”, “kucaklama”, “Atatürk”, “Türk”, “Kürt” gibi istismara açık terimler.

    Eski, sıkıcı, modası geçmiş, absürd ve bayat yöntemler bunlar.

    Günümüz insanı ise nispeten bu eski, sıkıcı ve sıkıntı üreten tuzakları, kendi “özüne” evrilme şeklinde değişiklikler peşinde koşarak aşmaya çalışmaktadır.

    Ve ister istemez bilinç, bu durumda, bilinçaltının yabancıl, mantıksız sapkınlıklarını kontrol ederken, bilinçaltı da bilincin bayağı, boş ve yavan bir akılsallıkla kuruyup gitmesine izin vermeyecektir. Bu durum, bastırılmış bilinçaltının infilak ederek üstbenliği veyahut kişiliği ele geçirmesine de engel olacaktır.

    Elbette ki bütünüyle başarılmış bir süreç değildir ve istisnaları Solmakla birlikte, belirleyici olma etkinlikleri aynı oranda azalmaktadır.

    Tabiidir ki bu istisnalardan bir “ekmek” çıkar hala, ancak cumhurbaşkanlığı değil. Ve bu şeytani projelerde kullanılan figür ya da figürlerin çok nazik ve nezaket sahibi ile asil görünümlü olmaları pek bir şey ifade etmeyecektir.

    ***

    Elbette ki ekmek bulma, insanlığın en büyük sorunudur.

    Ancak bu sorunun nasıl aşılacağı, çözüleceği ya da bunu başarmanın yolu nedir, ne değildir?

    Önce bu soruların yanıtı verilmeli ve sorun öyle tanımlanmalı.

    Belki de bu yanıtın verilme ve sorunun tanımlama zorluğundan olsa gerek, ekmek, somut bir ölçü olduğu için politikanın gündemine kolayca girebiliyor ve rencide edilebiliyor.

    ***

    Sıkıntı ya da çözümsüzlükler, varılmak istenen yere “kestirme yolu” buluverme veyahut zorlukları aşmanın yerine, ekmeğini, “kolay yöntemleri” kullanma kurnazlığıyla kazanma kargaşası ve itiş-kakışından doğuyor.

    Acaba, ekmek sahibi olmanın kestirme yolu ya da kurnazca yöntemlerden biri de cumhurbaşkanına oy vermek olmasın?

    Öyle gösteriliyor, ancak “fonksiyonel-içracı” olmayan, suya-sabuna dokunmayan, kendi deyimleriyle “nötr-tarafsız” bir cumhurbaşkanı nasıl ekmek vaat edebilir?

    Çok basit, ancak teknik yönüyle oldukça derin anlamlı kilit bir soru.

    Kısa ve öz yanıtı ise; Türkiye’yi eski “durağan-stabil” konuma getirmek.

    ***

    Bu durum nasıl sağlanır?

    Erdoğan’ın tasfiyesiyle “teknokrat” bir hükümet kurmak ve köşk’e de teknokrat bir cumhurbaşkanı getirmek.

    Türkiye “nötr” bir insanı, ya da bir “hiç”i seçsin, biz de yönetelim.

    Tıpkı Yunanistan’da, İtalya’da veyahut İspanya’da yapıldığı gibi…

    Ve böylelikle Türkiye, uluslararası kıta’sal blokların enerji tekellerini kıran projeleriyle geniş çaplı vizyonundan vazgeçip, kıçının üzerine oturmasını sağlamak.

    ***

    Geçtiğimiz günlerde Finlandiya Başbakanı, bir sabah kalkmış “tarçınlı kurabiye” nerde bulabilirim derdine düşmüş. Kişi başına ortalama yıllık milli gelir 42 bin dolar ve Kopenhag dünyanın en mutlu insanın yaşadığı kent sıralamasında birinci. Böyle bir ülkenin başbakanının başka ne derdi olabilir ki?

    ***

    Ancak Türkiye’nin, başbakanının veyahut cumhurbaşkanının o lüksü yok.

    Sadece enerji kaynaklı cari açığı 67,5 milyar dolar olan bir ülke Türkiye ve Başbakanı, bunu kapatmanın derdinde.

    Nasıl mı?

    Ekmek” satarak değil elbette.

    Rusya kontrollü “Kuzey Enerji Hattı” tekelini kıracak ve Ukrayna krizi sonrası İngiltere ve ABD’nin dört elle sarıldığı Türkiye’nin Azeri ve Türki Cumhuriyetleri’yle, K.Irak Kürdistan doğal gaz ve petrollerini Doğu ve Batı Avrupa ülkelerine taşıyacak “Güney Enerji Koridoru” bünyesinde gerçekleştireceği TAP, TANAP projeleriyle.

    Güneydoğu Anadolu, hatta Ortadoğu’nun makûs talihini değiştirecek “GAP Eylem Planı” ve geride bıraktığımız hafta parlamentoda onaylanan “Barış ve Çözüm Süreci” ile.

    İstanbul’u bir dünya finans merkezi haline getirecek ve uluslar arası “ekonomik politik” dengeleri Türkiye lehine dönüştürecek projeleri hayata geçirmek; “Kanal İstanbul, 3.havalimanı ve köprü ile ikinci bir Marmaray” projeleriyle.

    Hatta son günlerde Çin’le birlikte yapımı kararlaştırılan ve projelendirme aşamasında olan eski ipek yolunun yeni versiyonu diye adlandırabileceğimiz “Pekin-Tahran-İstanbul” hızlı tren projesi gibi…

    ***

    Bu durum, “Türkiye eksenli” yeni bir bölgesel merkezli güç dengesi yaratacak ve Türkiye, bölgeyi istikrara götürecek “manivela-kaldıraç” görevini üstlenecektir.

    Yani bölgedeki güç dengesinin çözümü Türkiye’nin yükselişi olacaktır. Güçlü bir Türkiye, İran ve İsrail’in karşı dengesi olur ve doğal olarak da “İran-Suriye-İsrail” şeytan üçgeni bozulur.

    Oluşan bu yeni denge de, Ortadoğu’nun istikrarını sağlar.

    Bu, bir “politik seçenek” ya da “strateji” olduğu kadar, bir “fizik yasası”dır da.

    Tek koşulu; eğer bir “hiç” değilsen ve “var” olmaya “taraf” isen…

    ***

    Evvelki günün akşamı “teravih” namazını, değerli dostum ve aynı zamanda da hemşerim olan İlahiyatçı-Öğretmen Hüseyin Yıldırım Bey’le, sonradan camiye dönüştürülen Ayasofya’nın avlusunda, cimlerin üzerinde birlikte kıldık.

    Namaz arasında imam, okuduğu bir sure’nin son cümlesini şöyle bitirmişi; “Le’küm, Din’i Küm, Veliyed’din”

    Zihnime takıldı ve Ekmeleddin Bey’i çağrıştırdı o anda, zamana zaman benimde namaz kılarken okuduğum ve çok kez dinlediğim, ancak Arapça bilmediğim için de anlamını bilmediğim o cümle.

    Namaz bitiminde Hüseyin Bey’e:

    Hocam, dedim; “O cümlenin anlamı neydi?”

    Senin dinin sana, benim dinim bana” şeklinde yanıtladı.

    Evet, Ekmeleddin Bey’e bir göndermemdi bu ve keşke bu halkın ömrü hayatında kendi emeğiyle kazandığı “ kutsalını” rencide eden karanlık ya da “kirli oyun”ların içinde yer almasa…

     

    Yapılan yorumlardan Medya Trabzon sorumlu tutulamaz.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yorumlar
    Sofistik Gurbetci
    18 Temmuz 2014 Cuma 14:26
    Anlayana..
    Trabzon dışında yaşıyor ve yazarı uzun zamandan beri keyifle okuyorum. Günlük yaşantımızla ilgili sorunların etki tepki cözüm önerileri ve kendine has ifade tarzıyla cesurca yazabilen bir yazar yöremizde bir ilktir. Yıllardır insanlara basma kalıp cümlelerle masallar anlatan örümcek ağı tutmuş beyinlerin sacmalıklarını okumaktan çok daha iyidir bence. Ancak hala yazı ile hiç ilgisi olmayan sırf kendi zayıf kişliklerini başkalarını küçük düşürme pahasına yüceltme uğraşıyla kendilerine zahmet
    193.110.85.45
    alperhan şahbaz kurtoğlu
    15 Temmuz 2014 Salı 15:05
    15:05
    Senin ilmin yaşın görmüş geçirmiş olduğun yıllar ne ki sen bu insana lafgüzar yapmaktasın

    sen stanbul’u bir dünya finans merkezi haline getirecek ve uluslar arası “ekonomik politik” dengeleri Türkiye lehine dönüştürecek projeleri hayata geçirmek; “Kanal İstanbul, 3.havalimanı ve köprü ile ikinci bir Marmaray” projeleriyle.bunlar...kusura bakma bu işler 4 yılda bilemedin 2 yılda biter..çok yazık bu toplumda böyle bir yazarçizer taifesi türedi övgü.,sövgü...akıllı olun toplum kutuplaşmaya başladı dağıldı..bunu gör..
    193.140.168.108
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 Medya Trabzon | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0462 321 10 75 | Faks : 0462 321 10 74 | Haber Yazılımı: CM Bilişim